Agnostisizm nedir?
Eski Yunanca’da gnostos bilinebilen, agnostos ise bilinemez olan demektir. En kısa tanımıyla agnostisizm bilinemezcilik olarak ortaya konur. Fakat genişletildiğinde içine şüpheciliği de alır, tarafsız, bağımsız, ön yargısız görüşü de. Bilginin kanıtlanmış, deneylenmiş, gözlemlenmiş olması gerekir. Metafizik inançlar ise kanıtlanamayacak türlerdendir. Bu açıdan Tanrı inancını ele aldığımızda araştırmayla, arayışla bilinebilir hale gelecek bir inanç olmadığı görülür. Akıl yürütme ile de ispatlanamaz. Dolayısıyla tanrı ve ölüm ötesi, inanç temelinden öte gidemez, bilinemez.
İnsanın bilme yetisi sınırlıdır. Her şeyi gözlemleyemez, deneyleyemez. Güneş’i, Mars’ı teknoloji ölçüsünde inceleyebilir ama teknolojisini ne kadar geliştirse de evrenin ötesini gözlemleyemez, başka evrenler olup olmadığını kanıtlayamaz. Çünkü milyarlarca ışık yılı uzaklıkta neler olduğunu bilmek olanaksızdır. Bu nedenle metafizik inançlar doğrulanamaz ve yanlışlanamaz.
Müslümanlık:
Kur’an’da İbrahim de müslümandır, Musa da, Adem de ve onlar gibi tanrıya inananlar da.
Öyleyse müslümanlığın Muhammed’in peygamber olduğuna inanmakla ilgisi yoktur. Çünkü Ne Musa ne de İbrahim Muhammed’i bilmez. Bu durumda Kur’an’a, Muhammed’e ve emirlerine bağlılık Muhammedîlik olarak tanımlanır, müslümanlık olarak değil. Bundan yola çıkarak Kur’an’a göre müslümanlığın tek tanrıcılık anlamına geldiğini söyleyebiliriz.
Nitekim Kur’an’daki Galu Bela anlatımına göre önemli olan; “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna verilen “Galu bela” yanıtının dünyada da veriliyor olmasıdır. Bu bağlamda bir tanrıya inanan her insan, hangi din ve inançta olursa olsun Müslüman görülebilir. Ne var ki Müslümanlık tek tanrıya inanan anlamı yerine, İslam dinine mensup olan anlamında dilimize yerleşmiştir. Buna rağmen başka dinden olanları Müslüman olarak tanımlanamasa da, ülkemiz insanı eğer Allah’a, tanrıya inanıyorsa daha detayına bakılmadan Müslüman olarak görülmelidir.
Bir insan Tanrıya inanabilir ama tanrıya inanmakla beraber dinlere ve içindeki akıldışı, bilimdışı, mantıkdışı anlatımlara inanmak zorunda değildir. O dinin kurucusu, tanrıdan görev aldığını iddia etmiştir ama bu rivayetten öte gitmez. İddia sahibi yalnız kendisidir ve ne kadar inandırıcı söylemler içinde olsa da, öncelikle düşünülmesi gereken bu iddiasının doğru olmadığıdır. Çünkü insanlardaki tanrı inancından yararlanmak isteyenler daima olmuştur, olmaya da devam edecektir.
Hiç kimsenin tanrıyı öne sürerek kendisine inanılmasını talep etme hakkı yoktur. Tanrı, hiç kimse için bir kanıt değildir. “Tanrıya inanmıyor musunuz? Göğü, güneşi, ayı, yıldızları yaratana inanıyorsanız eğer benim söylediklerime, yazdıklarıma da inanın” söylemi temelsizdir, mantıksızdır.
Tanrıya inanmak, tanrıyı öne sürenlerin söylediklerine de inanmayı gerektirmez. Hiçbir insanın böyle bir inanca zorunluluğu da yoktur. Eğer istemişse tanrı, yalnız kendisine inanılmasını istemiştir ki bu da bilinemez. Kendisiyle birlikte ona, buna, şuna inanılmasını istemiş olması mümkün değildir, tanrılık niteliğine aykırıdır. Öyle bir tanrı için, “O halde bu oyunu tersine çevirelim, sen gel tanrılık niteliklerini terk et, insan ol. Bakalım kimin doğruyu söylediğini anlayabilecek misin? denilmesi yanlış olmaz.
İşte bu noktada şunu söyleyebiliriz: Tanrıya inanan her insan, her Müslüman muhakkak şekilde agnostik niteliklere de sahip olmalı, din zincirlerinden kurtulmalı, özgürce düşünebilmeli ve sorgulayabilmelidir. Hele mezhep, tarikat ve cemaat bağlantıları, dini bağlılıktan çok daha aşırı ölçüde insanı iman kölesi haline getirebilmektedir. Buralara dahil olan insanların düşünce alanları daralmakta, beyinleri belli inançların mahkumu haline gelmektedir. Tabi bu bağımlılık, kendisine ve çevresine yaşamı zehir etmektedir. Bırakın kendi dininden olmayanları, kendi cemaatinden olmayanları bile kafir ve düşman gibi görecek bir radikal yapıya itilmektedir.
Ülkemiz Müslümanlarının önemli bir bölümü dini ve Kur’an’ı yeterince bilmemekte, kulaktan duyduklarıyla, aileden gördükleriyle dini yaşamaktadır. Bu insanların yaşamlarında dinle bağdaşmayan birçok gelenek ve kültür bulunmakta, hem bu kültürünü sürdürmekte, hem de dine uyum sağlamaya çalışmaktadır. Mezhep ve cemaatlerin zihniyetiyle hareket edip bu insanların tümünü İslam dışı görmek ülkemizin, halkımızın birliğine-bütünlüğüne büyük zarar vermek demektir.
Geçmiş tarihimiz bu yönde acı olaylarla doludur. Baskı görmesi gerekenler, kontrol altında tutulması gerekenler farklı kültürlere sahip Anadolu insanımız değil, onları tek tipleştirmeye çalışan gerici teokratik zihniyetlerdir.
Agnostik Müslümanlık:
Bir insan, tanrı inancının kanıtlanamaz ve doğruluğunun yanlışlığının bilinemez olduğu düşünüyorsa, dinlere ve kutsal olduğuna inanılan kitaplara şüpheci ve sorgulayıcı yaklaşıyorsa, içlerinden kimisini doğru buluyor ama bir kısmını da bilime, çağdaş medeni yasalara ve modern yaşama ters buluyorsa agnostik demektir. Tanrıya inanıyor ama İslam hakkında şüpheler taşıyorsa, peygamberin, vahyin doğruluğunun kanıtlanamayacağını ve 1400 yıl önce söylenmiş olanları bugün aynen tatbik etmeye kalkışmanın doğru olmadığı görüşündeyse ona “ agnostik Müslüman” diyebiliriz.
Panteist Müslümanlık:
Panteist evrenin ezelden beri varolduğuna inanmaz. Evrenin evrimine inanır. Evrenin evriminin başlangıcında tanrı vardır ve tanrı her şeyin, evrenin ve tüm varlıkların kaynağıdır, cevheridir. Her şey ondan türemiştir. Tanrı evrenin her zerresine nüfuz etmiş, evrenin ruhu haline dönüşmüştür. Tüm damlaların okyanusa kavuşması gibi evrenin tüm zerreleri de neticede birleşecek tekrar tanrıya dönüşecektir ve ardından yine evren ve yaşam şeklinde çark dönecektir.
Bu düşünce ve inançta olan bir panteist, felsefesini İslam Tasavvufuyla birleştirdiğinde dünyadaki diğer panteistlerden farklı bir niteliğe sahip olur ki bunun en doğru isimlendirmesi panteist Müslümanlıktır.
Agnostik Müslümanlar ifade özgürlüğünün öncüleri olmalıdır.
Agnostik Müslüman” ya da “Panteist Müslüman” isimlendirmesi sanalda pek gerekmeyebilir. Ama reelde bu tür isimlendirme yapmaktan çekinilmemeli, espri ile de olsa “Ben agnostik müslümanım” denilebilmelidir. Çünkü “müslümanım” demekten başka bir isimlendirmeye hoşgörü ile bakmayan bir toplumun farklı isimlendirmelere alışması ve bunun doğallığını kabullenmesi gerekir. Gazetelerde yazarlar, tv’lerde yorumcular, tartışmacılar sırası geldiğinde “agnostik Müslüman” ifadesini rahatça kullanabilmeli, “o nasıl Müslümanlıkmış?” diyenlere dindeki birçok konuya agnostik baktığını söyleyebilmelidir. Bu sayede zaman içinde gerçek agnostikler ve ateistler de kimseden etkilenmeden inanç kimliklerini ifade edebilirler belki.



Hiçbir şeyden anlamıyorsun varya
Bütün İslami eleştirilerini okudum hepsinde bilgisizlikten kaynaklanıyor. Bu iddialarının hepsine cevap veren siteler var…
Kuranda önceki peygemberler için “müslüman”dılar diye bir açıklama yok ve ayrıca müslüman kelimesi kuranda hiçbir yerde geçmez. Bu kelime dilimize farsçadan gelmedir. Kuran önceki peygamberlerin hanif olduğunu söyler. Kitap, vahiy indirilenlerin zaten kendi kanunları ve dini bir ismi var. Detaylı araştırmadan ortaya atılmış iddialar olduğunu düşünüyorum. terim üretme çabaların eğer müslüman değil de mümin kelimesi üzerinden olsa daha kabul edilebilir. sadece türkiyede değil, dünyada, müslim/müslüman kelimeleri, kelimeyi şehadet madalyonunun her iki yüzünü ihtiva edenler için bir nevi özelleşmiş kelimelerdir. Zaten Kuranın çoğu yerinde mümin ifadesi tek tanrıya inananlar için kullanılmıştır. Ne yazık ki kuranın ana diline aşina olmayan çoğu araştırmacı bu tarz gülünç çıkarımlarda bulunabiliyorlar. Bir daha düşüncelerinizi yazarken daha iyi araştırmanız temennilerimle.
Saygılar.
lem gulummi ağlayımmı?ben nerelere gidem? bilgisizlikmi? ee yuh yani acizliğin sıkışmışlığın bukadar belli edilmeside ayıp ama adamın bunca çalışmasına karşılık eleştiriye bak:SEN VAR YA SEN HİÇ BİŞEYDEN ANLAMIYON HEE…hadi lem ordan…cem yılmaz özentisi muminler sizi..cmylmz muslumanları hadi ordan…
agnostik teistlerin yada ognostik müslümanların takıldığı bi site varmıdır ya?
tebrikler,katılıyorum…
Bir yaratıcının varlığına inanan yarattıklarını neden başı boş bıraksın ? eğer bırakmadıysa birilerinin kalbine ilham olup insanlara kendinden bahsetmesi gerektiğini ve doğru olanın insanlara aktarımını yapması gerekmiz miydi ? tüm bunları yapabilmesi için de bir kitap göndermesi mantıksız mı ? eğer gönderdiyse gönderdiği bu kitabın da (eğer bu yaratıcıya inanılıyorsa,onun üstün yetenekleri olduğunu da kabul etmeliyiz ) tahrip edilmemesine gücü yetmez mi sizce ?
Allah başı boş bırakmamıştır. Başı dolu bir biçimde bırakmıştır. Zekamızı ve kafamızın içindeki aklımızı kullanırsak Allah’ın yolunda 1 adım atarsak elbette hidayet o vakit gelecektir. Sen af edersin şeyine bile takmadan bana hidayet gelecek diye beklersen daha çok beklersin. Ancak Allah tarafından bire bir hidayet peygamberleredir.
peygamberler doğuştan torpilli yani? ya da, peygamber olabilmek için çok zeki olmak gerekiyor ki insanları etkileyip, onların -aynı zamanda- siyasii önderi olunabilsin!
sünnetten bahseden ehl-i müslim cemaat, o kadar sünnetçiyseniz hadi siz de o zaman 9 yaşında bir kızla evlenin bakalım noluyor? modern bir toplumda yaşıyoruz, dünya daha global.. biz illa ki, hala müslim takılcaz diosanız lütfen sünnet saçmalıklarını bir kenara bırakıp dünya toplumlarınca kabul edilebilir, az da olsa mantıklı ve daha insanii seromoniler, ibadet şekilleri, ve yaşayış standartları bulmalısınız.
ben, hollandaya gittiğimde, ilk etapta tr’den geliyorum diye bana saçma bir önyargıyla yaklaşılıyorsa bu islamdan ve saçma yaşayış şeklindendir.
daha huzurlu, daha özgür, daha insanii, daha, bilimsel, daha dürüst ve tabi ki daha yasaksız(görev ve sorumluluklarının bilincinde) bir ülke, bir dünya istiyorum. ben hakediyorum ama bunu hep beraber haketmeliyiz..
saygılar..
HmS ! Hz.Aişe Hz. Peygamberle evlendiği zaman yaşı 9 değildi. Evlendiği zaman yaşı
18′i buluyordu. Bunun hesabını yapalım :
1- Hz. Muhammed’in D.Tarihi Miladi : 571 :
2-Hz. Aişe’nin Doğum Tarihi Miladi : 606
– Hz.Muhammed’in Hicret tarihi : 622
– Hicreten iki sene sonra evlilik gerçekleşiyor. ( 624 )
– Hz.Aişe’nin doğum tarihi olan 606′yi ,624′ten çıkardığımız zaman evlilik yaşı 18.oluyor.
ÖRNEK : EVLİLİK TARİHİ MİLADİ : 624
DOĞUM TARİHİ MİLADİ : 606
EVLİLİK VE DOĞUM TARİHİ : 624- 606= 18 (Evlilik tarihi )
NOT :
Emevi Hanedanları,küçük yaştaki kızlarla evlenebilmeleri için bu tür ( 9 yaş ) rivayetleri
uydurtmuşlardır.Bu görüş,Emevilerin görüşüdür. Yukarıda gösterildiği gibi,bu iddianın
tamamı uydurma ve yalnıştır. Saygılar.
sevgili bilal, bakın ben DTCF tarih mezunuyum. ve ben akademik anlamda bizzat kaynaklarından okuyarak islam tarihi dersleri aldım 3 sene. derslerde hocam prof. dr. ilhan erdem’in notlarında da aişe ile izdivacı yaşı 6, zifaf yaşı da 9 olarak belirtiliyor. bunları hangi islam tarihçisinden öğrendiğimi de ders notlarıma bakarak kaynakları size ileteceğim. sizin yaptığınız basit toplama işlemi son derce doğrudur. fakat verdiğiniz bilgi son derece gerçek dışıdır. ayrıca emeviiler her ne kadar faşist olsa da ciddi anlamda tarih kaydı yapmışlardır. bu ne öncesinde vardı ne de sonra ki islam hanedanlarında oldu.
bakın tarihi, askeri ve siyasi bir kişilik olarak muhammed’in özel hayatında zevk ü sefaya ve kadınlara olan zaafları tarihi olarak su götürmez gerçeklerdir. bir çok ayette bile allahın ağzından özel hayatıyla ilgili müstesna ve çifte standart teşkil eden ayetler tebliğ etmiştir. bu gerek savaş ganimeti olarak alınan kadınlarla beraber olabilme, şehit olan askerlerin kadınlarıyla evlenebilmeyi içeren ayetleri ve ifk olayını (!)açıklığa kavuşturan ayet gibi örnekleri de verebilrim.
çok bazrizdir. bence artık din olmaktan da çıkmıştır islam. çünkü dinlerin bir sistematiği olmalıdır. artık o kadar çok çelişkiler görülüyor ki islamda. bir disiplin olduğundan da bahsetmek mümkün değildir.
saygılarımla..