İFK OLAYI

AYŞE’YE ZİNA SUÇLAMASI

İslam peygamberinin eşlerinden Ayşe’nin Muhammed’i başka bir erkekle aldattığı iddia edilen olaydır. Zina ile suçlanan Ayşe’nin başından geçen olay ve sonrasındaki gelişmelerin tümü İfk olayı olarak geçer. Bazı tarihçiler ifk olayını kısa, bazıları da geniş bir şekilde ele almışlardır. Vakidi, Hişam, Yakubi, Taberi ve İbni Esir kendi tarihlerinde; ifk olayını nakletmişlerdir.

Tarihçilere göre Muhammed, çıktığı savaş seferlerine eşlerinden birini de yanında götürürdü. 626 yılında Yahudi Beni Müstalik kabilesine karşı çıktığı seferde yanına Ayşe’yi de almıştı. Beni Müstalik kabilesi mensuplarıyla kısa süren bir çatışmanın ardından Yahudiler mallarını ve hanımlarını bırakıp kaçmışlardı.

 

Fasıl : Gazveler Bölümü
Konu: Gazveler-Beni Müstalik
Ravi: Abdullah İbnu Avn
Hadis no: 4264
Nafi` rahimetullah`a katliam öncesi (İslam’a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı:”Bu İslam`dan önce idi. Resulullah Beni Müstalik`e (habersiz) baskın yaptı. Onlar (bu sırada) gafil haldeydi, hayvanlarını su kenarında suluyorlardı. Mukatillerini (Savaşanlarını) öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye`yi de ele geçirmişti.”

 

5582 -

 

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Beni’l-Mustalik’ten Cüveyriye Bintu’l-Hâris, Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh’ın hissesine düşmüştü (esaretten kurtulmak için mukâtebe anlaşması yaptı). O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı). Mukâtebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a geldi.

 

Hz. Aişe devamla der ki: “Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resûlullah’ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından korktum). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım.”Ey Allah’ın Resûlü dedi. Ben Hâris’in kızı Cüveyriye’yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sâbit İbnu Kays’ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukâtebe yaptım. Size, mukâtebe (bedelini ödemem)de yardım istemek üzere geldim.Resûlullah:
“Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?” buyurdular. Cüveyriye: “O nedir?” dedi.”Senin yerine mukâtebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?” buyurdular. Cüveyriye de: “Kabul ediyorum!” dedi. (Bunun üzerine, Sabit İbnu Kays’a adam göndererek Cüveyriye’yi ondan talep etti. Sabit: “O senindir, Ey Allah’ın Resûlü! Annem babam sana feda olsun!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm mukâtebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salıp azad ettiler ve: “Bunlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!” dediler. Hz. Aişe devamla der ki: “Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz aile halkı azad olundu.”Ebu Davud, Itk 2, (3931).

 

Cüveyriye’nin amcası ve kocası bu baskında ölmüştü. En yakınlarını kaybettiği gün yaşadığı bu pazarlık trajedinin son perdesi.

Cüveyriye’nin asıl adı Berre idi. Yaşının küçüklüğünden dolayı Muhammed ona kızcağız, küçük kadın anlamına gelen Cüveyriye adını verdi. Muhammed o gün onunla evlendi. Evlendikleri sıra Cüveyriye 20, Muhammed 58 yaşındadır.İfk hadisesi işte bu evlilikten sonra ve seferden dönüşte meydana geldi.

İfk hadisesini doğru değerlendirebilmek için; Ayşe’nin Cüveyriye meselesinde duygularını ve psikolojisini dikkate almak gerekirdi. Kendine rakip genç ve güzel bir kadın o gece kocasıyla gerdeğe giriyor. Ayşe’nin ruh halini düşünün. Üstelik Ayşe, lafını sakınmayan, Muhammed’e; “Bakıyorum da senin efendi tanrın senin şeyinin keyfini yerine getirmede hiç gecikmiyor” diyebilmiş bir kadın.

Ve ertesi günü dönüş için kervan yola çıkıyor…

İfk Hadisi:

Aişe (r.a.) buyurmuştur ki:

“Resulullah bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur`a çeker, kur`a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü.

Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi.

Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinden iniyordum. Resulullah , o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine`ye yakın bir yerde konakladık.

Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kazayı hacet için tek başıma) ordudan ayrılıp gittim, ihtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım.

Yemen’in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim.

O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilimi kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım:
Hülasa devemi sürüp gitmişler. Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugaha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm.

Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım. Safvan İbnu Muattal (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugahın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı.
Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü. Ben onun istirca sesiyle “İnna lillah ve inna ileyhi raci`un = Biz Allah`ın kullarıyız ve Allah`a dönüp varacağız” uyandım.

Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah’ıma kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircaından başka bir tek sözünü de işitmedim, indi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik. (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helak olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selül`e düşmüştü.

Ayşe anlatmaya devam ediyor:“Medine`ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada iftira edenlerin dedikoduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resulullah’dan başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alakayı göremiyordum.”Yanıma girip selam veriyor, sonra da: “Şu sizinki nasıl?” deyip çıkıyordu.
Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim.
Bu halde nekahet devresine girdim.
Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için hela olarak kullandığımız menası denen çukurların bulunduğu semte doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. Hicab ayetinden sonra evlerde helalar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hacetteki usulüne uyuyorduk.Dönüş yolunda yürürken Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi adet olan “düşmanın helak olsun” demedi): “Mistah helak olsun!” diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına: “Nasıl böyle dersin!” Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!” dedim. “Sen onun ne söylediğini işitmedin mi?” dedi. “Ne söylemiş ki?” dedim.Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı. Eve dönünce, Resulullah yanıma girdi ve: (İsmimi söylemeden) “Adamınız nasıl.” dedi. Ben: “Ebeveyninim yanına gitmeye izin ver” dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum.Resulullah izin verdi, ben de ebeveyninim yanma geldim. Anneme: “Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?” dedim. “Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah`a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler” dedi. Ben: “Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!” dedim. O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah oldu, ben hala ağlıyordum.Resulullah o gün Ali İbnu Ebi Talib`i ve Üsame İbnu Zeyd radiyallahu anhı çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişare ediyordu. Usame, ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti: “Ey Allah`ın Resulü! Onlar zevcelerinizdir. Allah`a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz.”Ali İbnu Ebi Talib de şöyle demişti: “Ey Allah`ın Resulü, Allah sana darlık vermez. Sana kadın çoktur. Sen cariyene sor, (onun halini o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir.”Resulullah bu tavsiye üzerine cariyemiz Berire`yi çağırdı ve: “Ey Berire, söyle! Aişe`de sana şüphe verici bir husus gördün mü?” diye sordu. Berire: “Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim.
Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: “Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi.”
(Bu soruşturma sonunda) Resulullah kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selül hakında, minberde şunları söyler: “Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah`a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir.” Resulullah bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa`d İbnu Muaz kalktı ve: “Ey Allah`ın Resulü! Allah`a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz.
Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!” dedi. Hazreç kabilesinin reisi olan Sa`d İbnu Ubade ayağa kalktı. Sa`d aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa`d İbnu Muaz`ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı. Sa`d İbnu Muaz`a dönerek şu sert cevabı verdi: “Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül`ü) öldüremezsin. Öldürtmeye gücün de yetmez.” (Ensar`ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr -ki bu zat da Sa`d İbnu Muaz`ın amcaoğludur- kalkarak Sa`d İbnu Ubade`ye çıkıştı: “Allah`a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey`e arka çıkıyorsan) sen de münafıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!” Derken (Ensar`ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resulullah daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı.Resulullah sükuneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti. Ben o gün de ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum. Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar`dan bir kadın izin istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resulullah girdi. Sonra oturdu.Hakkımda söylenen şeyler söyleneliden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resulullah otururken şehadet kelimesini de getirmişti. Sonra bana şunları söyledi: “Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan beri isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teala`ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teala tevbesini kabul ve affeder.”

Resulullah sözlerini tamamlayınca (izdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum.
Babama: “Resulullah’ın sözlerine sen cevap ver” dedim. Babam: “Vallahi Resulullah’a ne diyeceğimi bilemiyorum” dedi. Anneme yönelerek: “Resulullah’ın söylediklerine sen bari cevap ver” dedim.Annem de: “Vallahi Resulullah ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum” dedi. Aişe devamla der ki: “Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur`an`dan da fazla okumuyordum. Dedim ki: “Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: “Günahsızım” dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan beriyim- beni tasdik edeceksiniz.Allah’a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Yusuf`un babası ve onun şu sözüdür: “Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarımıza ancak Allah`tan yardım istenir” (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah’ın benim suçsuzluğumu te’yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah’ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyamete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim.
Ben, kendimi, Allah’ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resulullah göreceği bir rüya yoluyla Allah’ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum. Allah`a kasem olsun, Resulullah daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resulüne vahiy indirdi: Resulullah vahiy sırasında her zaman gelen halet istila etti.Sonra da o hal zail oldu. Resulullah tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu: “Ey Aişe Allah`a hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk” Annem de bana: “Kalk Resulullah’a teşekkür et!” dedi. Ben ise: “Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allah’ıma hamdediyorum.Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu” dedim. Allah’ın indirdiği vahiy şöyleydi:(Nur/11-14) “Muhammed’in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur.O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi? Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şahit getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır.Allah’ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız…”
Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64,
Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11,
Eyman 18, İ’tisan 28, Tevhid 35, 52;
Müslim, Tevbe 56, (2770);
Tirmizi, Tefsir, (3179);
Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).

İfk Olayına neden olan gerdanlık daha önce de Muhammed ve Ali ile Ayşe arasında tartışmaya neden olmuştur. Muhammed, İfk muharebesinden getirdiği ganimetleri eşleri arasında taksim ederken, iki gümüş gerdanlıktan birini Ayşe’ye diğerini eşi Ümmü Seleme’ye vereceğini söyledi. Ayşe her ikisinin de kendisine verilmesinde ısrar edince Muhammed ile Ayşe arasında tartışma çıktı. Ali, Ayşe’nin Muhammed’e karşı tepkili sözler sarf ettiğini görünce dayanamadı: “Ciddiyetini takın, itiraz edip durma, hakkına razı ol” şeklinde müdahalesi, Ayşe’yi kızdırdı. Ayşe bu defa Ali’ye ileri geri konuşmaya başladı. Muhammed’in, Ayşe’nin yakışıksız sözleri karşısında Ali’ye şöyle söylediği rivayet edilir:

“Ya Ali, dünya kurulalıberi, hiç görülmemiş bir işi sana havale ediyorum. Ayşe’nin emr-i talakını (boşanmasını) senin yetkine bırakıyorum. Senin onu boşamaklığın, benim boşamaklığım olsun.”

Ardından çıkan İfk hadisesinde Ayşe, kendisine karşı yapılan kampanyanın başını Ali’nin çektiği zannına kapılacak ve Ali’ye olan nefreti artacaktır.

Hadislerden bazı noktalar:
(Halife Ömer’den Nakil) Ayşe babasına dedi ki: “Allah’ın Resulü beni evinden dışarı attı.”
(El-Dorrulmensur C:6, S:146 ve El-Tibyan C:7,S.415)”Annem dedi ki: Resulullah’a karşısında (ihtiram ederek) ayağa kalk. Ayşe: Yalnızca Allah’a teşekkür etmek için ayağa kalkarım; (Peygambere dönerek) sana değil.”
El- Meğazî (Vakidî’nin) C:1, S: 434Taberî Tarihi’nde de şöyle gelmiştir: …Peygamber buyurdu: “Ey Ayşe; sana müjde veriyorum. Allah senin günahsız olduğunu nazil etti.” Ayşe dedi: “Allah’ın hamdı ve sizin kötü zannınızla..”
Taberî Tarihi C: 2, S: 114Ahzap suresi 50 ve 51. ayetleri için Ayşe Muhammed’e şöyle tepki gösterir:
“Bakıyorum da rabbin ancak senin hevanın-şehvetinin peşinde koşuyor.”

50. ayette geçen “kadınların kendisini Muhammed’e mehirsiz armağan etmesi” için de:
“Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mi ki, kendini bir erkeğe armağan etsin” demesi ilginçtir.
Tecrid, hadis no:1721)

Bu noktada kıskançlık konusuna bir değinelim:
İslam’ın Hatice’li döneminde tesettür ayetleri yoktu. Çünkü Muhammed’in kıskançlığı söz konusu değildi. O dönem Hatice’nin 55-65 arası yaşlılık dönemiydi. Ama çok eşliliğe geçtiğinde ve kendinden 30-40 yaş küçük genç kadınlar haremini oluşturunca; ahlak konuları ağırlık kazandı, kadınlar üzerinde baskı arttı ve tesettür şartı getirildi.

Benzer şekilde Ayşe de başlangıçta tepkili değildi. Çünkü ilk dönemlerde diğer eşleri kendinden yaşlıydı. Ama kendisi gibi genç Safiye’nin, Cüveyriye’nin, zeynep’in, Mariya’nın aralarına katılmasıyla Ayşe’nin de kıskançlık tepkileri verdiği anlaşılıyor.

“Bakıyorum da senin Rabbin hep senin zevkini yerine getirmek için koşturuyor!” (Tecrid, hadis  no:1721)

İmam Malik’in Muvatta adlı kitabında öyle bir rivayet var ki, kadın erkek tüm inananların tüylerini diken diken eder. Rivayete göre;   (Peygamberin ölümünden sonra) Ayşe, erkekleri kız kardeşi Ümmü Kulsum’a ve erkek kardeşinin kızlarına gönderir, onlardan süt emzirir, böylece Ümmül Müminin Ayşe, onlarla hicapsız olarak görüşmeyi kendine helal bilirdi. Çünkü Ayşe’nin içtihadına göre bu erkekler artık ona mahrem oluyorlardı!

http://www.darulkita…emme.htm#_ftn15  (12. şık, 15. dipnot)

12. îbn Şihab’a büyüğün emmesinin hükmü sorulunca, bu hususta, Urve b. Zübeyr bana şunları haber verdi dedi: «Resûlul-lah’ın ashabından Bedir muharebesinde bulunan Ebû Huzeyfe b. Utbe b. Rabia, Resûlullah’ın Zeyd b. Harise’yi oğulluk edindiği gibi, azadhsı Salim’i oğulluk edinip evlendirdi. Onu oğlu gibi görü­yordu. Kardeşi Velidin kızı Fatıma ile evlendirdi. Fatıma

Kureyş’in en güzide genç kızlarından olup ilk hicret edenlerdendi. Allah Teâlâ, Zeyd b. Harise hakkında: «Onları (oğulluklarını­zı) babalarının adiyle çağırın. Bu, Allah indinde daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız onlar dinde kar­deşleriniz ve do8tlarınızdır.»[14] âyetini indirince bu oğulluklar babalarına verildi. Babaları bilinmiyorsa, velilerine verildi. O sı­rada Ebû Huzeyfe’nin hanımı Amir b. Lüey kabilesine mensup olan Süheyl’kızı Sehle Resûlullah’a gelerek:

«— Ey Allah’ın Peygamberi, Biz Sâlim’i çocuğumuz gibi görü­yorduk. Yanımıza serbestçe girip çıkıyordu. Benim başım açık oluyor. Evimizde yalnız bir oda var. Salim hakkında ne buyurur­sun? Yanımızda kalabilir mi?» deyince, Resûlullah (s.a.v.):

«— Onu beş defa emzir süt oğlun olur.» (Yanına girip çık­ması caiz olur.) buyurdu. Sehle dediği gibi yaptı. Böylece Salimi süt oğul sayardı. Hz. Aişe de yanına girmesini arzu ettiği kimseye bu hükmü uygulardı. Kız kardeşi Ümmü Gülsüm ve erkek kardeş­lerinin kızlarına, yanma almasını arzu ettiği erkekleri emzirme­lerini emrederdi. Ama Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) diğer ha­nımları bu emme ile hiç kimseyi yanlarına kabul etmezlerdi ve: «Hayır, Allah’a yemin ederiz ki Resûlullah’ın Sehle’ye emri sadece Sâlim’in emmesine mahsus bir ruhsattır. (Başkalarının bu hük­mü uygulamaları doğru olmaz.) Hayır, Allah’a yemin ederiz ki, bu emme ile hiç bir kimse yanımıza giremez.» derlerdi.[15]

Bu doğruysa eğer, iman sapkınlığının vardığı bu boyut karşısında şaşırmamak elde değil. Kendisi ile erkekler arasındaki hicabın kalkması için erkekleri kızkardeşleriyle, yeğenleriyle biraraya getirip sözde süt emzirmesinin bir mantığı olabilir mi? Bu kadınlar, Ayşe’nin kardeşi, yakın akrabası olsa dahi yabancı erkeklere nasıl göğüslerini açıp da emzirtir? İnanmak mümkün değil. 15 no.lu dipnotta bu durum şöyle açıklanmaya çalışılmış ama bu sadece durumu kurtarmak için bir tahmin olsa gerek:
15. Ibn Abdilber der ki: Bu, müsnede (yani mevsul türüne) giren bir hadistir.  (…)
Sehle’nin Sâlim’i emzirmesi, memesinden süt sağıp Sâlim’e içirmesi ile ol­muştur. Yoksa yabancı bir erkeğin yabancı bir kadının memesini emmesi şöyle dursun, dokunması, hatta bakması bile caiz değildir. Bu hadisle, Hz. Aişe’nin amel ettiğini, Resûlullah’ın diğer hanımlarının amel etmedikleri­ni, bunu Resûlullah’ın Sâlim’e mahsus bir hükmü kabul ettiklerini görüyo­ruz.
Serdar Kaangil
About these ads
Bu yazı Din içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İFK OLAYI için 27 cevap

  1. Geri bildirim: İfk Olayı-Aişe Muhammet’i Aldattı mı? | Ateist Cevap

  2. istavrit dedi ki:

    Ali bu olayda ayse`den ciddi olarak suphelenir..Alinin bu tavri karsisinda ayse, aliye kin beslemeye baslar..Muhammedin olumunden sonraki kamel savasi bir hesaplasmadir ve siffin savasindan sonra islamin kendi icindeki en kanlisi savaslarindan biridir.

    boylece, siyasal islamin temel taslari dosenir..ve islamdaki ayrilik hareketleri ve mezhepler baslar..muslumanlarin pek bir itibar ettikleri non stop cennete gidecek olan sahabe, iktidar hirsi ile yuzbinden fazla muslumanin olmesine neden olur..

    islam birlik dini, islam kardeslik dini, islam baris ve sevgi dini soylemlerinin ici bostur. Muslumanlarin pek sevdikleri Hz.Aişe RadiAllahu Anh annelerinin kaybolan kolyesinin uzantisi olarak gunumuzde irakta hala siiler ve sunniler birbirlerini camilerini bombalamakta, bir birlerini kan golunde bogmaktadirlar…Israil, bir musluman oldurdugunde kiyameti koparanlar, islamin kendi icinde akitilan kana sessiz kalmaktadirlar..

  3. Kemo dedi ki:

    hakketten sağlam yorum … Ateş olmayan yerden duman çıkmaz ama bence moku yedi o

  4. insan dedi ki:

    bu süt anneliği olayını eksik aktarmışsın. okuyan da koca koca adamların gidip süt emdiğini sanar.
    kaynak çalışmıyor. başka yerden buldum.

    http://hucurat.net/webtr/kitap_arsiv/hadisi_serif/hadis_kaynaklari/muvatta/sutemme.htm

    burada aykırı bir durum yok. 2 yaşına kadarki bebeğin, 10 kere süt emmesi durumunda süt kardeşliğinden bahsediliyor. bunu buraya almanın sebebi ne?

    kendi sapık fikirlerinizi biraz zaptedin. biraz edepli olun olmaz mı?

  5. insan dedi ki:

    ayrıca oradaki salim’in emme olayındaki “özel ruhsat” olayı, gerçekten üzerinde durmanız ve islam’ı daha iyi anlamanız için çok elzem bir bilgidir. islam’da bazı olaylar bazı insanlara özeldir.

  6. orhan dedi ki:

    emme olayını eksik ve yanlı aktramışsınız..küçücük bir çocuğun emzirilmesinden ne sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz?

  7. orhan dedi ki:

    Mantık ve akademik objektifliği bir kenara bırakırsanız sizin de eleştirdiğiniz insanlardan farkınız kalmaz.

  8. SERDO dedi ki:

    AYŞE

  9. ceyhun dedi ki:

    ben islam tarihinde ayse hakkinda cok okudum.Su okuduklarimdan ortaya cikardigim su ki,muhammed ben öldukten sonra karilarim kimse ile evlenmiyicek ,onlar muslumanlarin anneleridir demesine ragmen.Su aise gizlide olsa ask hayati yasamisdir.Mesela, talha ,aisenin teyzesinin ogludur,Muhammedin olumunden sonra beraber olamazmiydi onunla.Bi ara talhada ,muhammed öldukden sonra ,aiseyi kendime alicam demis.Muhammed su olanlari duyunca cok sinirlenmis.Yani kisacasi su ayise ,bence hic keyfinden ,askindan kalmamis.Ayrica muhammedin o gece cevriye ile beraber olmasina inad,aiseninde ,savfanla olmasina inaniyorum.Su olanlar kendi gunumuzde bile var olmakdadir.

    • bilal dedi ki:

      ceyhun ! Haddini bil.! Kime iftira ediyorsun.Hani senin kaynağın ? Kafadan mı atıyorsun:?
      Bu saçmalıklarına kaynak göster.! yoksa müfterisin.! bence şöyledir,bence böyledir diye
      saçmalamışsın !!! Neden bu iftira ??? Bence şöyle,böyle.!!!!!!!!!!!!!!! diye iftirada bulun-
      makla,galiba dünya müfterileri rekotmen kitabına girmeyi başarabilirsiniz !!!!!!!!!!!!!!!!!!!

    • bilal dedi ki:

      Tekrar ediyorum ! Hz.Aişe’ye yaptığınız iftiralarla bence,” dünya müfteriler rekortmeni ola-
      bilirsiniz.!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Bu rekor şimdiden size hayırlı olsun.!!!!!!!!

  10. ceyhun dedi ki:

    bilal sinirlenmeye gerek yok .Ya bari hazreti aise deme ya.Tamam sen bana ,muhammedin hakikatan allahin rasulu ,elcisi oldugunu isbatlarmisin? Yada hakikatan aysenin ,muhammed öldukten sonra ,kimseyle ask yasamadiginin qarantisini vere bilirmisin? Kanitin varmi suna dair? allahin , kuranin üzerine yemin ede bilirmisinki,ayse bütün hayati boyunca muhammede sadik oldu? Kizcigaz daha genc yasindaydi muhammet öldüyünde ,bekarmi oturmaliydi? Ben okudugum eserlerden kanitlar vermeye calisicam ,yani bulupda hepsini yolluyucam sana.Simdi sunu oku. Tabiki sunu islamin sia kismi yazmis ,ehli-sunneti fircaliyor,ama dogru-dürüs yazmis .Ayri kaynaklardada raslamisim su olanlara. – Talha b. Ubeydullah

    Meşhur sahabelerdendir. Ömer b. Hattab’ın hilafete layık gördüğü altı kişiden biridir. Ömer, onun hakkında, “Mutluyken mümin, öfkeliyken kâfir, bir gün insan, bir gün de şeytandır” demiştir. Ehlisünnet ve’l-Cemaat’e göre de Peygamber’in (s.a.a) cennetle müjdelediği on kişiden biridir.
    Bu şahıs hakkında tarih sayfalarını karıştırdığımızda onun dünya malına aşırı derecede düşkün olduğunu ve bu uğurda dinini bile sattığını anlatan birtakım bilgilere rastlarız.
    Talha, Resulullah’ın eşlerinden biri hakkında şöyle demişti: “Eğer Resulullah ölürse Ayşe ile evleneceğim; çünkü o, benim amcamın kızıdır.” Bu söz Resulullah’ın kulağına vardığında çok rahatsız olmuştu.
    Hicap ayeti nazil olduktan sonra tüm kadınlar hicaba bürününce Talha yine şöyle dedi: “Acaba Muhammed bizim amcakızlarımızı da mı bize karşı giydirecek? O, bizden sonra hanımlarımızla evlenebiliyorken biz neden o öldükten sonra onun hanımlarıyla evlenmeyelim?”[265]
    Peygamberimiz bu sözleri duyunca incindi ve akabinde de şu ayet nazil oldu:
    “Sizin Allah Resulüne eziyet etmeniz ve ondan sonra eşlerini nikâhlamanız asla (caiz) olmaz. Bu, Allah katında çok büyük bir günahtır.”[266]
    Ebubekir vasiyetinde kendisinden sonra Ömer’i halife olarak atadığını belirttiğinde, Talha; “Sert ve kaba birini başımıza geçirip giderken Allah’a ne cevap vereceksin?” diye çıkışmış, Ebubekir de ağır küfürlerle ona karşılık vermiştir.[267]
    Ama görüyoruz ki aynı Talha, ikinci halife iktidara geçtikten sonra susuyor, ne yaparsa rıza gösteriyor ve hatta onun sadık dostlarından oluveriyor. Daha sonraki zamanını da kendine mal-mülk biriktirmeye, gulam ve cariye satın almaya adıyor.
    Özellikle Ömer onu kendinden sonra hilafet makamına aday gösterdikten sonra Talha hep o anı arzu ededurdu ve halife olacağı günü iple çekmeye başladı.
    Talha da diğerleri gibi Hz. Ali’yi yalnız bırakıp Osman b. Affan’ın yandaşları arasına katılanlardandı. Çünkü Ali (a.s) hilafete geçecek olursa, hiçbir ümidi kalmayacağını biliyordu.
    Nitekim İmam Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur. “Onlardan biri kininden ötürü yüz çevirdi, diğeri damadına oy verdi, diğerinin rezillikleri de zaten ortadaydı…”
    Muhammed Abduh, İmam’a ait bu ibarenin şerhinde şöyle demiştir: “Talha, Osman’a aşırı ilgi duyardı. Çünkü aralarında akrabalık bağı vardı. Nitekim raviler de böyle nakletmişlerdir. Onun Ali’yle olan düşmanlığı Osman’a yönelmesi için yeterliydi. Zira Talha, Benî Temim kabilesindendi. Benî Haşim ile Benî Temim kabileleri birbirlerine pek sıcak bakmıyorlardı. Çünkü Ebubekir, onların (Benî Temim) kabilesi arasından halife olmuştu.”[268]
    Hiç şüphesiz Talha, Gadir-i Hum’da biat eden sahabelerden biriydi. Peygamberimizin Ali (a.s) hakkında; “Ben kimin mevlası isem bu Ali’de onun mevlasıdır” ve “Ali hak iledir, hak da Ali iledir” sözünü duymuştu. Hayber savaşında bulunmuş ve Peygamber’in bayrağı Hz. Ali’ye (a.s) vererek şöyle dediğini görmüştü: “O, Allah’ı ve resulünü sever, Allah ve resulü de onu sever.” Ve yine İmam Ali’nin (a.s) Peygamber’e (s.a.a) olan nispetinin Harun’un Musa’ya olan nispeti gibi olduğunu anlamıştı. Ve o, Hz. Ali (a.s) hakkında nice faziletleri daha biliyordu.
    Ama onun derin kini ve hasedi kalbini doldurmuştu. Kabilecilik taassubu ile Ebubekir’in, yani amcasının kızı Ayşe’nin taraftarlığını yapmaktan başka bir şey bilmiyordu.
    Evet, Talha Osman’ın yanında yer aldı ve ona biat etti. Çünkü Osman ona her zaman bağışta bulunuyordu. Hilafete geçtiğinde Müslümanlara ait Beytü’l-Mal’ın[269] kapılarını Talha’ya öylesine açtı ki, haddi hesabı yoktu.[270]
    Talha’nın mal varlığı, hayvanları ve köleleri öylesine artıyordu ki, gün geldi, sadece Irak’taki hububat gelirinden günde bin dinar (altın para) kazanmaya başladı.
    İbn-i Sâd, Tabakat adlı eserinde şöyle yazar: Talha dünyadan gittiğinde mal varlığı otuz milyon dirhem (gümüş para) idi. Bunun 2 milyon 200 bini dirhem, 200 bini de dinar idi. Diğer mal varlıkları (gayrimenkul) ise bağ ve arazilerden ibaretti.”[271]
    Her şeye rağmen tüm bunlar Talha’nın isyan etme sebeplerindendi. Yakın dostu Osman’ı ortadan kaldırmak için diğerlerini kışkırtıyor, böylece onun yerine hilafet koltuğuna oturmayı hedefliyordu.
    Belki de onu hilafet için iştahlandıran ve bu arzuyu gönlüne yerleştiren, Ümmül Müminin Ayşe olmuştu. Çünkü Osman’ın hilafetini sonlandıran en önemli etken oydu. Osman’ı ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmıştı. Amcası oğlu Talha’nın hilafete geçeceği konusunda en ufak bir şüphesi dahi yoktu. Osman’ın öldürüldüğünü ve insanların Talha’ya biat ettiklerini duyduğunda çok sevindi ve şöyle dedi: “Şu uzun sakallı ihtiyar def olup gitsin! Ne mutlu reşit çocukların babasına! Ne mutlu amcamın oğluna! Ne mutlu babasına! Allah’a ant olsun ki onlar Talha’nın bu makama layık olduğunu biliyorlardı.”
    Evet, onca şeyden sonra Talha da Osman’ı böyle ödüllendirmişti işte. Onun sayesinde zengin oldu, sonra da hilafete gözünü dikte ve bu makam için onu öldürdü. Halkı ona karşı öylesine kışkırtmıştı ki Osman’ın evi kuşatma altına alındığında evine su bile götürmelerine izin vermiyordu.
    İbn-i Ebil Hadid der ki: “Osman kuşatıldığı zaman şöyle diyordu: “Yazıklar olsun bana! Ben, Hazremî’nin oğluna (Talha’ya) ne bağışlar yapmıştım, ama o benim kanımı dökmek istiyor ve insanları beni öldürmeye zorluyor. Allah’ım, onu muradına erdirme ve isyankârlığının neticesini ona tattır!”
    Evet, başlangıçta Osman’ın taraftarı olan, hilafeti İmam Ali’nin (a.s) elinden alabilmek için Osman’ı öne süren, Osman’ın verdiği altın ve gümüşlerle bu kez de insanları Osman’a karşı ayaklandıran, ölüm fermanını veren ve hatta bir yudum suyu dahi ona çok gören Talha’dan başkası değildi. Hatta Osman’ın cansız bedenini getirdiklerinde onun Müslüman mezarlığına defnedilmesine engel olmuş, bir Yahudi mezarlığı olan Haşş-i Kevkeb Mezarlığı’na defnettirmişti.[272]
    Osman’ın öldürülmesi olayından hemen sonra (gelişen olaylar neticesinde) İmam Ali’ye (a.s) ilk biat eden de yine Talha olmuştu. Ne var ki daha sonra biatinden döndü ve Mekke’deki amcasının kızı Ayşe’ye katıldı. Bu kez de Osman’ın intikamını Hz. Ali’den almaya kalkıştı. Fesüphanallah! Bundan daha büyük bir iftira olabilir mi?
    Bazı tarihçiler Hz. Ali’ye (a.s) olan biatinden neden döndüğünü şöyle açıklamışlardır: “Hz. Ali Talha’yı Kufe ve etrafındaki illerin valiliğine atamaya yanaşmadı. Bunun üzerine Talha da biatini bozarak dün biat ettiği imama ertesi gün savaş ilan etti.”
    Görüldüğü gibi bu tavırlar baştan ayağa dünyaya tapan ve ahiretini dünyasına satan kimselerin psikolojisini sergiliyor. Böyle bir yapıya sahip kimse mal, mülk, makam ve paradan başka bir şey düşünmez.
    Tâhâ Hüseyin şöyle der: “Talha düzen karşıtları arasında bir numuneydi. Zenginliği ve gücü varken razı idi, ancak daha fazlasını istediğinde muhalefete kalkıştı, öldürdü ve öldü.”[273]
    İşte bu adam, bir önceki gün İmam Ali’ye (a.s) biat edip bir sonraki gün biatinden dönerek Resul-i Ekrem’in (s.a.a) hanımı Ayşe’yi Basra’ya kadar çeken kimsedir. Hz. Ali’nin biatinden insanları döndürmek için onları tehdit eden, masum insanların kanını akıtan, özgürce biat ettiği halde zamanının imamına muhalefet edip onunla savaşan kimse…
    Her şeye rağmen İmam Ali (a.s) savaştan önce ona bir elçi göndererek, “Bana biat etmemiş miydin, biatinden dönmene sebep olan şey nedir?” diye sormuş, Talha “Osman’ın kanı” diye cevap verince İmam, “O halde hangimiz Osman’ın kanına daha yakınsa Allah onu öldürsün!” diye buyurmuştu.
    İbn-i Asakir’in rivayetinde şöyle geçer: «İmam Ali (a.s) ona şöyle dedi: “Ey Talha! Seni Allah katında şahitliğe çağırıyorum; Allah Resulünün şöyle buyurduğunu duymadın mı: “Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır. Allah’ım, Ali’nin dostuyla dost, düşmanıyla da düşman ol!” Talha, “Evet, bunları duydum” deyince Hz. Ali, “Öyleyse neden benimle savaşıyorsun?” diye sordu. Talha, “Osman’ın dökülen kanının intikamını almak için” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle dedi: “O halde hangimiz Osman’ın kanına daha yakınsak Allah onu öldürsün!”»
    Allah da İmam Ali’nin (a.s) duasını kabul etti ve Talha aynı gün öldürüldü. Talha’yı, Hz. Ali (a.s) ile savaşmak için getiren Mervan b. Hakem öldürmüştü.
    Talha öyle bir kişiliğe sahipti ki, fitne yaratmakta ve hakikatleri örtbas etmekte üstüne yoktu. Hiçbir anlaşmayı kabul etmiyor, kendi anlaşmalarına vefa göstermiyor ve hakkın sesine kulak asmıyordu. İmam Ali (a.s) ona hakkı göstermesine rağmen Talha ondan yüz çevirdi. Beraberindekilerle birlikte azgınlıklarına devam etti ve onun bu fitneleri yüzünden Osman’ın kanıyla alakası bile olmayan birçok insan öldürüldü. Öldürülen masum insanlar hayatı boyunca Basra’dan dışarı çıkmamış, hatta Osman’ı bir kere dahi görmemiş insanlardı.
    İbn-i Ebil Hadid şöyle yazmıştır:
    «Talha Basra’ya geldiğinde Abdullah b. Hekim et-Temimî yanına gelerek göndermiş olduğu mektuplar hakkında görüşme talebinde bulundu. Abdullah: “Ey Ebu Muhammed (Talha)! Bunlar senin bize göndermiş olduğun mektuplar değil mi?” diye sordu. Talha, “Evet” deyince Abdullah şöyle devam etti: “Dün, ‘Osman’ı öldürün ve onu hilafetten azledin!’ diye mektup gönderiyordun; şimdi de onu öldürüp yanımıza geliyor ve suçu bizim üzerimize mi atıyorsun? Allah’a ant olsun ki kendi söylediklerine kendin de inanmıyorsundur. Sadece dünyalık peşinde olduğunu biliyorum. Aşırı gitme! Eğer Osman’ın katillerini biliyor idiysen neden özgürce Ali’ye biat ettin, sonra da biatinden dönüp bizi de fitnelerine bulaştırmak için buralara geldin?”»[274]
    Ehlisünnet ve’l-Cemaat, tarih ve sünen kitaplarında Talha b. Ubeydullah hakkında işte bu gerçekleri yazmıştır. Ama tüm bunlara rağmen Ehlisünnet, bu adamı cennetle müjdelenen on kişiden biri olarak tanımaktan da geri kalmaz.
    Ehlisünnet galiba cenneti Hilton Oteli zannediyor! Öyle ya, oraya milyonerler de giriyor fakirler de, katiller de giriyor maktuller de, zalimler de giriyor mazlumlar da, müminler de giriyor münafıklar da, iyiler de giriyor kötüler de… Şimdi bu adamlar Hilton otelinde bir araya gelir gibi cennette de mi bir araya gelecekler?
    “Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?”[275]
    “Yoksa biz iman edip de iyi işler yapanları yeryüzünde bozguncuk yapanlar gibi mi tutacağız veya Allah’tan korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?”[276]
    “İnanan kimseyle fasık bir olur mu hiç? Bunlar asla bir tutulmaz.”[277]
    “İman edip de iyi işler yapanlara gelince; onlar için yaptıklarına karşılık varıp kalacakları cennet konakları vardır. Yoldan çıkanların varacakları yer ise ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler. Onlara, ‘Yalanlayıp durduğunuz cehennem ateşini tadın artık!’ denir.”[278]

    • bilal dedi ki:

      ceyhun bey ! 1- Gösterdiğiniz rivayetlerdeki çelişkilere bakarmısınız ?????
      a) ” Ömer bin Hattap Talha bin Ubeydullah hakkında mutluyken mü’min,öfkeli iken kafir,
      bir gün insan,bir günde şeytandır.” dediğini yazıyorsunuz.! b) Talha bin Ubeydullah hz.
      Ömer’in halifeliğine de sert ve karşı çıktığını da ” yazıyorsunuz.!!! Peki Bunu hz.Ömer
      nasıl halifeliğe layık görüyor ve ismini de halife olabilecek şahıslar arasına alıyor.????
      Biraz mantıklı düşünürseniz bu rivayetlerin ne kadar saçma ve uyduruk rivayetler olduğu-
      nu anlamalısınız.!!! Eğer hz.Ömer,onun hakkında bunları söylemişse,onu nasıl halife
      adayları arasına koyuyor.? Biraz mantıklı düşünürseniz,bunların saçma sapan rivayetler
      olduğunu anlamanız gerekir.! c) Aşeri mübeşşere (cennetle) müjdelenen on kişi hakkındaki
      rivayet mütevatir ve kesin değildir. Bu nedenle inanç konusunda böyle bir rivayet kabul
      edilemez.! Bu bir rivayettir.Böyle kesin bir şey yoktur.! Gerek ehli sünnet olsun,gerekse
      Şia müslümanları olsun kaynaklarında nice uyduruk,iftira ve yalan rivayetler mevcüttür.
      Hadisler, hz.Peygamber zamanında yazılıp kayıt edilmediği için arasına nice uyduruk,
      yalan ve iftira dolu rivayeler girmiştir.Mütevatir olmayan hadisler korunamadı.Hadisler
      kulaktan dolma bilgilerle hz.peygamberin vefatından yaklaşık 200-250 sene sonra ted-
      vin edimleye başaladı.Peki,söylenen bir söz zamanında yazılmamış ve kayıt altına alın-
      mamışse,bunca zaman ( 250 sene) bu nasıl korunabilir??? Demekki,gerek ehli sünnetin,
      gerekse Şia müslümanlarının kaynakları olsun,bunlara nice uyduruk rivayetler girmiştir.!
      Kesin ve tek güvenilir kaynak Kur’an’ı Kerimdir.Dinin tek kaynağı da yine kur’an’ı Kerim-
      dir. sünnet ise dinin kaynağı değil,açıklama ve uygulama şeklidir.Tabiiki,bunun da sahih
      ve mütevatir olması lazım.!!! Evet, Kütübü sittelerin içinde nice uyduruk ve yalan rivayeler
      vardır.!!! Ebu Hnife hz.sadece 17.Sikka (güvenilr) hadisten söz ediyorsa,Ebu Hanife ve
      İmam malik,Kütübü sitte de geçen bir çok rivayetle amel etmemişse,bu kitaplarda nice
      uyduruk rivayetlerin olduğunu anlamaktan güçlük çekmeyiz.! Aşeri mübeşşere hakkındaki
      rivayet,mütevatir ve kesin değildir.Bu konudaki inancın hiç bir önemi yoktur. Çünkü bu, ne
      kur’an’a ,ne de mütavatir bir sünnete dayalıdır.! Bu nedenle bana Talha’yı anlatmanıza
      gerek yoktur.Ben bunu savunmadım ki kalkıp onun hakkında ileri geri rivaytleri getiriyorsu-
      nuz.! d) Benim karşı çıktığım şey hz.Aişe hakkındaki iftiralarınızdır.hz.Aişe’de bir beşer-
      dir,hata ve yalnışlıkları da olabilir.Ama onun hakkında söylediğin şeyin en büyük iftitira ol-
      duğunu bildiğim için size söz konusu ifadeleri kullandım.Onun böyle bir durumdan beri
      olduğunu kur’an anlattığı halde,siz kakıp kafanızı uyduruk ve iftira dolu rivaytlere takmış-
      sınız.! Bunun için ben itiraz ettim.İstediğiniz kadar Talha hakkında konuşun,ama hz.Aişe’
      ye iftirada bulunmayın.!!! Tek güvenilir kaynak Kur’an’ı Kerimdir.Uyduruk rivaytelri bana
      göstemeyin,İster Ehli sünnetin,ister Şia müslümanlarının kaynaklarında olsun böyle saç-
      ma sapan ve uyduruk rivayetlere ihtiyacımız yoktur.!!! Saygıyla.

  11. ceyhun dedi ki:

    Bak bilal aslina bakarsan su talhayi cok beyeniyorum .Adam cok net konusuyor ,kimsedende cekinmiyor.Hakikatan öyle diyilmi sen bizim karilarimizla evlene bilirsin ama bize sen öldükten sonra bu yasak.Adalet sunun neresinde yani ? BILAL sana acik konusucam su muhammet simdi bizim zamanimizda yasasaydi , karilarimiz hosuna gitseydi ,sanada ,banada karinizdan vaz gecin ,onlar bana helal diyicekti.Üzerine bi ayetde indirdimi is tamam .Bilal bu kadar saf olmaya gerek yok bence.Tamam seni güzel anliyorum ,öldükten sonra cehennem azabindan korkuyorsun .Ama bi düsü ben kafayimi yedim sence ,durduk yere dinden -imandan vaz gectim.Ya o cennet varsa eyer ben oraya gitmek istemezmiyim sence? Neden vaz gectim neden? Yillar oldu artik ,hep okudukca yalanlar uzerine insa olmus bir din cikti karsima.Yani bi tek islam diyil tüm dinlerin zeki insan beyninin ürünü oldugunu anladim.Tamam bilal soyle yapalim ,senin dinin sana ,benim özgürlüyüm bana.Benim bildiyim bi sey var . Biz TÜRK oglu TÜRKÜZ.

    • bilal dedi ki:

      ceyhun ! Bak yine saçmalamışsın,Hz.Muhammed hakkında ne biçim düşünmüşsün,sen
      bir hayal perest misin.? .”……..Haşa kimin eşine göz dikmiştir ki,bugün burada olsa karı-
      larımıza göz dikecekti.? Biliyorum,yine bana uyduruk ve iftira dolu bir rivayeti gösterecek-
      siniz değil mi ??? Geç bunları geç.!!! Bu sayfalarda konuyla ilgili nice yazılar yazılmıştır,
      bunları bulup okumanızı tavsiye ederim.!!!
      Hz.Muhammed’in peygamberliğine ister inan,ister inanma.Ama sakın ha hakeret etme,!!!Hz.Peygamber ve eşi hz.Aişe’ye de iftirada bulunma.!!! Sen iftira dolu bir iddia da bulunu-
      yorsun.! İddia sahibi,iddiasını sağlam belgelerle kanıtlamazsa müfteri olur.!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
      Senin dinden vaz geçmenin nedeni işte bu tür uyduruk ve yalan rivayetlerdir.dinini bu tür
      uyduruk rivayetlerden değil,benim gibi,Kur’an’ın orjinal mesajından öğrenmiş olsaydınız,
      belki böyle olmazdınız.!!! Tekrar ediyorum,dinin tek kaynağı kur’an’ı Kerimdir.Başka bir
      kaynak yoktur.Hadisler mütevatir ve sahih ise,kabul ederiz,yoksa söz konusu rivayetler
      uyduruktur,kabul edilemez.!!!!!!!!!!
      =========================================================
      Allah’a olan inancımız,cehennem korkusundan değildir.Akıl ve mantık mühakemesi sonu-
      cunda bir gecekondunun ustasız,mimarsız oluşamayacağının hükmüne vardığımız gibi,
      şu koca evrenin de,kendiliğinden,veya rsatlantı sonucu olarak,mücitsiz ve yaratıcısız ola-
      rak oluşamayacağının hükmüne vardığımız içindir.!!! Yani akıl ve mantık yürütme sonucu olarak inançlı olmuşuz.! Bu inanç olmasaydı,cennet ve cehenneme inanmazdık ve dolayı-
      sıyla varlığına inamadığımız bir cehennemden korkmamız da söz konusu olmazdı.Şu can-
      sız,şuursuz evren,ancak üstün bir akıl,zeka,bilinç,irade ve YARATICI bir kudretin eseri ola-
      bilir.! Hiç bir yapı,hiç bir eser kendiliğinden oluşamıyor.! Bir binanın banisi varsa,bir resmin
      ressamı varsa,bir heykelin heykeltraşı varsa,şu cansız,şuursuz büyük evrenin de bir mü-
      cidi, mimari ve yaratıcısı da vardır. Akıl,mantık ve bilim bunu gerektirir.!!! Evet,cansız ve
      bilinçsiz madde,bilinçli bir akıl,zeka,irade ve YARATICI bir kudretin eseridir.!!! Yüce
      Yaratıcı tarafından üstün meziyetlerle yaratılmış olan insanlar da başı boş ve sorumsuz bırakılacak değildir. Yüce Yaratıcıyı tanıyıp ona inanan ve yeryüzünde iyilik yapan ile
      kötülük yapanlar aynı katagoriye alınmayacaktır.Yaratıcının emrine uygun davranıp her-
      kese iyilik yapanlar mutluluk yurdunda,inanmayıp kötülük yapanlar ise,ıstırap yurdunda
      yaşaycaktır.!!!!! saygıyla.

  12. ceyhun dedi ki:

    Tamam kardes haklisin ,biz ayse hakkinda konusuyoruz.O zaman sunu oku bi zahmet.Sunlar yetmese devamini yollarim sana.Yeterki hepsini oku ,iftiradir de Bilal kardes. Baslik söyle. Ayşe ve Hafsa’nın Hz. Muhammed’e İçirdikleri İlaç
    a) En Başta Buhari ve Müslim’de Ledud Olayı

    Hz. Muhammed’in ölüm nedeni şu hadiste aranmalıdır demek, yerinde bir ifade. Kitabın ana teması, aslında bu bölümdür. Kalan kısımlar birer teferruattır, tabii ki onlar da önemli; ancak burası çok farklı. Bir şey anlatmadan hemen konunun başında yorum yapmak doğru değildir. Vurgulamak istediğim, Hz. Muhammed’in ölüm gerçeği bu başlıkta aranmalıdır.

    Buhari’nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim’de ve başka da birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Hz. Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca bakıyor ki ona ağız yoluyla ilaç içiriyorlar. Bunu görünce çok kızıyor ve “Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı? Neden bana ilaç içirdiniz? Hepiniz bu ilaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur” diyor. Bazı rivayetlere göre, Muhammed bu ilaç meselesini fark edince onlara soruyor, kim yaptı diye? Onlar da amcan Abbas yaptı yanıtını verince kendisi, içinizde zaten tek sağlam kişi amcamdır diyor. Bu rivayet çok yaygın; ancak İbn’ül Cevzi’nin aktardığı cümleler daha da ilginç: Hz. Muhammed bu arada eliyle Habeşistan’a işaret ederek, bu ilaç içirme yöntemi Habeşli kadınların işidir diyor. Demek ki onlar bu yöntemle insanları zehirlemekle meşhurmuş ki böyle söylüyor. (57)

    Zaten bu konuda hem Buhari, hem de Müslim bağımsız bir bölüm açmışlar: Ledud bölümü. Ve her iki kaynağın sarihleri de, “’Ledud’, hastanın istemediği halde, rızası dışında kendisine verilen ilaç demektir.” tanımını da yapmışlardır. Hatta İbni Sad gibi bazı tarihçiler, Muhammed onlara, “Neden sizi uyardığım halde bana bunu yaptınız, üstelik ben oruçluydum.” demiş.

    Hz. Muhammed’in o ağır hastalık haliyle oruç tutması bir kere inandırıcı değil. Ancak belki ona ilaç içireceklerini tahmin ettiği, bunu onlardan beklediği ve sezdiği için böyle bir taktiğe başvurmuş olabilir: “Bakın ben niyetliyim, sakın ola bana bir şey vermeyin.” demek istemiştir. Ama buna rağmen onu dinlememişlerdir.

    İbni Sad gibi bazı İslam tarihçileri bu konuda net süre de veriyorlar. Pazar günü ona ilaç içiriyorlar, ondan sonra çok ağırlaşıyor ve pazartesi günü, yani bir gün sonra vefat ediyor. Çok ağırlaştığını duyup da yanına gelen Üsame b. Zeyd, “Geldiğimde bana bakıyordu; ancak artık konuşamıyordu.” diyor. (58)

    Hadisten, orada bulunanlar içinde yalnız amcasına güvendiği kesin. Kalanlar zaten eşleri Ayşe ve Hafsa (ki zaten hasta iken Ayşe’nin evinde kalıyordu). Çok açık ki onlara güvenmemiş. Çünkü onun ihtiyaç duyup böylesine bir uyarıda bulunması, sakın benden habersiz bana ilaç içirmeyin demesi, aslında birçok şey ifade ediyor. Demek ki kuşku duyduğu bazı emareler daha önce yaşanmış ki, onlara güvenmiyor. O nedenle kendilerini ilaç içirmeme konusunda uyarıyor.

    Gerçi burada Ayşe’nin yaptığı bir savunma da var. Şunu diyor: Aslında bizim yaptığımız bir şey yok; ancak Muhammed ilaçtan korktuğu için kızıyor. (59) Herhalde Ayşe bu kadarını da becerebilir; hemen kalkıp “ben yaptım” diyecek hali yok ya. Bir de benzer şüphe içerikli hadisleri hep Ayşe anlatıyor, neden diğer eşleri de bu anlatımlarda yok, neden bunlar hep Ayşe’ye dayalı? Bu durum Ayşe’nin aktif olarak bu planların içinde olduğunu gösteriyor.

    İlginçtir ki bu hadisleri açıklayan, bunlar üzerinde şerh yapan kişiler, eften püften noktalar üzerinde durmuşlar. Mesela buna bakarak, acaba hastaya, isteği dışında ilaç verilir mi gibi şeyler. Kimse, acaba Ayşe-Hafsa aracılığıyla böyle bir planın uygulanması mümkün mü, siyasi bir komplo ihtimali var mı diye bu konuda kafa yormamış veya bilerek değinmek istememiş.

    Ayşe, “Hayatımda Muhammed’in ateşi ve ağrısı kadar şiddetli bir ağrı-ateş görmedim” diyor. (60) Muhammed kendi ateşi hakkında, “Bana yedi kuyudan su getirin, kullanayım da belki biraz serinlenirim; ama ateşimin düşüreceğini hiç sanmıyorum.” diyordu. (61)

    Burada yineliyorum: Üç yıl önce yediği zehirli bir yemekten dolayı aniden bu kadar aşırı derecede ateş ve ağrı olur mu, bunu, ilgili dalın uzmanlarından sormak lazım. Belki tekrar olur ama bir kere Yahudi bir kadının ona zehirli bir yemek ikram etmesi ve onun da yemesi meşhurdur, buna kimsenin itirazı yok. Çünkü bu konuda kanıtlar güçlü ve hayli fazla. (62) Yalnız gerçekten üç yıl önce ve o günkü şartlarda zehirli bir yemek bu kadar zaman sonra kendini gösterir mi, bunu bilemiyorum.

    Bir de şu çok önemli; ister o zehirli etin etkisi olsun, ister olmasın; burada farklı bir komplo, farklı bir cinayet nedeni söz konusu: Ömer ve Ebubekir’in, kızları aracılığıyla Muhammed’i öldürdükleri iddiası var ortada. O nedenle, eski zehirli ilacı bunun dışında tutmak lazım: O konu ayrı, buradaki konu apayrıdır.

    Her ne kadar hadiste, hepiniz teker teker bu ilaçtan içersiniz deniliyorsa da, bir kere o an artık bunun pratik olarak uygulanması mümkün değildir. Çünkü Hz. Muhammed ölüm döşeğinde ve o yataktan da artık bir daha kalkamıyor, vefat ediyor. Bir de şu da mümkün: Olayın izini kaybettirmek için, Ayşe tarafından böyle bir ifade bilerek uydurulmuş olabilir ki “Efendim tehlikeli bir ilaç olsaydı, onlar içtiğinde kendileri de ölmüş olacaktı. Dolayısıyla ona içirilen ölümcül bir madde değilmiş…” densin, gibi bir savunma amacı söz konusu olabilir. Bir kere Buhari ve Müslim’de geçen hadislerde, “O ilaçtan Ayşe ve Hafsa da içtiler.” açıklaması yok. Buhari bu hadisi birkaç yere almış, hiçbirinde “içtiler” ifadesini almamış. Müslim de içtiler demiyor. Şayet alsalar da önemi yok. Çünkü bu gibi kelimelerin eklenmesi şüphe uyandırmak içindir, bunlar bilerek hadis metnine eklenmiştir ve asılsızdır.

    Bir kere Hz. Muhammed’in o ilaç için bu kadar sert reaksiyon göstermesi kafaları karıştırıyor: Demek ki bildiği bir şey varmış.

    Bir de Buhari’de geçen ve Ayşe’ye dayanan şöyle bir hadis var: “Muhammed ölüm döşeğinde iken dedi ki, Hayber’de yediğim o zehirli yemekten artık takatim kalmadı, beni şah damarından vurdu.” Ama aynı Buhari, İbni Masut’tan rivayet ederek o zehirli etin mucize yoluyla konuştuğunu ve Muhammed’in o etten yemediğini de yazı yor. (63) Olayın izini kaybettirmek için Ayşe hep farklı ölüm nedenleri uydurmuş. Örneğin Ebu Ya’li’nin Ayşe’den aktardığı şöyle bir hadis de var: Ayşe, “Muhammed, Zatü’I cenb denilen normal bir hastalıktan vefat etti.” diyor. Bu hadisi, zaten hadis uzmanları da kabul etmemişlerdir. (64) Tabii ki Muhammed’in vahiy yoluyla o ette zehir olduğunu bilmesi gibi rivayetler asılsız. Bir kere realist olmak lazımdır. Peki madem haberdar oldu, o zaman o ölen insanları ne yapacağız: Niye yediler ve sonunda öldüler?

    Bu konuda iyi sonuç almak için hem var olan tüm bilgileri bir araya getirmek, hem de Ömer’le Ayşe’yi çok iyi tanımak lazım. Kısacası, halk arasında bilinen Ömer’le Ayşe, gerçek Ömer’le Ayşe değillerdir. Bunlar hakkında bilinmeyenleri anlatacağım zaten.

    Evet, bu ilaç içirme olayıyla ilgili hadisle giriş yaptıktan sonra, şimdi de doğrudan ilişkisi olan Kur’an ayetlerine geçeyim.

    b) Cinayetin Kanıtı “Tahrim Suresi”nde Saklıdır

    Gerçekten bu surede olup bitenler üzerinde dikkatle durulursa Hz. Muhammed’in büyük bir sıkıntı çektiği ve sonunda bedelini bedeniyle ödediği ortaya çıkıyor. Önyargılı olarak hemen birilerini katil diye ilan etmek gibi bir niyetim yok; ancak var olan kanıtlar bunu gösteriyor, tabii ki aklın hakemliği de önemli. Az sonra sunacağım ayetlerin hem anlamları insana bir fikir veriyor, hem de Kur’an yorumcularının bu ayetlerle ilgili açıklamaları dikkat çekicidir.

    İlkin, ilgili ayetlerin anlamını vereyim:

    1- Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ancak eşi o sözü (başkasına) haber verince Allah da bunu peygambere bildirmiş, peygamber bunun bir kısmını (ona) açıklamış, bir kısmından da vazgeçmişti. (65)

    2- “Eğer siz ikiniz (Peygamber eşleri) Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, Salih mü’minler de (onun yardımcılarıdır). Bunlardan başka melekler de ona arka çıkarlar.” (66)

    3- “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.” (67)

    4- “Allah, inkâr edenlere Nuh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.” (68)

    5- “Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (69)

    6- “Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (70)

    Aslında bu Tahrim suresinin ilk üç ayeti de aynı hadiseyle ilgilidir; ancak olayın anlaşılabilmesi için bunlar yeterli.

    Biraz önce, “aslında ayetler tek başına bile konuya ilişkin bir şeyler çağrıştırıyor” demiştim. Gerçekten açıklama yapılmazsa da insan bu ayetlerin anlamına bakınca bir şeyler seziyor. Ama tam anlaşılabilmesi için detaylı bilgiye gerek var; yoksa var biçimiyle pek anlaşılmaz.

    Ayetlerde peygamberin, eşlerinden birine gizli bir şey söylediği ve ona, bunu gizli tutacaksın dediği sözü çok açık. Yine burada Muhammed’in iki eşinden söz ediliyor ve onlar tövbeye davet ediliyorlar. Bir de onların kalplerinin kaydığı, Muhammed’e karşı birbirlerine destek oldukları, bu konuda birlikte çalıştıkları açık olarak vurgulanıyor ve üstelik de Tanrı tarafından tehdit ediliyorlar/uyarılıyorlar: Eğer peygambere karşı olmaya ve bu konuda birbirinize destek vermeye devam ederseniz, ilkin ben Allah başta olmak üzere, Cebrail, iyi insanlar ve diğer melekler de (topyekûn) Muhammed’e yardım ederiz deniliyor. Burada iki kadının yaptıklarına karşı, Tann’nın tek başına değil de; Cebrail, insanlar ve diğer melekleri de yanına alarak onlara karşı cephe alması ilginç! Konumuz bu değil; ben sadece Tanrı’nın bu yaklaşımını hatırlatmak istedim!

    Gelgelelim; bu sure Medine döneminin son 9-10 yılında (71) gelmiş (oluşturulmuş) ki, o zaman Muhammed 61-62 yaşlarındaydı ve 63 yaşında da vefat ediyor. Hele Tanrı’nın, Muhammed’in bu yaşından sonra, siz Muhammed’i rahatsız etmeye devam ederseniz ben her bakımdan sizden daha iyi olan kızlar, dul kadınlar ona verebilirim demesi, gerçekten ilginç. Zaman zaman konular arasında benzer tuhaf şeyler ortaya çıkınca, kısa bir vurgu yapmak zorunda kalırım! Çünkü konu dışına çıkmak, konuyu dağıtmak âdetim değil.

    Başta tefsirler olmak üzere, diğer İslami kaynaklardan da yararlanarak ayetleri biraz daha açayım.

    Ben şahsen daha önce bu ayetlerle ilgili var olan dokümanları, yorumları okuyunca, sanki bu ayetler Muhammed’le eşleri arasında meydana gelen çok basit bir aile ilişkisini anlatıyormuş gibi inanıyordum. Hani bir söz var: Bakmak ve görmek. Evet; ben de bakıp okuyordum; ama diğer Kur’an yorumcuları gibi hakikati görmüyordum. Şartlanma böyledir işte: Sahibini kafese koyar, onu bağlar, gözlerini açtırmaz.

    Anılan ayetler hakkında, tefsirlerde ve diğer ilgili kaynaklarda özetle şunlar anlatılıyor.

    Efendim bilmem Muhammed hangi hanımının yanında bal yerken-bal şerbeti içerken, Ayşe-Hafsa bunu kıskanmışlar, bu yüzden Muhammed’e film çevirmişler veya bir gün Muhammed Hafsa’ya, bugün babanın (Ömer’in) evine gidebilirsin demiş, kadın da gitmiş. O gittikten sonra Muhammed de eşlerinden (cariye statüsündeki) Maryayı yanına alıp Hafsa’nın odasına gitmişler ve Hafsa’nın yatağında sevişmeye başlamışlar, tabii ki Hafsa da akıllı, Muhammed’in onu sebepsiz yere gönderdiğini anlamış. Dolayısıyla yarı yoldan dönüp geri gelmiş. Odasının kapısını açınca onları sevişirken yakalamış.

    Bu manzara onun zoruna gitmiş; sonuçta Muhammed’e çok sert tepki göstermiş (Zira arkasında babası Ömer vardı, kadın ona karşı bunu yapabilirdi; sahipsiz değildi). Hafsa daha sonra bu olup bitenleri kuması Ayşe’ye anlatmış. Sonuçta ikisiyle Muhammed’in arası açılmış ve böylece iş kontrolden çıkınca da Tanrı bu ayetlerle müdahalede bulunmuş gibi bir hikâye, hatta masal anlatılıyor.

    Hele çoğu Kur’an yorumcusu/tefsir sahibi ve bu konuyu kaleme alan İslam düşünürleri bu hikâyeleri anlatırken, o kadar zevkle ve sanki gayet normal bir şeymiş gibi anlatmışlar ki, insan hayretler içinde kalıyor. Evet, anlatılanlar bu gibi hikâyelerdir.

    Ben burada küçük bir soru sorup, konuya devam edeceğim: Hani derler ki, Muhammed geçmişi, geleceği, her şeyi biliyormuş. Madem öyle, peki Hafsa’nın geri döneceğini neden bilememiş! Nerede kaldı onun peygamberliği (Din mantığına göre!) Bir de kadına böyle oyun kurması, tabir caizse hileli yolla onu göndermesi kendisine yakışır mı?

    Şu olmuş olabilir ve gayet doğaldır da: Muhammed 60 yaşlarında, o kadınların dedesi durumundaydı ve ayrıca onun birçok kadını daha vardı, tabii ki haklı olarak bu konuda sıkıntılar yaşanmıştır. Ama çok büyük bir Tanrı diye nitelendirdiği yaratıcısını getirip bir aile barışı-ilişkisi konusunda kullanması, bakın ha Muhammed’i rahatsız ederseniz sizin iflahınızı keserim gibi ifadeleri ona mal etmesi, çok sığ bir yakıştırma: Ayetlerde oluşturulan bu hoş olmayan kompozisyon Tanrı’ya mal edilemez!

    c) Hz. Ayşe Cenazeye Katılmıyor

    Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönünde. (72)

    Hele Ayşe’nin şu sözü enteresan: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı” diyor. Bunu aktaranlar arasında mezhep lideri var, önemli tarihçi ve Kur’an yorumcuları var; yani böyle kenardan söylenen bir söz değil. (73)

    Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Ayşe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor?

    Burada şu sözler söylenebilir: Efendim Ayşe bir kadın; dolayısıyla dışarı çıkması, erkekler arasında bulunması dinen uygun değildi, onun için haberi olmamıştır… Oysa cenaze onun evindeydi, madem defin söz konusu değildi ve sorun da yoktu, o zaman cenazeyi nereye, niçin götürdüler? Ayrıca Ayşe hayatında birçok siyasi hareketler içinde bulunmuş, Cemel Vak’ası gibi meşhur tarihi olaylarda yer almış bir kişiliktir; onlar caizdi de bu son uğurlamada eşinin cenazesinin başında bulunması mı yasaktı! Kaldı ki Ayşe için böyle bir yasak söz konusu değildi. Nitekim Hz. Fatma babasının mezarı başında hem ağlıyor, hem halkla konuşuyor, hem de babası üzerine şiirler oku yordu. (74)

    Yeri gelince anlatacağım, halife Osman defnedilirken hanımı geceleyin mezarı başında mum tutup çalışanlara yardımcı oluyordu. Yine Ebubekir ölürken, eşlerinden Esma onun cenazesini yıkıyordu. Dolayısıyla Ayşe en azından çarşaf giyer, bu şekilde izleyebilirdi.

    d) Ayşe ve Hafsa İkilisinin “Tahrim Suresi”yle ilişkisi

    Ayetlerde bu iki kadının adı geçmiyor. Ama tabii ki hitabın Muhammed’in eşlerine olduğu kesin. Peki, hangi eşleri, nasıl biliyoruz?

    Bu konuda binlerce kaynak var ki bu iki isim Ebubekir’in kızı Ayşe ve Ömer’in kızı Hafsa. İkisi de Muhammed’in eşleri. Burada kısa bir hatırlatma yapayım. Muhammed 54 yaşında iken 9 yaşındaki Ayşe ile evlenir ve vefat edince kadıncağız 18 yaşında dul kalır, hicri 57. yılında da vefat eder. Bu şu demek oluyor ki, Muhammed’den sonra yaklaşık 50 yıl daha eşsiz yaşamıştır. Yine Muhammed 56 yaşında iken, 17 veya 21 yaşlarında olan Hafsa ile evleniyor. Muhammed hayata veda edince bu kadın 28 yaşlarında dul kalıyor ve yaklaşık 35 yıl daha yaşıyor. İşte durum bu iken, mağdur olan bu iki kadın olduğu halde, Tanrı’nın ayetler göndererek (75) “Bakın siz artık Muhammed’in ölümünden sonra başkalarıyla evlenemeyeceksiniz, sizler artık inananların anneleri sayılırsınız.” demesi izah edilir gibi değil.

    Bu Tahrim suresinde de mağdur olan yine Muhammed’in bu iki eşidir. Şöyle ki, bu gencecik kadınlar sanki Muhammed’e cariyelik yapmaya mecbur mu, onların yaşama hakları, zevkleri yok mu! Neymiş; bakın Muhammed’e karşı gelirseniz ben Allah olarak onu daha güzellerle evlendireceğim diyor.

    Ortada iki ihtimal var: Ya bunlar kadın kısmını hiç insan saymıyorlardı (ki gerçek olanı bu) dolayısıyla biraz boylu poslu oldu mu hemen evlendirirlerdi veya Ayşe ve Hafsa’da olduğu gibi, kız vermekle iktidarı ele geçirmek hedeflenmiştir. Olaylara bakıldığında bu fikir kuvvetle muhtemeldir.

    Tahrim suresinde anlatılan bu ikilinin Ayşe ile Hafsa olmasında bir kere İslam camiasında ittifak var. Bu iki isimle ilgili Buhari ve Müslim’in ortak olarak aldıkları hadisleri temel alarak kısa bir bilgi vereyim. Şunu da hatırlatayım ki, her iki kaynakta da bu konuda hadisler çok fazla. Zaten bir kısmını aşağıya alacağım.

    Sahabeden İbni Abbas anlatıyor. Bu ayet geldikten sonra, “Acaba Muhammed’in hangi kadınları kastedilmiş?” diye hep merak ettim, fırsat kovalıyordum ki, bir gün bunu Ömer’den sorayım; ama pek cesaret edemiyordum. Sonunda hac mevsimi geldi biz yola çıktık, hacca gidiyoruz. Bir ara yolda fırsatını bulup Ömer’den sordum: Ayette sözü edilen iki kadın hangileri, diye. O da, “Hayret sana, ya İbni Abbas! (yani nasıl hâlâ bilmiyorsun) bu iki kadın Ayşe ile Hafsa’dır” dedi. (76)

    Daha önce de belirttim; tefsirlerde anlatılan bal şerbeti/bal olayı, bilmem Hz. Muhammed falancanın sırasında falanca eşiyle yakalandı gibi hikâyeler bir yana; ortada bir gerçek var: Muhammed, Ayşe ve Hafsa’ya -sebebi ne olursa olsun- bir söz vermiş, olup bitenlere karşı onları durdurmak için kendilerine torpil yapmış: Söz veriyorum; ben gidersem benden sonra babalarınız Ebubekir ve Ömer yerime geçsinler, halk tabiriyle halife olsunlar diyor, tabii ki bu, Muhammed’in isteğiyle olan bir teklif değil; zorunlu bir sözdür. Ancak anlık bir söz. Olayları yatıştırmak için o an için söylenmiş geçici bir söz. Çünkü yerine kimi belirlediği konusunda çok tartışmalar var; işin içinde özellikle Hz. Ali ismi öne çıkıyor. O bakımdan geçici diyorum. Hatta Muhammed bunu Ayşe ve Hafsa’ya ilk söylediğinde, müjde olsun” şeklinde hitap ediyor onlara. (77)

    Diyelim ki aralarında başka hiçbir olumsuzluk da yoksa bir kere bu halifelik sözünün verilmesi zaten Muhammed için tehlikeli. Çünkü söz vermiş, zaman da hızla ilerliyor ve adamlar da (Ebubekir-Ömer) onun yaşıtları. Onun için bir an önce iş başı yapalım hesabıyla kendisine karşı suikast yapmak için geçerli bir neden. Kaldı ki, kanıtlar zaten güçlü; ama bu da onlar için önemli bir neden. Bu gibi planlar konusunda Ebubekir pek aktif biri değildi; aslında Ömer onu çok kolay yönlendirebiliyordu demek yerinde bir tespit olur. İlerde Ömer’le ilgili detaylı ve bağımsız bir başlık sunacağım. Orası da okunursa, sanırım Ömer’in gerçek kimliği hakkında daha inandırıcı bilgi edinmiş olunur.

    Tahrim süresiyle ilgili bilgiler daha bitmedi; somut kanıtlar var.

    Burada birçok hadis kaynaklarında geçen bir olayı, en başta Buhari ile Müslim’den aktarayım. Muhammed bir ara Ayşe’nin evini göstererek ve üç sefer de tekrarlayarak, “İşte küfür/fitne buradadır, şeytanın boynuzunun çıktığı yer burasıdır” diyor. (78) Bu sözü, Ayşe’nin evinden çıkınca üç sefer söyledi şeklinde rivayetler de var. Aynı sözü başka zamanda Harsa için de kullanmıştır. (79)

    Burada gözden kaçmaması gereken ince bir nokta var: Muhammed yalnız Ayşe ve yalnız Hafsa dediği zaman “Şeytanın boynuzu” terimini kullanmış (Yani tekil). Ama isimleri telaffuz etmediği zaman, bakıyoruz “Şeytanın boynuzları” şeklinde çoğul kullanmıştır. (80)

    Fitne ve şeytan boynuzu terimlerini başka konularda da kullanmış; onlar ayrı şeyler. Bunu da belirtmiş olayım. Kimileri bunu çarpıtabilir diye hatırlattım.

    Burada hiç şüphesiz ki bir kinaye, birini/birilerini işaret etme söz konusudur. Nitekim Ayşe ve Hafsa’yı işaret ettiği gibi; bunu böyle anlamak lazım. Hani halk arasında da kullanılır: Falanca aynen şeytan gibidir denilir. O da bunu kastetmiştir.

    Hatırlıyorum, 1980′lerde Türk-İslam sentezcileri, Nurcular bu gibi hadisleri komünizme karşı anti propaganda olarak kullanıyorlardı. Yani Muhammed, “Fitne doğudan çıkar.” derken burada V.İ. Lenin’i kastetmiş (komünizmi!) diye anlatıyorlardı. Bazı sözlerinde fitne buradadır yerine, doğudan çıkar şeklinde ifade etmiş. O da şundan: Artık ya farklı olay ve kişileri kastetmiştir veya bunu söylediği zaman Ayşe-Hafsa evleri ona göre doğuya düşmüş olabilir. Çünkü Ömer ve Ebubekir’den çekindiği için, Ayşe ve Hafsa’ya bazen dolaylı sözler söylemek zorundaydı.

    Türk-İslam sentezcileri bu hadisleri şöyle kullanıyorlardı: Bakın işte komünizm o kadar tehlikeli ki, Muhammed ta o zaman -mucize yoluyla- buna işaret etmiş, diyorlardı ve ayrıca ballandıra ballandıra “Komünizm tehlikesinden Rusya’yı terk edip Karadeniz’i yüzerek geçen ve bu zorluklarla Türkiye’ye gelen sayısız insanlar var, bakın bu konuda kitaplar bile yazılmış” gibi İslam’ın mucizelerini anlatıyorlardı. Üstelik o kitaplar bedava dağıtılıyordu. Ki o zaman ben zaten küçüktüm, dünyadan haberim bile yoktu. Ama madem söylenen hadisten maksat Rusya ise, bari “Şeytanın boynuzu kuzeydedir” deseydi, o zaman hiç olmazsa koordinatlar tutardı; ama doğu denince, Rusya Suudi Arabistan’a göre pek de doğuya düşmez. Bir de komünizmin asıl çıkış yeri Rusya da değil: Marx, Engels Avrupalı!

    Muhammed ayrıca Ayşe ve Hafsa için, “Siz aslında Hz. Yusuf’un etrafındaki kadınlar gibisiniz.” diyor. Hani Kur’an’daki anlatıma göre Yusuf’un etrafındaki kadınlar ona oyun kurmuşlar. Nitekim bu konuda özel bir ayet de var: “Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” diye. Her ne kadar bu hadis vefatına yakın bir zamanda Ebubekir’in cemaate namaz kıldırma olayıyla ilgili olarak anlatılmışsa da; aslında bu bir uydurmadır, gerçeği yansıtmıyor. Nitekim Şia kesimi, Muhammed’in bu sözü, Ayşe’nin insanlara, “Muhammed diyor ki, Ebubekir cemaate imam olsun” iftirasını duyduktan sonra söylediğini iddia ediyor. Yani ben ne zaman Ebubekir’i önerdim, sizi gidi tuzakçılar şeklinde anlatıyorlar. Yoksa Hz. Muhammed bu kadar ağır bir benzetmede niye bulunsun ki. Bunu, kendisine karşı tertiplenen komplonun bir parçası olarak değerlendirmek daha doğru ve mantıklıdır açıkçası. (81)

    Kanıtlar daha bitmedi; Kur’an’la devam edelim.

    Tahrim suresinden anlamlarını verdiğim ayetlerden 10. ve 11. ayetler, önemli bir mesaj içermektedir aslında; ama İslam düşünürleri bunlara hep basit anlamlar yüklemişler, farklı yönlere çekmişler; gerçek anlamlarını hep gizlemeye çalışmışlardır. Burada kötü iki kadın örneği veriliyor. İlginçtir ki, Ayşe ve Hafsa nasıl kötü bir ikili ise, verdiği Nuh ile Lut’un kadınları (10. ayette) da iki kötü kadın olarak açıklanıyorlar. Şu soruyu sormanın tam da zamanıdır: Acaba neden o iki kötü kadın örneğini getirip bu olay bağlamında/Ayşe ve Hafsa’nın geçtiği Tahrim suresinde anlatıyor, ne alâkası var? Burada Ayşe ve Hafsa’yı, kötülük bakımından Nuh ve Lut kadınlarına benzetiyor.

    Kaldı ki, Nuh ve Lut eşleri kocalarına karşı hainlik yaptılar diyor. Hainlik, nerdeyse ihanetle eşanlamlı bir kelime (aynı kökten gelen biri üç harfli, diğeri de dört harfli/mezid bir fiil). Bir kere burada daha uygun sözcük kullanılabilirdi. Gerçi “hıyanet” yalnız ihanet anlamına gelmez, başka anlamlarda da kullanılır; ama sonuçta olumsuz bir anlam taşır. Madem Hafsa ile Ayşe’yi bu ikiliye benzetiyor ve bu ikili de eşlerine karşı haindi diyor; peki Hafsa ile Ayşe de böyle miydi acaba (İhanetçü). Diyelim Ayşe’nin Safvan’la İfk olayı meşhurdur, ya Hafsa?

    Belki ayetten bunu kastetmemiş; ancak seçilen terimler uygun değildir. Burada ihanet/hainlik kelimesi kullanılınca Kur’an yorumcularının zoraki açıklamalara başvurduklarını görüyorum: Efendim peygamberlerin eşleri zina yapmazlar gibi yorumlar. İşte alâkası olmayan bir terim kullanıldığında tabii ki yorumculara iş çıkar: Zoraki anlamlar yüklemek durumunda kalırlar.

    Hiçbir kanıt olmasa bile, insan bağımsız bir gözle yalnız bu Tahrim süresindeki anlatılanlara baksa, yine aklına bir şeyler gelir: Muhammed’le eşleri arasında olup biten neymiş ki, Kur’an’a bu ilginç biçimde yansımış diye insanın aklına sorular gelir!

    e) Ayşe Hakkında Bazı Saptamalar

    Ayşe’yi biraz daha fazla tanımak için, hakkında sağlam İslami kaynaklardan derlediğim bazı bilgileri sunmak istiyorum. Maksat, anılan planları başarabilecek kapasitede mi değil mi?

    Ayşe’nin anlattığı şöyle bir hadis var:

    “Muhammed’e sihir yapılmıştı, o sihrin etkisiyle öyle bir hale gelmişti ki, yaptığı bir işe hayır yapmadım diyordu… O kadar akli dengesini kaybediyordu” diyor. (82) Bu, Buhari ve Müslim’in ortak olarak işledikleri hadislerden. Bunları bu suikast bağlamında şöyle değerlendirmek mümkün:

    Demek ki bu ilaç içirme olayı sadece vefat ettiği sırada olmamış; daha önce de Ayşe ve Hafsa tarafından değişik yollarla kendisine verildiği olasılığı çok güçlü. Neden Hayber’de bir Yahudi kadın bunu planlayabiliyor da Ayşe böyle yapmasın! Üstelik Ayşe yapsa babası halife olacaktı, bu işte çıkarı vardı. Şu denilebilir: Ayşe Muhammed’i kaybetseydi, ayetlere göre artık bir daha evlenemezdi. Dolayısıyla Ayşe neden kendini eşsiz bıraksın ki? Bir kere Muhammed’in Ayşe’den başka aynı anda en az on hanımı daha vardı (83) ve kendisi 60′ı geçmişti. Bu nedenle, Ayşe’nin bir kere ondan beklentisi yoktu, biyolojik olarak artık Muhammed’den aşk beklemek mümkün değildi.

    Bir de Ayşe gibi bir kadın kendi işini bilirdi, Muhammed’den sonra -istemişse- koca ayarlayabilmiştir. Kim bilir ve garanti eder ki, Muhammed’den sonra Ayşe 50 yıl tek başına yaşamış, artık başka bir erkekle yaşamamıştır! Tabii ki yaşamışsa diyecek bir şey yok: Genç kadın ve onun en doğal hakkı. Ayşe, Hatice gibi cömert, eli açık biri değildi. Devlet onun maaşını veriyordu. Zenginliğine küçük bir örnek vereyim. İbni Asakir’in anlattığına göre, Onun köleleriyle-işçileriyle İbni Abbas’ın köle-işçileri arasında bir ara kavga çıkınca, Ayşe bunu duyar duymaz -çözmek için- hemen koşarak olay yerine gider. (84) Kadın her yönüyle becerikli biri.

    Bir kere başlangıçta babasının onu Muhammed’e vermesi büyük bir yanlışlık, hatta bir insanlık suçu idi. ister yaşı 9 olsun, ister 15 olsun fark etmez. Bir kere Muhammed 55 yaşlarındaydı ve başka hanımları da vardı. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok.

    Burada demek istediğim, aşk konusunda Ayşe’nin zaten Muhammed’den bir beklentisi yoktu. O yüzden eğer Ebubekir ve Ömer Muhammed hakkında bir suikast planlamışlarsa ve o da bu iki kadın tarafından uygulanmak istenmişse, bunlar rahatlıkla bu plana iştirak etmişlerdir.

    Muhammed’in vefat ettiği ay Haziran ayı ki, o coğrafyanın en sıcak aylarından. Kaldı ki bugünkü gibi sıcaklığa karşı tedbir de yoktu. İşte halifelik kavgaları yüzünden cenaze o yaz sıcaklığında 3 gün dışarıda kalır. Burada, cenazenin ne kadar bozulduğunu insan herhalde tahmin edebiliyor. Daha önce de belirttim, cenaze üç gün yerde kalmıştır; ama Ayşe kendi evindeydi, Ebubekir’le Ömer de o üç gün içinde halifelik peşindeydi. (85)

    Bu büyü hadisinden bahsetmekte maksadım şu: “Birileri Muhammed’e sihir yapmıştı, o da akli dengesini kaybetmişti” sözü, mantık ve ilmi açıdan boş bir iddiadır. Aslında bu da Muhammed’e yapılmak istenen planın bir parçasıdır: Olay sihir değil; belki de ilaç yedirmek/içirmek gibi bir komplo söz konusu. Tekrarlıyorum: Sihir yapıldı açıklaması zaten Ayşe’ye dayanır, tabii ki bu da anlamlı. Hadis uzun ve içinde çok lüzumsuz şeyler var; ben hepsini anlatmadım. Mesela Ayşe diyor ki, bu büyü Muhammed’de o kadar olumsuz etki yapmıştı ki, hanımlarıyla seviştiği halde sevişmedim diyordu/bunun farkında değildi.

    “Sonuçta bir gün Muhammed bana dedi ki, Ayşe ben çaremi buldum. İki kişi (melek) bana gelip dediler ki, bu adama sihir yapılmış; o sihrin malzemesi de Yahudilere ait olan Zekvan kuyusuna atılmış. Bunu anlattıktan sonra benle Muhammed gittik, söylediği malzemeyi kuyudan çıkardık, böylece onun büyü işi bitti, rahatsızlığı geçti. Bu arada ben Muhammed’e, “Peki bunu insanlara anlat” dedim. O, gerek yok, nasıl olsa ben sağlığıma kavuştum; başkası önemli değil dedi.” Bunları anlatan Ayşe’nin kendisi…

    Çok açıktır ki, Ayşe çaktırmadan ona bir şeyler yedirmiş; onun izini benzer uydurmalarla kaybettirmeye çalışmış; ama kaybolmaz ki. Çünkü açıklamalar inandırıcı değil.

    Ayşe’den farklı bir hadis: Muhammed hasta iken bana, “Ayşe sen benden önce ölseydin ben sana dua ederdim.” dedi. Ayşe devam ediyor: “Söze bak! Vallahi benim bildiğim, sen ölümümü istiyorsun. Hâlbuki senden önce ölsem, aynı gün sen gider başka hanımlarınla aşk yaşarsın” diyor. Ayşe’nin bu hadisi, en başta Buhari’de pek çok yerde geçmektedir. Bir de değişik kaynaklarda bunun farklı versiyonu da var. Hz. Muhammed, Ayşe’ye, “sen benden önce ölseydin ben senin cenaze namazını kılar, seni kabre indirirdim” diyor. Bunun üzerine Ayşe sert tepki gösteri yor: “Bu açıklaman gösteriyor ki, sen bir an önce gitmemi ve benden kurtulmanı istiyorsun” diyor. Belli ki Muhammed ondan kurtulmak istemiş; ancak çaresini bulamamıştır. (86)

    Hele Muhammed’in Ayşe hakkında şu açıklaması şüpheleri daha da artırmaktadır. Kendisiyle Ayşe arasında olup bitenler bağlamında bir ara, “Yazıklar olsun! Bu kadın (Ayşe) başarabilirse ne yapmak istiyor, neyin peşindedir!” diyor. (87) Tabii ki bunu anlatan Ayşe, olayı başka konularla ilişkilendiriyor: Mesela bir gece kalkıp gitti, ben de sandım ki başka hanımlarına gidiyor (kıskandım), peşine takıldım. Meğerki mezarlığa, ölülere dua etmeye gidiyormuş, işte beni görünce o arada bu sözü söyledi diyor. Bunun bir çarpıtma olduğu belli. Aslında bu söz, ona verilen ilaçtan sonra veya kendisine karşı Ayşe’nin çevirdiği genel planlar bağlamında söylenmiştir. Yoksa Ayşe’nin anlattığı böyle basit şeyler yüzünden söylenen bir söz değildir.

    Şu da var ki, verilen bilgilere göre Muhammed son günlerde Ayşe’nin evinde kalmış ve artık orada vefat etmiş. Anlaşılan, yer de böylesine bir komplo için tam uygun. Bu durumda Ayşe kimseyi kolay içeri almamış demektir ve rahatlıkla istediğini kendi evinde yapabilmiştir.

    Hatırlanacağı gibi biraz önce de açıkladım, kendisi Ayşe’ye şeytan demişti.

    İşte Hz. Muhammed’in Ayşe’ye karşı kullandığı yukarıdaki cümle, İslam âlimleri arasında tartışmalara neden olmuş, hatta bazı Kur’an yorumcuları ve İslam düşünürleri bu ve benzeri kanıtları göz önüne alarak, Ayşe ile Hafsa’nın (tabii ki Ebubekir ve Ömer’in de direktifleriyle ki bir an önce iktidarı ele geçirsinler diye) Muhammed’i katlettiklerini, ona zehir içirdiklerini net söylüyorlar… Mesela; Muhammed b. Mesut Ayaşî (h.4. asırda yaşamış) kendi tefsirinde (88) bu konuda halife Ömer, Ebubekir ve kızları olan Ayşe ve Hafsa’nın Muhammed’i zehirleyip öldürdüklerini ve hepsinin katil olduklarını açıkça belirtiyor.

    Benzer ağır ithamlar Sünni kaynaklarda da var. Her ne kadar yazdıkları halde katılmıyorlarsa da, Zehebi, İbni Hacer gibileri şu ağır ifadeleri de eklemişler. Kimileri (isim de vererek), Ebubekir ve Ömer’e Firavun demişler, kızları Ayşe ve Hafsa’yı Lut kavmine benzetmişler şeklinde net açıklamaları var. (89) Ayaşî’yi sadece sivri bir örnek olarak gösterdim. Hatta Meclisi gibi Şia ekolüne bağlı yazarlar (90) Ebubekir-Ömer ve kızlarını daha ağır bir şekilde suçluyorlar.

    Her ne kadar İslam’ın Sünni kesim yazarları bu konuyu soyutlayarak, insanlardan gizli tutmak istemişlerse de, aslında kanıtlar çok güçlü ki, Muhammed bir siyasi cinayete kurban gitmiş ve bunu tertipleyenlerin baş aktörü de Ömer’dir; ancak Ebubekir’i de yönlendirmiş ve hatta kullanmıştır demek yerinde olur. Bunu yaparken de en önemli avantajları, kızlarının Muhammed’le evli olmaları ve onunla yaşamaları. Zaten Muhammed’den sonra Ömer’in Ebubekir için aktif bir şekilde çalışması, aslında kendi geleceğinin altyapısını güçlendirmekti; bunu hep söylüyorum. Nitekim Ömer’in yaptıklarına dayanamayan Hz. Ali, bunu açıkça Ömer’e karşı söylemiştir: “Aslında Ebubekir senin umurunda değil. Sen bununla geleceğini garantiye almak istiyorsun.” demiştir. (91)

    Şimdi farklı bir tarihçiden bazı bilgiler sunacağım. Bu adam Hz. Ali ile çok samimi, onunla birlikte yaşayan biri. Adı Selim bin Kays Hilali (h.2-76). Kitabında enteresan şeyler anlatıyor.

    Aslında bu konuda var olan tüm bilgilere bakınca, yazarın bu olayı bir sonuca bağladığını anlıyor. (92)

    Selim’in anlattıklarından bir özet sunayım.

    Ebubekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel ve Salim başta olmak üzere, Muhammed’in Ali’yi halife olarak adres göstermesi yüzünden harekete geçenler kendi aralarında bir plan yapıyorlar. Bunu da uygun zamanlarda Ka’be içinde yürütüyorlar. Hani ibadet yeridir kimse bunu tahmin etmez niyetiyle (bilerek) Ka’be’yi seçiyorlar. Muhammed bu planı bilmesin diye Ayşe ve Hafsa da bu konuda görev alıyorlar, göz-kulak oluyorlar. Daha sonra bu sayı hayli kabarıyor, 34 civarında bir kitle bu plana dahil oluyor ve giderek sayı artıyor. Sıra sözleşme metnini yazmaya gelince Ebubekir’in evinde toplanıyorlar. Sait bin As da bu sözleşmenin kâtipliğini yapıyor. Olay tarihi hicri 10. yılı ki bir yıl sonra da Muhammed vefat ediyor. Yazılan yazı Ebu Ubeyde’ye veriliyor, o da götürüp Ka’be’de uygun bir yerde gömüyor. Belge orada kalıyor ta ki Ömer halife olana kadar.

    Peki, alınan karar ne!

    Hedefleri, Ali’nin halife olmasına fırsat vermemek için, bir darbe ile Muhammed’i ortadan kaldırmak. Bu gerçekleştikten sonra da sırayla Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde’in halife olmalarına karar veriyorlar. Daha önce Tebük’te yaptıkları gibi, burada da Veda haccından dönmekte olan Muhammed’i yolda öldürmeye karar veriyorlar. Bu iş için 10-15 kişilik bir katil grup da ayarlıyorlar, tabii ki Muhammed’in de istihbaratı güçlü, bunun bilgisini alıyor ve plan yine boşa çıkıyor. Selim’in kitabında daha enteresan şeyler de var. Mesela Ömer bir sözünde, “Benim yanımda ha Muhammed’in davası, ha pislik içinde yetişen bir hurma, aralarında hiç fark yok.” diyor. Bunu duyan Muhammed çok kızıyor, bir toplantısında dolaylı olarak da olsa bunu belirtiyor; ama ne fayda! Karşısında en başta Ömer ve çok güçlü bir muhalif kitle var; fiziki olarak yapılacak hiçbir şey yok. (93)

    Yineliyorum, Muhammed’e karşı olanlar çok güçlü insanlardı. O yüzden elinde iki tedbir vardı. Birincisi, sık sık ayetler oluşturup bu yolla onları durdurmak, ikincisi ise, maddi olarak tedbirini almak.

    İşte Tahrim suresindeki anlatılanlar, Muhammed’e karşı yapılmak istenen ve içinde eşleri Ayşe ile Hafsa’nın da bulunduğu bu suikastlerle ilgilidir aslında. Muhammed, Ayşe ve Hafsa’dan bir şeyler sezmiş ki, durumu ayetlerle formüle ederek bir taktik ve tedbir olarak uyguluyor.

    Bir bal şerbeti, bir gece hayatı meselesi değil olay, bu kadar ayetleri bunun için oluşturmaz.

    İktidar kavgaları yüzünden ta Tebük’ten bu olaya kadar sonuç vermeyen plan, Ayşe ve Hafsa’nın ona zehir içirmeleriyle sonuç veriyor ve maksadına ulaşıyorlar. Hem baştan beri verilen bilgiler, hem de bundan sonra anlatacaklarım bir bütün olarak değerlendirilirse ve bu insanların da 1400 yıl önceki bir toplumun insanları oldukları düşünülürse, aslında senaryonun gayet normal ve oluşan kanaatin de bu yönde olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.

    Bir de eğer anlatılanlar doğruysa, Ayşe bugünkü saf Müslümanların inandığı gibi, pek de dine inanan biri değildi. Burada yine başta Buhari ve Müslim’den somut örnekler vereyim. Mesela Kur’an’da Mirac’la ilgili İsra suresi var. Ki güya Muhammed Cebrail eşliğinde bir gece Burak denen bir araca (her ne ise!) bindirilip Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da göklere, Allah yanına götürülmüşü) tabii ki bu olay İslam’da meşhurdur ve bir de bunun adında bir sure var: İsra suresi. Burada bu hikâye üzerinde durmaktaki amacım, Ayşe’nin bu olayla ilgili yorumundan dolayı. Ki o zaman henüz dünyaya bile gelmediği halde; zaman içinde bu konuda konuşulunca fikrini söylüyor. Kendisi, “Aslında Muhammed bedeniyle/fiziki olarak göklere çıkmamıştır; o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor.” diyor. (94)

    Yine en başta Buhari ve Müslim’de geçen ve Ayşe’ye atfedilen önemli bir söz var: Ahzab suresi 50. ayetin bir yerinde deniliyor ki, Muhammed bir kadını eğer beğenirse, ona mehir ücretini vermeden/bedava alabilir. Yine 51. ayette, Muhammed’e tam özgürlük verilir: “Kadınlarından istediğini boşayabilir, istediğini geri getirebilirsin, eşlerin arasında geceleyin sıralama yapmayabilirsin’ gibi avantaj ayetleri oluşunca, Ayşe buna çok kızar ve o meşhur sözünü burada söyler: “Bakıyorum senin Allah’ın senin zevkin doğrultusunda acele ederek hemen ayet gönderiyor.” (95) İşte benzer örneklere bakılınca, Ayşe’nin Muhammed’in peygamberliğine inanmadığı düşüncesi kesinlik kazanmaktadır.

    21. asırda yaşıyoruz; peki günümüzde hangi Müslüman bu kadın kadar cesaret edip böylesine eleştirel bir söz kullanabilir? Dediğim gibi İslam tarihi çok güvensiz ve uydurmalarla doludur. Ancak sağlam diye kabul edilen kaynaklarda geçen bu söz Ayşe’ye ait ise, demek ki kadın gerçekten harikaymış.

    Ama aynı şekilde kaynaklarda şunlar da var.

    Muhammed, gelip Ayşe ile oynasınlar diye, ara sıra ufak çocukları çağırırdı.

    Bariz bir örnek vereyim. Bir ara eve gelince bakıyor ki Ayşe çocuklarla oynuyor, deri gibi o günkü malzemeden iki kanatlı bir at yapmışlar. Muhammed soruyor, “Bu da ne?” Ayşe, “Bu Süleyman peygamberin atıdır, hani onun da kanatları varmış ya!” karşılığını verince, Muhammed gülmekten bayılıyor. (96) İşte bir taraftan oyuncakla uğraşan küçücük bir çocuk; diğer taraftan nerdeyse filozof gibi gösterilen bir Ayşe. Onun için hep karşımızda uyduruk bir resmi İslam tarihi vardır diyorum.

    Ayşe ister filozof olsun, isterse çocuk; Ömer onu ve Hafsa’yı bu komploda bir piyon olarak kullanmıştır. Hatta bu konuda Ebubekir bir hiçtir demek mübalağa değildir. Saflığına ve hiçliğine küçük bir örnek vereyim. Bilindiği gibi onun lakabı ‘Sıddık’tır. Bunun tarihçesi de şu: Muhammed, ben göklere/miraca çıktım deyince o da tartışmasız olarak buna inanırım demiş ve bu unvanı bu olaydan dolayı almıştır. Sıddık demek, çok doğru sözlü demek. İşte böylesine saf bir Ebubekir’i Ömer kolay yönlendirebilmiştir. Hele biraz da ona prim vermişse (yönetici olursun diye) iş tamam olmuştur. Hafsa’nın da bu konuda bir hadisi var. Muhammed’e, “bakıyorum sen hasta olursan Ebubekir’i namazda öne geçiriyorsun” diyor. Buna karşı Muhammed, “Ben öne geçirmiyorum ki; Allah onu öne geçiriyor/yani vahye dayanıyor” diyor. Nerde bu gibi sözler varsa hep Ayşe ve Hafsa’ya dayanıyor. Belli ki onlar da iyi çalışmışlar! (97)

    f) Halife Ömer Hz. Muhammed’i Konuşturmuyor!

    Hz. Muhammed ölüm döşeğindeyken, “Bana kalem-kâğıt getirin size öyle bir vasiyette bulunayım ki, onu yerine getirirseniz zarar görmezsiniz” diyor. Bunun üzerine halife Ömer, “Hz. Muhammed artık hastadır, ne dediğini bilmiyor. Dolayısıyla Kur’an var, o bize yeter” diyor ve sözü edilen o vasiyetin yazılmasına engel oluyor/Hz. Muhammed’i konuşturmuyor. Tabii ki Ömer’in bu sözü üzerine orada bulunanlar arasında tartışma çıkıyor: Kimisi, madem Muhammed’in arkasında Allah vardır, hasta da olsa yine doğru konuşur diyor, kimisi de Ömer’i haklı buluyor. Bunun neticesinde Muhammed onlara “Çıkın burdan” diyor ve vasiyet yazılmadan konu kapanıyor. Hatta ibni Abbas, “Hayret! Bırakmadılar ki peygamber sözünü tamamlasın” diyor. Bu açıklama en başta Buhari’nin eserlerinde birçok yerde, Müslim’de ve diğer İslami kaynaklarda anlatılmaktadır.

    Her ne kadar kimi rivayetlerde Ömer’le birlikte başkaları da Muhammed’in yanında varmış, onlar da onun bu vasiyetine itiraz etmişler deniliyorsa da, aslında Ömer dışında hiç kimsenin adı geçmiyor. Zaten Ömer’den başka da kimse bu ifadeyi kullanma cesaretinde bulunamazdı. Buhari’de birkaç yerde Ömer’in bu konuda ismi geçiyor. (98)

    Burada kullanılan tartışmalı bir terim var. Ömer yukarıdaki cümleyle birlikte burada Muhammed’e karşı ‘HCR’ kelimesini kullanıyor. Bunun anlamını İbni Esir’den dinleyelim. ‘Hecere’ demek, boş konuşmak, ne dediğini bilmemek diye genel sözcük anlamını verdikten sonra, az önceki hadise değiniyor ve Hz. Muhammed’e bunu demekten kasıt, artık hastalıktan dolayı sözlerini karıştırıyor, sağlam konuşamıyor demektir diyor ve ekliyor. “Hz. Muhammed’e karşı bu ifadeyi kullanan da Ömer’in kendisidir.” diyor. Aynı açıklama İbni’l Manzur tarafından da yapılmıştır. (99)

    Ömer sadece bu olayda itiraz etmiyor. Yine bu hastalık anında Muhammed hanımlarından kâğıt-kalem istiyor, verin size önemli şeyler yazayım diye. Onlar getirmeye çalışınca o sırada Ömer geliyor, durumu öğreniyor, “Siz kadınlar ancak ağlamaya varsınız; başka neye yararsınız” diyor ve burada da engel oluyor/bırakmıyor. Bunun üzerine Muhammed (demek ki artık dayanamıyor) “Kadınlar senden daha iyidir.” diyor. Bunlar aslında önemli açıklamalardır. (100)

    Sonuç şu: Ömer, Hz. Muhammed’e, “Artık hastadır, akli dengesi yerinde değildir, abuk-sabuk konuşuyor. Dolayısıyla onun söylediklerinin bir değeri yoktur” demek istemiş; kullanılan kelimenin anlamı bu. Şu da var ki, bir kere Ömer’in bu karşı çıkması İslam inancına uygun değildir. Eğer inansaydı ki Muhammed’in projesinde Allah var, -İslam inancına göre Allah cansızları da, hastaları da konuşturur- o zaman bunu söylemezdi. Çünkü iş sadece akılla olsa, o zaman Muhammed’in mucize iddiası nerede kalır? Yani ne olursa olsun bu karşı çıkış Ömer için olumlu değil; ancak, Ömer’in burada korktuğu bir şey varmış ki karşı çıkmış. Aşağıda bunun nedenini anlatacağım.

    g) Halife Ömer Neden Telaşlıydı?

    a) Belki Muhammed bu son nefesinde, Ömer’in de içinde bulunduğu Tebük’teki suikastçıları ve yine Ömer’le Ebubekir’in, kızları Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Muhammed’e karşı tertipledikleri komployu açıklar endişesi Ömer’i sarmış olabilir.

    b) Bir diğeri de, belki damadı Ali’yi toplum içinde halife ilan eder korkusu. İşte bu durumda Ömer’in planı suya düşerdi, tabii ki her iki neden de önemli. Hatta son nefeste Hz. Ali onun yanında yalnız kalıyor ve dışarı çıkınca soruyorlar: “Muhammed’in durumu nasıl?” diye. O da iyi diyor. Ancak amcası Abbas artık Muhammed’in çok ağır olduğunu ve vefat etmek üzere olduğunu anlıyor. Kendisi bunu oradakilere söylüyor, tabii ki bu başbaşa kalmakta Muhammed’in ona halifeliği konuştuğunu söyleyenler ta o zamandan vardı. Hatta, Hz. Muhammed’in Ali’yi kendine vasi olarak seçip seçmediğini Ayşe’den soruyorlar. Ayşe sert tepki gösteriyor, “bu da nerden çıktı, 24 saat Muhammed’in yanındaydım, hatta tuvalet ihtiyacını altından alırdım. Böyle bir şey olsaydı ilkin ben duyardım” diyor ve Ali’nin vasi olduğunu inkâr ediyor. Bunlar, en başta Buhari’de anlatılan şeyler. (101)

    Az önceki hadis çok uzun ve ilginçtir ki, Ayşe ile ilgili bu hadis sadece Buhari’de 18 yerde tekrarlanmıştır. Ayşe burada Ali ile ilgili şu önemli açığı da veriyor/ona kızgın olduğunu belirtiyor, şöyle diyor.- Benim ifk olayıyla ilgili (hani bir savaş dönüşü yolda Safvan adında biriyle zina yapmakla suçlanıyordu) henüz Nur süresindeki ayetler inmemişti, bu konudaki belirsizlik sürüyordu (Allah neden uzun süre onları bu konuda seyretmek istemiş ve daha sonra yaklaşık 10 ayet birden göndererek Ayşe’nin ve dolayısıyla Muhammed’in ailesinin dosyasının sağlam olduğunu belirtmiş; tabii ki bu da notlarımız arasında kalsın!) Ayşe devam ediyor. Bir ara Hz. Muhammed hem Ali, hem de Üsame bin Zeyd’i huzuruna çağırıp sordu: “Siz bu iş için ne dersiniz, ben Ayşe’den ayrılayım mı?” diye. Üsame, “Senin eşindir, sen onu daha iyi tanırsın” karşılığını verdi, benimle ilgili olumlu konuştu; ama Ali, “Ey Muhammed, dünyayı kendine dar etme; sanki sana kadın mı yok” dedi. Ali’nin bu sözleri Ayşe üzerinde çok olumsuz bir iz bırakmış. Çünkü daha sonra meydana gelen tarihi olaylarda Ayşe hep Hz. Ali’ye karşı olan cephede yer almıştır. (102)

    Konunun aydınlanması açısından şu olay da önemli: Bir kere Muhammed son nefesinde Ali ile başbaşa kalmış ve ona bir şeyler söylemiştir. Hatta hadisler var ki, Muhammed Ebubekir ve Ömer huzurunda Ali’yi halife olarak ilan edince Ömer buna itiraz bile etmiş: Sen kendin mi Ali’yi tayin ediyorsun, yoksa bu atama konusunda vahiy ile mi hareket ediyorsun, demiştir. O da, “Ben vahiyle konuşuyorum.” diyor. Bunu ilerde Hz. Ali-Fatma kısmında daha detaylı olarak anlatacağım. Zaten daha önce de bu konuda bazı değinmelerim oldu. İşte bu bilgiler de var iken, Ayşe’nin “Hz. Muhammed Ali’yi vasi yapmadı.” şeklindeki açıklaması doğruluk ifade etmiyor. Bir kere Ayşe artık taraftır ve benzer konulardaki açıklamaları asılsızdır.

    Mutezile ekolüne yakınlığıyla itham edilen İbni Ebi’l Hadid’den birkaç cümle eklemek istiyorum (h.656.ö). Aynı şeyler Necahî Tai’nin “İğtiyal’ül Halifet’i Ebibekir” adlı yapıtında daha fazla ve detaylıca işlenmiştir. Bu ikiliden kısa bir özet sunmakta yarar var. Konuya ilişkin anlattıklarımdan çıkan sonuca yardımcı olur diye düşünüyorum. Şunu anlatıyorlar:

    Ömer, henüz Hz. Muhammed hayatta iken Ebubekir’le konuşur: Kimse senin halife adayı olacağını zaten düşünemez, herkes buna sürpriz der; ancak sen olursan pek tehlike olmaz. Sen halim selim/yumuşaksın, her kesim sana ılımlı bakar. Onun için ilkin seni halife yapalım, bir yıl sonra da sen ayrılırsın ben başa geçerim gibi pazarlıklar ve senaryolar anlatılır. Hatta bir yıl geçtikten sonra Ebubekir çekilmek istemeyince, “Aslında beklentim şuydu, diyordum ki Ebubekir sistemi rayına oturttuktan, sükuneti sağladıktan sonra bir hafta içinde kendisi bir bahane bulur ve bir yılı beklemeden görevden ayrılır, bana devreder; ama işi uzattı!” şeklinde Ömer’den böyle bir açıklama aktarıyorlar. (103)

    Zamanla Ebubekir’le Ömer’in arası açılır. Hatta Ebubekir Ömer’i hac görevinden alır. Daha da cesaret edip ileri giderek bir ara Ömer’e, “Bana kalırsa sen bu halifelik işinden vazgeçersen daha hayırlı olur” der. Taberi bunu farklı bir şekilde aktarır: Ömer bu halifelik işinden vazgeçseydi daha iyiydi şeklinde aktarmış. (104) Bundan sonraki gelişmeleri, Ebubekir’in nasıl katledildiği bölümüne bırakayım.

    Sonunda Ebubekir görevden ayrılmayınca ve hac yetkilerini de Ömer’den alınca araları tam açılır ve Ömer, gelecekte halifeliğin riske gireceğini artık anlar. Bundan sonrasını az önceki yazarların kaynaklarından dinleyelim: Ebubekir, konuşulan sürede istifa etmeyince halife Ömer harekete geçer ve onu ortadan kaldırmak için planlar yapar. Bunu, Ebubekir’in ölümü konusunda izah edeceğim. Hatta ilk başta Ebubekir, ya Ömer halife olsun ya da Ebu Ubeyde di yordu, halife Osman’ın adı hiç yoktu. Ama daha sonra nedense Osman öne çıkar ve Ebu Ubeyde birden gündemden düşer. Hatta Ömer iş başı yapınca, Ebubekir’in çoğu valilerini görevden alır. (105)

    Yine Ebu Süfyan ile oğlu Muaviye’ye çok aşırı ayrıcalıklar tanır ki bunlar Osman’ın akrabalarıydı, tabii ki bu ilk adımdı; zaman içinde Osman iktidara gelince bu akraba saltanatını daha da geliştirir ve bilindiği gibi bundan dolayı Emeviler dönemi başlar. Yani bu görevden almalar ve yerlerine Emevi soyuna bağlı kişileri tayin etme olayı, Ömer’le Osman/ dolayısıyla onun soyu arasında yapılan pazarlıkların bir soncuydu aslında.

    Burada gözden kaçan bir şey var: Halifelik makamına geçme olayı halk arasında bilinen o çok basit şekilde gerçekleşmemiştir; tam tersine ilk halifeden itibaren hep zorlu ve skandallarla olmuştur.

    Şu sorulabilir: Mademki Muhammed bütün bu olup bitenleri biliyordu, artık burada Ömer’i bu son nefeste ne gibi hesaplar için dinliyordu ki? Artık ne varsa açıklamalıydı.

    İşte bu onun sorunudur, neden söylemedi bilemeyiz. Yalnız şu gibi hesaplar kuvvetle muhtemeldir: Mesela; açıklasam daha kötü olur, sistem dağılır. Veya damadım Ali rahatlıkla halife olsun, ben sorun yaratmayayım, dolayısıyla kızım Fatma da rahat eder gibi hesaplar yapmış olabilir; ama şu kesin ki, Muhammed, Ömer’e karşı hep defansa çekilmiş, çekinmiş ve etkisinde kalmıştır.

    Yeri gelince Hz. Fatma kısmında belirteceğim gibi, Haziran ayında vefat eden Muhammed’in cenazesi üç gün yerde kalırken, Ebubekir’le Ömer cenazeyi bırakıp iktidarı ele geçirmek için kulis yapıyorlar. Halifelik işini sağlama bağladıktan sonra Muhammed’in cenazesine döndüklerinde; artık cenazesi gömülmüştü, yetişememişlerdi. Burada çok basit bazı yorumlar var: Mesela bu üç gün olayı, acaba Muhammed’i Mekke’de mi yoksa Medine’de mi gömelim veya millet lidersiz kalmıştı, mecburen bunlar uğraşacaktı gibi laflar. Bunlar zaten dini kaynaklarda da pek öne çıkmamış; ancak cılız da olsa bazı eserlerde geçiyor ama dediğim gibi gerçekle ilgisi yok. (106)

    Daha sonra Ebubekir’le Ömer, Hz. Fatma ve Ali, Ebubekir’in halifeliğini tanısınlar diye onlara gidince Fatma aynen şunu diyor: En zor anımızda bizi cenazemizle başbaşa bırakıp kendi işlerini görmeye çıkan kişilerle bizim işimiz yok; ne bizden izin aldınız, ne de bu konuda (halifelik konusunda) bize bir hak verdiniz. (107) Ömer, Hz. Ali’nin evine baskın düzenleyince Hz. Fatma bunu o sırada söylüyor, “babamın cenazesini yerde bırakıp çıkarınız peşine düştünüz; bizden ne istiyorsunuz” diyor. Acaba, Ebubekir vefat edince Ömer’in hemen halife olması tesadüf müdür? Bütün bunlar yapılan planların birer sonucudur. Halbuki halifelik için ilk başta en çok adı geçen Ebu Ubeyde idi ama ne hikmetse Ömer öne çıkıyor ve Ebu Ubeyde birden tarihe karışıyor, ortalıktan kayboluyor.

    Nitekim Ebubekir öldürülünce, Ömer hemen başa geçiyor.

    h) İbni Mesut’un Önemli Açıklaması

    İbni Mesut, “Bana teklif edilse ki, ey İbni Mesut; sen yemin içer misin ki Muhammed katledilmiştir diye? Ben de derim ki, değil ki bir kere; dokuz sefer bu konuda rahatlıkla yemin içerim ki Muhammed suikasta kurban gitmiştir. Ancak bana, ‘Yemin içer misin ki Muhammed normal eceliyle ölmüştür diye?” teklif gelse, bu konuda tek bir sefer bile yemin içemem” diyor. Önemli bir kişiden önemli bir açıklama. Bu hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir. (108)

    Tabii ki İbni Mesut bu açıklamayı yaparken detayını anlatmıyor: Nasıl katledildi, neydi olay, bunu izah etmiyor. İslami kesim burada Yahudi kadının Hayber’de verdiği zehir olayını gündeme getirebilir; yoksa Ayşe miydi, Hafsa mıydı… Müslüman yazarlar bunu akıllarından bile geçirmezler veya geçirmek istemezler. Ama olay tek bu hadise bağlı değil ki, görüldüğü gibi kanıtlar fazla.

    Şa’bi bu konuda, “Yemin ederim ki, Hz. Muhammed suikasta kurban gitmiştir” diyor. (109)

    Daha önce de Enes b. Malik’in, “Hz. Muhammed’in Hayber’de yediği o zehirli et, onun küçük dili ve ağız bölgesinde iz bırakmıştı, tahribat yapmıştı” hadisini aktardım. Ki Hayber zehrinden de etkilendiği bir gerçek; ama o olayla ölümü arasında üç yıllık bir zaman var. (110)

    Az önceki hadise bakıldığında, acaba gerçekten dini bir emir gereği mi; yoksa bu ilaçtan dolayı ağız bölgesinden dökülen etler sonucu meydana gelen çirkinlikten dolayı mı Hz. Muhammed’in resim-heykele yasak koyduğu konusunda tereddüt içinde kalıyoruz. Yani belki de, “Bundan sonraki nesil beni bu halde görmesin” demek istemiş ve bu nedenle resminin yapılmasına izin vermemiştir, tabii ki bu da bir yorum.

    Burada şu sorulabilir: Peki buraya kadar anlatılanlardan nasıl bir sonuç çıkaralım? Yani Muhammed’i, Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Ömer-Ebubekir iktidar kavgası için mi katletmişler, Hayber’de yediği zehirli yemekten mi ölmüş, yoksa normal kaderiyle mi? İşte bence bu sorulara sağlıklı yanıt almak için kitabı sonuna kadar takip etmek lazım. Çünkü böyle olursa verilen yanıt daha da sağlıklı olur. Yine de buraya kadar anlatılanlardan okuyucu ne anlamışsa tabii ki bu onun algısı ve takdiridir. Ama dediğim gibi sağlıklı karar için kitaptaki tüm bilgileri bitirmek lazım.

    Ancak şu var ki, iktidar kavgası yüzünden, Ebubekir ve Ömer öteden beri Hz. Muhammed’e karşı suikast düzenlemişler; ancak bir nevi başaramamışlar. Bardağı taşıran son damla ise, Hz. Muhammed’in, Ali’yi halife göstermesi ve Ebubekir, Ömer gibi Hz. Ali’ye rakip çıkabilecek, ileride sorun yaratabilecek kişileri de, dönüşü imkânsız bir savaşa gönderip bu yöntemle ortadan kaldırması. Nitekim vefat ettiği ayın pazartesi günü Üsame’ye bu görevi verirken hasta değildi; bundan sonra çarşamba günü hasta olur ve fazla geçmeden vefat eder. (111) Demek ki artık ölüm-kalım savaşı; onlar o arada işi hızlandırmışlar.

    Arif Tekin, Hz.Muhammed’in Ölümü, s.61-95

    Düzenleyen: Arap Şükrü

    Dipnot:

    57) a- Buhari-Müslim, L. Ve’l Mercan, no: 1427.

    b- İbn’il Cevzi, Tıbbi Nevevi, Ilac’u Zatei’l cenb 1/66.

    c- Buhari, 1-) Megazi, Muhammed’in hastalığı kısmında. 2-) Tıp, Ledut md bölümü. 3-) Diyat, bir grup tek kişiyi katletse kısmında.

    d- Müslim, Selam.

    58) İbni Sad, Tabakat, Üsame b. Zeyd seriyesi, 2/345, Halebi, İnsanu’l Uyun, aynı kısım.

    59) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1412.

    60) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1661.

    61) a- Buhari- Megazi, bab’ü merd-i nebi ve tıp kısmında,

    b- İbni Sad.Tabakat 2/367.

    c- Ebu davud, Sünen, Diyat kısmı no: 3913.

    d- A. Razzak, Musannaf, no: 19815.

    62) Buhari-Müslim, Lü’lüü ve’l Mercan, no: 1413.

    63) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/438.

    b- Mecme’u Zevaid, peygamberlik alametleri kısmı no: 14262.

    c- Hakim, Müstedrek no: 4449, Mrgazi.

    d- Beyhakı, Sünen-i Kübra no: 19097,Dehaya, müşriklerin kap-kaşığını kullanma kısmında.

    64) Ebu Ya’li el-Mevsılı, Müsned, 8/258, no: 487-4843. Burada dipnotta başka kaynaklarda var; ancak zayıf hadis.

    65) Tahrim suresi, 3. ayet.

    66) Tahrim suresi, 4. ayet.

    67) Tahrim suresi, 5. ayet.

    68) Tahrim suresi, 10. ayet.

    69) Tahrim suresi, 11. ayet.

    70) Tahrim suresi, 12. ayet.

    71) Osman Keskioğlu, Kur’an Bilgileri, Diyanet yayını, s. 120-129.

    72) a- İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor.

    b- İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı,

    c- Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası

    73) a- Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri.

    b- İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396.

    c- İbni Sad, Tabakat: 2/401. Muhammed’in defni kısmında. Burada çarşamba yerine salı günü sabahı geçiyor,

    d- Taberi Tarihi 1, 1. hicri yılı olayları, 3/217.

    e- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hicri 11. yılı, ne zaman gömüldü konusunda.

    f- Beyhakı, Sünen-i Kübra, 3/403-409.

    g- Ibn’l Cevzi, El-Vefa bi Tarif-i Fedaili’l Mustafa. 35. bab.

    h- İbni Hişam, Sire 4/344.

    74) A’lam-i Nisa, 4/113.

    75) Ahzab suresi, ayetler: 6 ve 53.

    76) a- Buhari, Tefsir, Tahrim suresi kısmı, Nikâh, babanın kızına eşi hakkında nasihati konusunda. Mezalim-gasb kısmında. Libas, peygamberin ruhsat verdiği elbise kısmında.

    b- Müslim, Talak, bu iki isimde sorun yok: Ayşe ve Hafsa’dırlar; ancak daha fazla bilgi için, adeta bir ansiklopedi durumunda olan imam Suyuti’nin ‘Dürr’ül Mensur’ adlı tefsiri, ilgili ayetler kısmında birçok kaynak var, oraya bakılabilir. Ayrıca Zamahşeri, Er-Razi, Kurtubi, Beydavi, ibni Kesir, Sealibi, Taberi ve daha niceleri Ayşe ve Hafsa diye belirtmişlerdir.

    77) Suyuti, Dürrü’l Mensur, Tahrim suresi. Burada İmam Suyuti birçok yazar kaynağın ismini detaylıca veriyor. İbni Asakir, İbni Adiyy, Ebu Naim Isfahani, Dahhak İbni Mrdeveyh gibi.

    78) a- Buhari, Farz’ül humus. Muhammed’in eşlerinin evleri kısmında,

    b- Müslim, Fitne bölümünde.

    c- İmam Ahmet, Müsnedüi müksirun İbni Ömer hadisleri kısmında.

    79) Müslim, Fiten bölümünde.

    80) a- Müslim, Fiten kitabı.

    b- Abni Ebi Şeybe, Musannaf, Fedail, Yemn kısmında.

    c- İmam Ahmet de Müsned’inde almış, ibni Ömer hadislerinde.

    81) Buhari, Ezan kısmında, no: 681 ve 684. Buhari-Müslim hadisleri, Lü’lüü Mercan, namaz kısmı, birinci cilt, no: 238

    82) El-lü’lüü vel-Mercan, no: 1412

    83) Şevde, Hafsa, Cüveyriye, Marya, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Safiye, Meymune, Zeynep b. Cahş vs.

    84) ibni Asakir, Muhtasar’ü Tarih-i Dımaşk. 13/Z93, Zehebi, Düvel’ul İslam, 22.

    85) Hz. Muhammed’in cenazesinin üç gün yerde kaldığını içeren kaynaklardan birkaçı:

    a- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hz. Muhammed ne zaman gömüldü, bölümünde.

    b- İbni Hişam, siyer 4/315.

    c- Taberi, Tarih. 3/217. Özel başlık: Ne zaman öldü, ne zaman defnedildi, kısmında.

    86) a- Buhari, Mer’da, kavl’ül marid kısmında ve Ahkâm, istihlaf kısmında,

    b- İbni Sad, Tabakt, 2/353, Hz. Muhammed’in ağrısı, hastalığı kısmında.

    87) a- İbni Sad, Tabakat, 2/351, Hz. Muhammed’in ‘Beki’a çıkması’ başlığıyla,

    b- Müsned-i Teyalisi, 1/202.

    c- Müsned-i Ebu Ya’li, 8/87. no: 4620.

    d- Beyhaki, Şa’b’ül iman 1/214 ve Sünen-i-Kübra, 5/289.

    e- Ahmet b. Hanbel, Müsned, 6/111.

    88) Al-i imran suresi 144. ayetin açıklamasında.

    89) Zehebi, a-) ‘Siyer u A’lam-i Nübela’, 15/578. b) ‘Mizan’ül İtidal’, Ahmet b. Muhammed b. Sırrı b. Ebi Darem kısmı, no 551, s. 2/283. Siyer-i Atam’ın ilgili dip notunda Zehebi’nin Tezkiretü’l Huffaz, 3/884, Lisanü’l Mizan, 1/268 ve Suyuti’nin Tabakat’ül Huffaz 364, no: 822′de de geçtiği yazılı.

    90) Bihar’ul Envar adlı yapıtı, cilt 22/239 ve 22/516.

    91) Belazuri, Ensab, 1/587.

    92) Meclisi aslında Şia; ama uzunca da bir kaynak hazırlamış, tam 110 cilt.

    93) Selim b. Kays Hilali, Kitab’ü Selim, nami diüeri Kitab’ü Sakife, s. 148 ve sonrası. Aynca 235 Ömer’in Muhammed’e ihaneti kısmında.

    94) Fahrettin er-Razi, Taberi ve daha birçoğu, bunu İsra suresi ilk ayetin açıklama kısmında anlatıyorlar.

    95) a- Buhari, Ahzab suresi 50. ayet tefsiri bağlamında.

    b- Müslim, Reda, 49, bir kadın gece sırasını kumasına hibe edebilir mi kısmında.

    96) a- İbni Hibban. No: 5863-64, Oyun kısmında, 13. cilt.

    b- İbni Kesir Tefsiri, Sad suresi 30. ayet ve devamı.

    97) İbni Asakir, Tarih-ü Medinet-i Dımaşk, 30/265

    98) Buhari, ilim, bab’ü kitabet-il ilmi.Mer’za, bab’ü kavl’il meriz. lsti’sam, bab’ü kerahet’il hilafı. Buhari bu 3 yerde Ömer’in ismini verir; aynca birçok yerde bu karşı çıkışı isimsiz olarak verir. Müslim, Vasiyet, no: 1637

    99) a- İbni Manzur, Lisan’ül Arab, 5/254.

    b- İbni Esir, Nihaye fi Garib-il Hadis, 5/212.

    c- Buhari, a- Cizye, Yahudilerin arap yarımadasından çıkanlması kısmında,

    d- Megazi, Muhammed’in hastalanması bölümünde,

    e- Cihad, hel yüşfeu ila ehli-1 zimme babında.).

    f- Müslim, Vasiyet, babü terk’il vasiyet. Ömer’in ismi var. Ayrıca 1-2 hadis de isimsiz var.

    g- Buhari- Müslim ortak hadisleri: El’lü’lü’ü ve’l Mercan, no:1059. ‘Hecere’ kelimesi var.

    100) A. Razzak, Musannaf, no: 18771 ibni Sad’dan alıntı yapıyor.

    101) Buhari Megazi, mered’ü Nebi. Müslim, Vasiyet. Mercan, no: 1058. Kur’an’ın Kökeni adlı yapıtımda bu konuda detaylı bilgi var.

    102) a- Buhari-Müslim’in ortak hadislerini alan El’Lü’lüü ve’l Mercan, Tevbe bölümü, Ifk kısmında, no: 1763.

    b- Buhari, Şehadat kitabı, birkaç yerde. Tefsir, Nur suresi, birkaç kez.

    c- Müslim, Tevbe bölümü, ifk kısmında.

    103) İbni Ebi’l Hadid, Şerh’ü Nehci’l Belaga, 2/31 vd.

    104) a-İbni Hiban, Sıkat 2/192

    b-Taberi Traih-I 3/428

    105) Mesela Halit b. Velit, Müsenna b. Haris, Şerahbil b. Hasene, Enes b. Malik, ikrime b. Ebi Cehil, Ebu Ubeyde b. Cerrah gibi. Yine Osman’a yalcın kişileri/Emevileri iş başına getirir. Sait b. As, Velit b. Ukbe gibi

    106) Şehristani, Milel ve’l Nihal, s. 1/31.

    107) a- İbni Kuteybe Dineveri, El-lmame ve’s-Siyase adlı yapıtında Ebubekir kısmında, s. 21.

    b- Ömer Rıda Kehhale, A’lam-i Nisa, 4/114.

    108) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/437.

    b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, hicri 9.yılı olayları Tebuk seferi kısmında ve 11. yılı olayları. Muhammed’in ölümü kısmında 5/247.

    c- Hakim, müstedrek no: 4394, 3/60-61.

    d- İbni Sad, 2/350.

    e- İmam Ahmet b. Hambel, Müsned, Abdullah b. Mesut müsnedleri, no: 3435.

    109) Müstedrek, Megazi, no: 4395.

    110) a- Buhari-Müslim hadisler, EI-LüTüü ve’l-Mercan, no: 141

    • bilal dedi ki:

      Buhari,müslim ve diğer kütübü sitteler haşa Allah mı göndermiş ??? Bunları hz.peygam-
      ber mi yazdırmış ?Bunlar Hz.peygamberin vfatından 250 sene sonra kulaktan dolma riva-
      yetlerle yazılmışsa,bunlar doğru mu olacak.? .Zamanında yazılmayan ve kayıt altına alın-
      mayan rivayetler 250 sene sağlıklı mı kalır:? Mantıklı düşünsene !!! Uyduruk rivayetleri mi gösteriyorsunuz bana !!! Geç bunları geç !!! Nerede bir iftira ve uyduruk rivayet varsa gös-
      termişsiniz.!!! Ebu hanife ve İmam Malik gibi büyük alimler bu kütübü sittelere ittibar etme-
      miş ve bir çok rivayetleriyle amael etmemişlerse,ben bu uyduruk rivayetlerine mi inanaca-
      ğım !!! Böyle uzun uzun yazmanızın hiç bir anlamı yoktur,boşuna uğraşıyorsunuz,! Getirdi-
      ğiniz bu uyduruklara hiç ihtiyacımız yoktur.Bütün bunlara cevap da yazılmıştır.!!! Tekrar
      yazmaya gerek duymuyorum.Sen önce uydurduğun iftiralardan vaz geç.!!! Bana tutarsız
      ve çelişkilerle dolu rivayetleri gösterme.! Mantıklı düşünmüş olsaydınız,başta hz.Ömer
      ve Talha hakkındaki çelişkili ve tutarsız rivayetleri göstermezdiniz.!!! Demekki,mantıksız
      da olsa her gördüğüne inanıyorsunuz.!!! Mantıklı düşünmüyorsunuz.!!! Diyeceğim tek şey,
      allah akil,fikir vermesin.!!!

      • elevation dedi ki:

        “Bunları hz.peygam-
        ber mi yazdırmış ?”

        bunları peygamberin söylemiş :)

    • bilal dedi ki:

      Getirdiğniz rivayetlerin tümü nasıl uyduruk,tutarsız ve çelişkilerle dolu olduğunun farkın-
      da bile değilsiniz.!Çünkü mantığınızla değil,kin ve nefret dolu egonuzla hareket ediyor- .
      sunuz.Bu nedenle mantıksız,tutarsız,uyduruk, saçma sapan rivayetlere inanıyorsunuz.
      1- Aynı kitapta ve aynı olay için nasıl tutarsız ve çelişklili rivayetler bulunuyor.? Hangisi
      doğru,hangisi yalnış? Demekki bu kaynaklarda bulunan rivayetler doğru değildir.! Yok-
      sa bütün rivayetelerin aynı şeyi söylemesi gerekirdi.! 2- Gösterdiğiniz tutarsız bir kaç ri-
      vayete bakalım,! Sağduyulu hareket eden bir insanın,bu rivayetlerin doğru olmadığını,
      bilakis,uyduruk ve iftiralarla dolu olduğunu anlayacaktır.a) Buhar’ide hz.Aişe’den nakle-
      diliyor.”Muhammed ölüm döşeyinde iken dedi ki,Hayberde yediğim o zehirli yemekten
      takatım kalmadı,beni şah damarımdan vurdu. b) Öbür yandan,hz.Aişe ve hz.Hafsa ona
      zehir içirmişlerdir ” demektesiniz.! c) Aynı Buhar’i, İbn Mesut’tan şöyle rivayet eder.” O
      zehirli etin mücize yoluyla konuştuğunu ve hz.Muhammed’in o etten yemediğini yazıy-
      yor ” demektesiniz. d) Ebu Ya’li’nin nin Ayşe’den aktardığı bir hadiste var.” Aişe, Muhammed’in Zatul cenb denilen normal bir hastalıktan vefat etti diyor” !!!
      PEKİ; 1-Bir yerde hz.Aişe’nin zehirlemesi,başka bir yerde,Zatul cenb hastalığı,başka
      bir yerde zehirlenme olayı bir yahudi kadın tarafından gerçekleştirildiği,öbür yandan
      söz konusu etin mücize yoluyla konuştuğu vs.lere yer veriliyor. !!! Aynı olay hakkın-
      bu kadar tutarsızlık ve çelişkiler eğer oluyorsa,kusura bakmayın bunlar uyduruk,yalan
      ve iftiradır.Bu tutarsız rivayetlere de inanan mantığıyla değil,kin ve nefret dolu egosuyla
      hareket ettiği bir gerçektir.! Bu rivayetlerden hangisi doğru,? Et parçası dirilecek ve ko-
      nuşacak hangi aptal buna inanır? Ama siz inanıyorsunuz,çünkü işinize geliyor.? Tevatür
      yoluyla bize gelen rivayetlere göre,Kur’an’ın bütün ayetleri hz.Peygamber zamanında ve
      gözetiminde yazılıyordu,binlerce sahabe ezbere biliyordu,kur’an’ın bir araya getirilmesi
      de devletin resmi komisyonunda Vehiy katiplerince bir araya getiriliyor,bütün sahabele-
      rin ve içinde kur’an’ı ezbere bilenlerin huzurunda okunduktan sonra,bir kitap haline
      getirilip resmi onaydan geçiyor ve tevatürle bize kadar bu kur’an ulaşıyor.! Zamanında
      yazılan,kayıt edilen ve korunma altına alınan kur’an’ın korunmadığını iddia iddia ediyor- sunuz !.Ama,
      öbür yandan,hz.peygamber zamanında yazılmasına izin verilmeyen,yazılıp kayıt altına
      alınmayan,korunamayan hadislerin,hz.peygamberin vefatından 250 sene sonra sadece
      kulaktan dolma rivayetlerle derlendiği halde,korunan kur’an’a inanmıyorsunuz da,ya-
      zılmayan,korunmayan rivayetlere inanıyorsunuz.!!! Bu da gösteriyorki,akıl ve mantı-
      ğınızla değil,kin ve nefret duygusuyla olaylara yaklaşıyorsunuz.!!! Bu nedenle,Kendi
      kendinizle tezat içindesiniz.!!! Çünkü olaylara bakış açınız mantıksal değildir.Evet,Nice
      tutarsız rivayetleri içinde barındıran bir kaynak nasıl doğru olabili? Ebu Hanife ve İmam
      Malik gibi zatların güvenmediği ve itibar etmediği bu kaynaklara.nasıl güvenilir.??? Bu
      kaynaklarda geçen bir çok rivayet uyduruk ve yalandır.!!!!!!!! 3-Hz.Muhammed’in gele-
      ceği bilmesi söz konusu bile değildir.Böyle bir iddiada bulunmak kur’an’ı anlamamaktır.
      Böyle bir inanç,kur’an’ın ruhuna aykrıdır.Çünkü kur’an bunu şiddetle reddediyor!
      4- Neden hz.Muhammed’in cenazesi hakkındaki rivayetlerde görüş birliği yoktur.? Bu da bir çelişki ve tutarsızlık değil midir.? Aynı olay konusunda rivayetlerdeki tutarsızlıklar
      bize neyi gösteriyor. ? Neden hepsi aynı şeyi söylemiyor,her biri farklı bir şey söylüyor? Hangisi doğru,hangisi yalnış ??? İşte rivayetler uyduruk ve iftira ise,durum böyle olur.
      =================================================================
      === 3 BU RİVEYETLERİN UYDURUK;YALAN VE İFTİRA OLDUĞUNUN EN AÇIK
      GÖSTERGESİ DE ŞU RİVAYETTİR: ! a) Hz.Muhammed’e atfen, ” Aişe’nin evini göste-
      rerek işte küfür / fitne burada,şeytan boynuzu burada ” diye saçma sapan rivayeti de
      gösteriyorsunuz. !!! PEKİ BİRAZ MANTIKLI DÜŞÜNÜRSENİZ,Hz,peygamber,hz,Aişe’
      nin böyle bir durumda olduğunu bildiği halde,nasıl olur da,ondan ayrılmıyor ve bilakis,
      ölüm döşeğinde bile hz.Aişe’nin yanında ve evinde kalmayı tercih ediyor.??? Var mı
      bunun mantığı bir izahı ??? Açaıklayın bakalım,! Bunu biliyorsa hz.Aişe’yanında kalır-
      mı dı.??? Ne de saçmalıyorsunuz.??? b) Hz.peygamber ölüm döşeyinde olacak da,
      babasını canından daha çok sevdiği kızı olan hz.fatima,hz,Ali ve diğer eşleri yanı ba-
      şında olmayacak da,haşa ona hz.Aişe zehir içirecek değil mi ??????? Mantıksızca
      saçmalıyorsunuz.!!! Mantığınızla hareket ediniz,kin ve nefret duygularınızla değil,man-
      tıklı düşünmediğiniz için,tezatlar içinde bocalanıyorsunuz !!! ÖZETLE,HANGİ KAY-
      NAKTAN OLURSA OPLSUN GETİRDİĞİNİZ BÜTÜN RİVAYETLER,UYDURUK VE
      İFTİRALARDIR.!!! ===== Bir de ” elevation ” diyorki,bunları peygamberin söylemiş !!!
      Peki bu iddiana göre, a) Her halde sen, benim peygamberim zamanında yaşamış ve
      bunları kulaklarınla duymuş olmalısın. b) Ya da zamanında yazılmayan,kayıt altına alın-
      mayan ve hz.peygamberden yaklaşık 250 sene sonra yaşayan kütübü sitteleri yazanlar
      hz.poeygamberi görmüş ve bunları kendi kulaklarıyla duymuş olmalılar !!! c) Ya da ,
      kayıt edilmeyen,yazılmayan, korunamayan ve 250 sene sonra kulaktan dolma bilgilerle derlenen bu uyduruk riveytlerin doğruluğuna mı inanılacak,??? Pes diyorum !!!!!!!!!!!!
      Bu kadar saçmalık olmaz !!!!!!

      • elevation dedi ki:

        “a) Her halde sen, benim peygamberim zamanında yaşamış ve
        bunları kulaklarınla duymuş olmalısın. b) Ya da zamanında yazılmayan,kayıt altına alın-
        mayan ve hz.peygamberden yaklaşık 250 sene sonra yaşayan kütübü sitteleri yazanlar
        hz.poeygamberi görmüş ve bunları kendi kulaklarıyla duymuş olmalılar !!! c) Ya da ,

        http://tr.wikipedia.org/wiki/Sahih-i_Buhari

        İmam Buhari bu kitabı için: “Sahih olandan başkasını yazmadım. Kitâb uzamasın diye terkedip yazmadığım Sahîh’ler de yazdıklarımdan çoktur.” dediği gibi : “Bunların altıyüz bin hadîs içinden tahrîc ve intihâb eyledim. Ve tasnifini on altı senede ikmâl edebildim. Onu kendim ile Allah arasında huccet ittihaz ederim.” demiştir. [1]

        Hadisler içinde en sağlam olanları seçmişler. Bir nevi Doğal seleksyon uygulamışlar. Bu yüzden adı Sahih Hadis kaynağı olarak geçiyor.

        İkinci olarak bir şeyin doğruluğu için illa ki onu kulaktan duymak ya da bizzat şahit olmak mı lazım. :) Kuran’a da inanma o zaman. Allahın gönderdiğine şahit mi oldun ki inanıyorsun?

  13. bilal dedi ki:

    1- KUR’AN VE HADİSLERİN KONUMU BİRBİRİNDEN FARKLIDIR: a) Kur’an’dan inen ayetlerin
    tümü hemen zamanında yazılıyor,kayıt ediliyor,ezberlenmeye çalışılıyor ve korunma altına alını- yordu. Ve böylece korunarak tevatüren bize ulaştı. b ) Bu durum hadisler için söz konusu değildir.
    Hadisler yaklaşık 200-300 yıl sözlü rivayetler halinde anlatılırdı.Bunca zaman sadece sözlü olarak anlatılan rivayetlerin olduğu gibi korunması mümkün değildir.Bunlara ileveler,uydurmalar,hurefe
    ve bidat şeyler girmiştir.! c) Bunun için islam alimleri,” Hadis İlmi Kıriterlerini ” oluşturarak bu kriter-
    lere uymayan rivayetler kesinlikle kabul edilemez diyorlar. d) İmam Buhari,Müslim ve diğer kütübü-
    sitte yazarlarının hiç biri kötü niyetli değil,bilakis samimi zatlardır.Ama, Kulaktan dolma ve sözlü ri-
    vayetlerin hangisi kesin doğru veya yalnış nereden bilecekler.??? Ellerinde bir kayıt,bir kanıt,bir
    belge yok.!!! Onların da yaşadıkları dönemde hadistir diye şuradan buradan duyduklarını derleyip
    almışlardır.Onlar da bizim gibi birer beşerdir.Gaybi bilmezler,hz.peygamberi görmedikleri için,bu rivayetleri kendi kulaklarıyla da duymamışlardır.Eğer İmam Buhari 600.000 hadisi derleyip,kendi
    kanaatına göre bunlardan tekrarlarıyla birlikte 7275 rivayeti uygun bulup kitabına yazmışsa,demekki
    çok titiz davranmış,ama yazıya ve belgeye dayanmayan bu kanaat yöntemiyle,yine de doğru veya yalnış rivayetleri birbirinden ayırabilmesi mümkün değildir.! Bu zatlar da bizim gibi beşerdirler,ger-
    çekten hangisi doğru hangisi uyduruk nereden bilecekler.? Hadisleri derleme yöntemi tamamen ka-
    naata dayalıdır.Kannat ise,doğrunun yerine geçmez.Bu nedenle yazdıkları arasında yine bir çok
    uyduruk,yalnış ve ” Hadis İlmi Kıriterlerine ” uymayan nice rivayetler vardır.!!! İşte İslama,kur’an’a
    ve hz.peygambere saldıranlar bu uyduruk rivayetlerle saldırırlar. EVET,Hadisler sağlıklı korunama-
    dı.Korunup korunmaması da dini açıdan bir eksiklik ifade etmez..Çünkü dinin tek kaynağı kur’an’ı
    Kerim’dir.Hadisler,dinin kaynağı olsaydı,hz.peygamber vahiy katipleri dışında hadis katiplerini de
    oluşturur ve hadisleri hadis katiplerine,kur’an’ı da vahiy katiplerine yazdıracaktı.Neden böyle yap-
    mamıştır.??? Demekki,dinin tek kaynağı kur’an’dır. Bunun için her rivayet doğru değildir.Doğru-
    olarak kabul edilebilmesi için kıriterler vardır:İslama karşı kullanılan rivayetlerin hiç biri bu kıriter-
    lere uymadığı gibi tamamen uyduruk ve yalnış rivayetlerden ibarettir.İslam karşıtı olanların elinde bu uydurk rivayetler de olmayayınca ne ile saldıracaklar.??? Onun İçin doğru rivayetleri kabul etmezler.Akla,mantıka ve bilime ters düşen bu uydurk rivayetlere inanıyorlar.Çünkü onların islama
    karşı kullanabildikleri yegana silah bu uyduruk rivayetlerdir.!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Saygıyla..

    • elevation dedi ki:

      O hadisleri derleyen, düzenleyen ve inanan müslümanlar senin bu söylediklerini düşünemiyorlar mıydı? Bence sen islamı modernize etmeye çalışıyorsun. Tıpkı İhsan Eliaçık ve diğer Reformistler gibi. Sünni mezhebinden bir müslüman Kutub-u Sitte hadis külliyatını (buhari, müslim, tırmizi ) sahih kabul eder. Şiilerde aşağı yukarı öyledir. Şii hadisleri ve Sünni ya da Ehil Sünnet hadisleri biraz farklı olsa da peygamber sözü olduğunu kabul ederler. Hadisleri reddeden ve Kur’an ayetlerini olduğundan farklı göstermeye çalışanlara mezhepsizler deniyor bildiğim kadarıyla.

  14. ceyhun dedi ki:

    sacmaliyorsunuz diyorsun ama ,asil sacmalayan bence 1400 sene önce muhammet olmus .Kureys toplumunu kendine tabi etmek icin necm suresi 19-20 ayetleri okuyor ,herkes secde ediyor o an .Ardindan muslumanlar tarafindan firca yedikden sonra ,su olanlari seytan bana söyletdi diyor. 2. Uhud savasinda kureysliler yandan saldirip muhammetle yüz-yüze geliyor,su an ebubekir ,ömer, osman hemen muhammedi orda birakip kaciyor.Neise sonda alinin yardimiyla muhammet kurtulur.Savastan kacanlar az sonra geri doner ,ama muhammet onlara bir sey yapmiyor bikac ayetle tenbihler.Al- Imran 153. Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.Ardindanda su ayet gelir.Al-i Imran 155. İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).Zaten ayri yolu yok bunun ebubekir, ömer ve osman olmadan islamin gunumuze gelmesi mümkün diyildi.Onlardan sonra gelen halifelerde kendi cikarlari dogrultusunda islami gunumuze ulastirdilar. 3. TARIK-4.“Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici (melek) bulunmasın”
    RAD-11.İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar.
    İNFİTAR-10,11.Hâlbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır.

    Bu ayetlerde
    Kuran da İnsanların Omuzlarında sorgu melekleri vardır.
    İnsanları korurlar yazmaktadır.

    ALİ İMRAN-124.Hani “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.
    ALİ İMRAN-125.Evet, sabrettiğiniz ve Allah’a karşı gelmekten sakındığınız takdirde;
    onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım eder
    ALİ İMRAN-127.Bir de Allah bunu, inkâr edenlerden bir kısmını helâk etsin
    veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler diye yaptı.
    ENFAL-9.Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da,
    “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.

    Bu ayetlerde
    Meleklerin savaşa asker gibi katıldığını ve İnsanlara yardım ettikleri yazmaktadır.
    Yani Dünya işlerine karışmaz gibi aptalca savunmalar baştan çöpe gitsin..

    Kuran da Melekler Müslümanlara yardım ederek İnsan bile öldürür.
    Bu meleklerden iki tanesinin de insanın yanında insanlara eşlik ettiği yazmaktadır.

    Bir sapık bir bebeğe tecavüz ederken o zavallı bebeğin omzundaki bu melekler ne yapmaktadırlar?

    Savaşcı melekler açlıktan ölen Afrikadaki bebekleri neden koruyamıyorlar?

    Halife Ali ,Halife Osmana suikast yapılırken,
    Kerbelada halife Alinin soyundan bebekler bile acımadan yok edilirken
    bu koruyucu melekler neden onları koruyamamıştır?

    Bebeği koruyamayan Allah gücü kuvveti olmayan bir putmudur?
    Kuran koruyucu melek olduğu konusunda yalan mı yazmaktadır?
    4. Hz. Muhammed bir gün bir iş icabı Müdlic b. Amr adında bir kişiyi halife Ömer’e gönderir. Meğerki o sırada Ömer elbisesiz bir durumda uzanıyormuş veya belki de uyuyormuş. Adam onun yanına varınca avret yerini görüyor ve tabii ki Ömer bunu fark ediyor. Daha sonra Ömer Muhammed’in yanına gelince durumu anlatıyor ve “İnsanlar başkasının evine gidince, önce izin isteyin/kapı çalın da ondan sonra girin” anlamında bir ayet olsaydı çok iyi olurdu. Çünkü gönderdiğin adam geldi, beni uygun olmayan bir vaziyette gördü” diyor. Bunun üzerine Nur suresinde ayetler iniyor.

    Yani Ömer’in teklifi Allah katında makbule geçiyor ve hemen Cebrail’i gönderiyor. Nur suresi 58.ayet Ey âmenû olanlar! Ellerinizin altında sahip olduklarınız (köleleriniz, cariyeleriniz) ve sizden bulûğa ermemiş olanlar, üç vakitte yanınıza girmek için sizden izin istesinler. Fecr (sabah) namazından önce, elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve yatsı namazından sonra. Bu üçü, avret vaktidir (sizden sakınmaları gereken zamandır). Bu (zamanların dışında), birbirinizi dolaşmanızda sizin ve onların üzerine bir günah yoktur. İşte böylece Allah, size âyetleri açıklıyor. Ve Allah, Alîm’dir (en iyi bilendir), Hakîm’dir (hikmet sahibidir). Bakin allahin isi-gücu kurtarmis kurana neler idiriyor,izin alin falan gibi seyler.Bumu bizim kitabimiz ? 5. Muhammed’in zamanında eğer bir kişi müslüman olmuşsa, o kişinin sonra İslam’i terketmesi neredeyse imkansızdı. Buna rağmen İslam’i terkeden bazı kişiler olmuştu. Bunlardan birisi ise Ebi Sarh’tir.

    Kimdir Ebi Sarh?

    Ebi Sarh, Muhammed’in vahiylerini kaleme almış, Ku’ran katipliği yapmış ve daha sonrasında (esrarengiz bir şekilde) İslam’i terketmiştir. Ebi Sarh ayrıca Hz. Osman’in süt kardeşi ve halasının oğludur.

    Ebi Sarh İslam’i terkettikten sonra tıpkı diğerleri gibi öldürülmemek için kaçar ve halasının oğlu, süt kardeşi Hz. Osman’a sığınır.

    Peki Ebi Sarh’in bir anda kaçmasına neden olan olay neydi?

    Koskoca Allah’in sözlerini kaleme alma mevkisine sahip bir adam, peygamberin sözlerini Kuran’a aktarma şerefine ermiş bir insan deli mı bir anda tüm bunları reddedip neden kaçsın?

    Nedeni ise şudur;

    Ebi Sarh Kuran katipliği yaptığı için muhtemelen zamanın eğitimli kişilerinden biri idi. Ebi Sarh, Muhammed’ın en uzun süreli ve en tecrübeli katiplerinden biri olduğu için vahiy anlarında Muhammed’e indirilen ayetlerin yazılış şekli hakkında Muhammed’e tavsiyelerde bulunuyordu. Muhammed’de çoğu zaman Ebi sarh’in tavsiyelerini onaylıyor ve akabinde Kuran Muhammed’in değil, Ebi sarh’in dile getirdiği şekilde yazılıyordu..

    İşte kanıt;

    “İbn-u Ebi Sarh diyor ki: “Eğer Muhammed’e vahyolunuyorsa bana da vahyolunuyor. Eğer Allah indiriyorsa ben de onun indirdiğinin mislini indiririm. (İbn Kesir, Tefsir, Sabuni muhtasarı, I/600)

    Ebi Sarh, iste bu yüzden Muhammed’in uydurukçu olduğunu anlamış ve derhal İslam’i terkederek Osman’in yanına sığınmıştır.

    Olayı duyan Muhammed ateş püskürüyordu..Ardından hemen bu olay hakkında ayetler inmeye başlamıştı;

    “Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da kendisine karşı bir şey vahy edilmemişken “bana da vahyolundu” diyenden ve “ben de Allah’ın indirdiği gibi indireceğim” diyenden daha zalim kim olabilir?” (El-En’am, 93)

    Muhammed bu olaydan sonra yine her zaman olduğu gibi insanları cehennem azabı ile korkutmaya çalışmıştır.

    “Gonlu imanla dolu oldugu halde, zor altinda olan kimse mustesna, inandiktan sonra Allah’i inkar edip, gonlunu kafirlige acanlara Allah katindan bir gazap vardir, buyuk azab da onlar icindir” (Nalh, 106)

    Yani üstteki ayette Muhammed’in anlatmaya çalıştığı şudur;

    Sakın ola ki Ebi sarh hakkında çıkan dedikodulara inanmayın. İnananlar için “Allah katından bir gazap vardır, büyük azab da onlar içindir”.

    Bu olay hakkında dedikodular hızla yayılıyor ve Muhammed’in güvenirliliğini sarsılıyordu. Muhammed olayı örtbas edebilmek ve kendisi hakkında çıkan dedikodulara ve kişilerin kafalarındaki soru işaretlerine son verebilmek için şu ayeti indirmiştir;

    “Rabbin, turlu eziyete ugratildiktan sonra hicret eden, Allah ugrunda savasan ve sabreden kimselerden yanadir. Rabbin suphesiz bundan sonra da bagislar ve merhamet eder.” (Nahl, 110).

    Muhammed böylelikle peygamberliği hakkında şüpheye düşen müslümanlarının gönüllerine su serpiyordu.

    Tabi “şeytan ayetleri” olayında da olduğu gibi Muhammed’in her zaman imdadına yetişen şeytan, suçu üstleniyor ve Ebi Sarh’i yoldan çıkarttığını itiraf ediyordu;

    Ibnu Abbas (radiyallahu anhuma) anlatiyor: ” Sa’d Ibni Ebi s-Sarh Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e katiplik yapiyordu. Seytan ayagini kaydirdi; adam irtidad ederek kafirlere sigindi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Fetih gunu, onun oldurulmesini emretti. Ancak, Hz. Osman (radiyallahu anh) onu himayesi altina aldi. Resulullah da bu himayeyi tanidi.”

    Ebi Sarh Mekke’de Muhammed hakkında beyanatlarda bulunuyor kişilere Kuran ayetlerinin Allah tarafından değil, Muhammed tarafından uydurulduğunu söylüyordu. Artık Ebi Sarh ölmeden Muhammed’e rahat uyku yoktu.

    Daha sonra Ebi Sarh, Muhammed’in eline düşmüştür. Muhammed Mekkelilere teslim oldukları halde kimseyi öldürmeyeceğine dair söz vermişti. Buna rağmen Ebi Sarh’in kellesi için buyrukta bulunmuştur.

    Bunu duyan Ebi Sarh’in süt kardeşi Hz. Osman;

    Ortalık durulunca Nebi’nin huzuruna getirdi, affedilmesini istedi, Biat’ının kabulü için yalvardı. Bu rica üç kez tekrarlandıktan sonra ancak Rasulullah(sav) İbn Ebi’s-Sarh’ın biatını kabul etti.Onlar gittikten sonra Ashabına dönerek:
    “Biat etmeden evvel içinizden bu adamı katledecek doğru biri çıkmadı mı? Diye sordu.
    Onlar da: “Biz işaretinizi bekliyorduk” cevabını verdiler. Bunun üzerine Rasulullah(sav): “Bir Peygamber ima ile adam öldürtmez, açık konuşur.” ( İbn-i Sa’d, E.Davut, Nesei, Hakim, İbn-i Hişam, İbn-i Hacer)

    Muhammed yukarıdaki hadiste “Bir Peygamber ima ile adam öldürtmez, açık konuşur.” diyerek kendisinin ne derece tehlikeli narsisist mafya babası olduğunu gözler önüne sermektedir. Muhammed madem açık konuşmayı sever, o halde neden Osman’in önünde Ebi sarh’in öldürülmesini emretmedi? Neden Osman yanından çıkıp gittikten sonra çapulcularına konuştu?

    Osman, süt kardeşi Sarh’in affedilmesi için Muhammed’e yalvarmıştır. Muhammed iki arada bir derede kalmıştır. İstemeyerekte olsa Osman’in sefaatını kabul etmek zorunda kalmıştır. Fakat her ne kadarda zoraki kabul etse de, yüzündeki rahatsızlığını tetikçilerine fark ettirmeye çalışmış ve yanında bulunan müslümanların Ebi sarh’i oracıkta katletmelerini istemiştir. Bunuda başaramayan Muhammed daha sonra müridlerine şu şekilde sert çıkışmıştır;

    “Benim o şahsı bağışlamaktan imtina ettiğimi gördüğünüz zaman neden onu öldürmediniz?”
    el-İsabe, c. 2, s. 38.

    Aynı olay, biraz farklı bir şekilde şu kaynakta da mevcut;

    “Icinizde, elimi bey’at icin vermekten imtina ettigimi gorunce kalkip oldurecek akli basinda bir adam yok muydu?”
    Ebu Davud, Cihad 127, (2683); Nesai, Tahrimu’d-Dem 14, (7, 105, 106). Simdi kendiniz karar verin su tarihi olaylara. Daha bir misal 6. Sunlari zaten Serdar bey Kaangilden okumusuzdur ama yine suraya aliyorum ki her kes bilsin. TEBENNİ – EVLATLIK OLAYI. Evlât edinme, herhangi bir sebeple çocukları olmayan ailelerin ya da çocukları olup da evlât edinerek çocuk sevgisini daha fazla pekiştirmek isteyen eşlerin aile yuvasından mahrum olan çocukları ailelerine katmak suretiyle korunmasını sağlayan bir müessesedir.

    Bu müessese, pek eski zamanlardan beri, çeşitli hukuk sistemlerince kabul olunmuş ve özel düzenlemelere tâbi tutulmuştur. Gerçekten de, bu müessese Eski Çin, Hint, Babil, Asur, Sümer, Mısır, İran, Yunan ve Roma hukuk sistemlerinde bilinmekteydi. Tarihî bilgiler, İslamiyet’ten önceki Türk kavimlerinin, Barbarların ve Cermenlerin evlât edinmeyi tanıdıklarını göstermektedir.

    İslam öncesi Arap toplumunda da bu müessese mevcuttu. Evlat edinilen çocuk için Kabe önünde onu özevlat gibi kabullendiğine dair yemin edilir, evlatlık aynı diğer çocuklarla eşit şekilde mirasa dahil edilir ve evlat edinen, evlatlığa soyadı gibi kullanılan baba ismi yerine kendi ismini verirdi.

    Nitekim Muhammed de Zeyd’i bu şekilde evlat edinmiş ve “Ey Arap kavmi! Bundan sonra Zeyd’i Muhammed’in oğlu diye çağırın.” diyerek Zeyd Bin Harise’yi Zeyd Bin Muhammed olarak kabullenmişti. Hatice’nin 8 yaşında iken Ukaz Panayırındaki köle pazarından satın aldığı Zeyd, 11 yaşından itibaren artık Muhammed ve Hatice’nin oğlu idi.
    Zeyd, ilk Müslümanlardan biri olmanın yanında Ebu Talib’in ölümünden sonra himayesiz kalan Muhammed’in Hatice’nin akrabalarının çok olduğu Taif’e sığınmasında ona eşlik etmiş, peygamberlik iddiaları karşısında Muhammed’i taşlayan Taiflilere karşı ona siper olmuş, kan revan içinde kalarak ağır yaralanmıştı.

    Genç Zeyd’in ilk evliliği Muhammed’e dadılık yapmış olan kendinden yaşlı Ümmü Eymen ile oldu. Ondan Usame doğdu.
    Zeynep, Muhammed’in halasının kızıydı. 28 yaşındaydı ama bekardı.
    Muhammed, Ümmü Eymen’in yaşlılığından dolayı 2. bir eş almak isteğini kendisine ileten Zeyd’le, önce itiraz edip sonra ikna olan Zeynep’i evlendirdi.
    Ama geçinmeleri fazla uzun sürmedi, evlilikleri huzursuzlaştı.

    Bu sıralarda Muhammed’in Zeyd evde değilken Zeynep’in evine yaptığı ziyaretle Tebenni Olayı vukubuldu.
    Taberi tarihinde bu ziyaret şöyle geçer:”Tanrı elçisi günün birinde Zeyd’i aramak üzere onun evine gelir. Kapıda yünden örülmüş bir perde asılıdır. Peygamber kapının önündeyken rüzgar perdeyi kaldırır. O anda Zeyneb içerde çıplak olarak bulunmaktadır.Tanrı elçisinin gözü ona ilişir, güzelliği hoşuna gider ve kalbinde iz bırakır. Akşam olup da Zeyd eve gelince, Zeyneb ona Peygamberin geldiğini söyler. Zeyd, “ Eve girmesini rica etmeli idin” der. Zeyneb, “ Eve girmesini rica ettiysem de girmedi.” der. Zeyd, “ Peki ayrılırken bir şey soylemedi mi .” der. Zeyneb, “Kalpleri değiştiren Allah kutludur, dedi” der. Bu söz üzerine Zeyd, Muhammed’in Zeyneb’e aşık olduğunu ve onunla evlenmek isteyebileceğini düşünerek, onun yanına gider ve “Ey Tanrı elçisi, evime geldiğini söylediler, babam ve anam sana feda olsun, eve girmeliydin.. Zeyneb hoşuna gitmiş olabilir, eğer hoşuna gittiyse hemen boşarım” der. Muhammed, “Karın hakkında bir şüpheye mi düştün ? ” diye sorar.. Zeyd, “ Ey Tanrı elçisi, hiçbir hususta ondan şüphelenmedim ve ondan hayırdan başka bir şey görmedim” der. Muhammed ona, daha sonra Ahzab Suresi 37. ayette de bahsi geçen “Eşini tut, Allah’dan kork” sözlerini sarfeder. Ancak herşeye rağmen Zeyd, ne düşündüyse Zeyneb’i boşar.”Bu ziyaretten sonra Zeynep şöyle der:“Resul-ü Ekrem hazretlerinin beni görüp beğenmesinden sonra Zeyd benimle evlilik münasebetinde bulunmadı.”Bundan sonra bu konuyla igili Ahzap ayetleri gelmeye başlar.
    Ahzap-4. Allah, bir adamın içinde iki kalp yaratmadığı gibi, «zıhâr» yaptığınız eşlerinizi de analarınız yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir.

    Bu ayetle birlikte Arap toplumunun çok önemli bir geleneğinin tanınmadığı, bu hukuki adetin boş söz olduğu ilan ediliyor ve evlatlıkların öz oğul sayılamayacağı bildiriliyordu.

    Tanınmayan sadece Arap toplumunun adeti değildi. Kur’an’a göre Mısır toplumunun adeti de tanınmamış oluyordu.

    “asâ en yenfeanâ ev nettehızehu veleden” ifadesi hem Yusuf hem de Kasas suresinde geçer. Anlamı “Belki bize faydası olur ya da onu evlat ediniriz” dir. Bu evlatlıkların biri Yusuf, diğeri de Musa peygamberdir.
    Yusuf-21. Onu satın alan Mısırlı kişi, hanımına dedi ki: “Ona iyi bak. Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece biz Yûsuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirdik ve ona (rüyadaki) olayların yorumunu öğretelim diye böyle yaptık. Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
    Kasas-9. Firavun’un karısı şöyle dedi: “Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz.” Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.
    Nedense Allah ne Yusuf döneminde evlatlığa karşı çıkmıştı ne de Musa döneminde.
    Ahzap-5 ayetiyle ilk adım tamamlandı ve Zeyd bin Muhammed, tekrar Zeyd Bin Harise’ye dönüştü.

    Ahzap-5. Onları babaları namına çağırınız, Allah yanında o daha doğrudur, eğer babalarını bilmiyorsanız dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdırlar. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

    Evlatlığın reddi ayetleri, işin içinde Zeynep olmasa belki tartışılabilirdi, doğruluğu yanlışlığı irdelenebilirdi. Yanlış da bulunsa, hiç olmazsa Zeynep’e bağlanmaz, o sebepten reddedildiği düşünülmezdi. Ama bu çok doğru ve topluma yararlı, kimsesiz çocuklar için hayırlı olan kural, Muhammed hazretlerinin Zeynep tutkusu yüzünden bozulmuştu.

    MUHAMMED’İN EVLATLIĞININ EŞİ İLE EVLENMESİ:
    Bu sıralarda Zeyd, Zeynep’ten boşanır. Muhtemelen “Eşini yanında tut” diyen efendisinden boşanma iznini alabilmiş ve sırtındaki bu ağır yükten, başındaki bu beladan kurtulmuştur. Çünkü müminlerin annesi sayılacak olan biri ile evli olması, annesi yerine karısı olması Zeyd için bir musibettir. Muhammed ayetlerle, Zeynep de boşanma ile özgür olmuş, evlenmeleri önünde bir engel kalmamıştır.
    Ve 2. adımda bu evliliği duyuran ayet gelir:

    Ahzap-37. Allah’ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye, eşini bırakma, Allah’tan sakın diyor, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah’tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kesince onu seninle evlendirdik ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlara evlenmek konusunda mü’minlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah’ın buyruğu yerine gelecektir.

    Muhammed, Zeynep’e gider ve nikahlarını Allah’ın kıydığını haber verir.
    Ama toplum ilk kez karşılaştığı bu duruma ne tepki verecek, üstelik bir peygambere bunu nasıl yakıştıracaktı?

    Muhammed’in evlatlığının boşanan eşiyle yani kendisine baba diyen eski geliniyle evlenmesi toplumda infial uyandırır. Evlatlığın reddi ayetlerinin sebebi belli olmuş, vehbinin kerrakesi anlaşılmıştır . Tepkiler ve dedikodular yayılır. Bunun üzerine tehdit içeren Ahzap ayeti gelir:

    Ahzap-60. Andolsun ki, eğer o münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde yalan haberler yapıp tahrikte bulunanlar vazgeçmezlerse, mutlaka seni kendilerine musallat kılarız sonra orada çevrene pek az yanaşabilirler.

    Ahzap-4 ayetiyle bildirilen evlatlıkların öz oğul gibi olamayacağı ifadesi, toplumdaki Zeyd için söylenen “Babası, eşiyle evlendi” sözlerine karşı tekrar Ahzap-40 ile vurgulanır:

    Ahzap-40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    Bu ayetle, deyim yerindeyse Muhammed, bir taşla iki kuş vurmuştur. Hem hiçbir erkeğin babası olmadığını söyleyerek, Zeyd’in babası sayılmayacağını bildirmiş, hem de peygamberlerin sonuncusu olduğunu öne sürerek kendinden sonra peygamberliğe kapıları kapatmıştır.

    Tebenni olayına tepkiler:

    744 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) demiştir ki:
    “Eğer Hz. Peygamber kendisine inen vahiyden bir şey gizleseydi Ahzap-37 ayetini gizlerdi. Nitekim Hz. Peygamber, Zeyneb’le evlenince: “Oğlunun helâllığıyla evlendi” dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk Ahzap-40 ayetini gönderdi. Resûlullah, Zeyd’i küçükken evlât edinmişti. Büyüyüp delikanlı oluncaya kadar yanında kaldı. Herkes onu Zeyd İbnu Muhammed diye çağırıyordu. Bu sebeple Cenab-ı Hakk Ahzap-5 ayetini gönderdi.
    Tirmizî, Tefsir, Ahzâb (3206);Müslim, İman 287, (177);Buhârî, Tevhid 22.

    Tebenni olayıyla birlikte iki ilk’e imza atılmıştır.
    1.si, sözde Allah ilk defa birisinin, bir peygamberinin nikahını kendi kıymıştır. Bu nikah için ne şahit gerekmiştir ne de eşlerin rızası, evlilik şartları, mehir vs.
    2.si, ilk kez bir toplumda evlatlığının boşanan eşiyle evlenmesi gerçekleşmiştir, hem de bir peygamber eliyle.

    Nikahlarını Allah’ın kıydığını övünerek şöyle aktarır Zeynep:

    “Şüphesiz Allah Taala beni Peygamber ile göklerde nikah etti. Çünkü, ‘Zevvecnakeha – Biz seni Zeyneb’le evlendirdik’ Buyurdu.”
    Sahih-i Buhari/ Kitabu’t-Tevhit/7291-49

    Bir hadise göre: Muhammed nerede ilgisini çeken güzel, bir kadın görse, hemen eve gider; Zeyneb’le yatardı. Böylece şehvetini giderirdi.

    Câbir lbn Abdullah anlatıyor:

    - “Peygamber bir kadın gördü; hemen Zeyneb’e gitti. Ki Zeyneb o sırada bir derisini ovup işliyordu. Peygamber hemen cinsel ihtiyacını gördü. Sonra arkadaşlarının yanına çıktı. Ve şöyle konuştu:
    - Kadın, şeytan biçiminde çıkar karşıya. Ve yine şeytan biçiminde dönüp gider. Bu nedenle sizden herhangi biriniz bir kadın gördü mü, hemen karısına gidip onunla yatsın. Çünkü bu (cinsel ilişki), o kişinin içindekini (kabaran şehvetini) söndürür.”

    Müslim, e’s- Sahih, Kitabu’n-Nikâh/9-10, hadis no: 1403; Ebu Davud, Sünen, Kitabu’n-Nikâh/44, hadis no: 2151; Tirmizî, Sünen, Kitab’r-Rıdâ’/9, hadis no: 1158.

    Tebenni Olayıyla birlikte İslam toplumlarında evlatlık müessesesi büyük zarar görmüştür.
    Evlat edinme yasaklanmıştır. Kimsesiz çocuklara bakılabileceği ise şartlara bağlanmıştır. Mirastan pay almaları imkanı ortadan kaldırılmıştır. Örneğin çocuğu olmayan bir ailenin bir bebeği evlatlık edindiğini, büyütüp yetiştirdiğini, öz çocukları gibi onu sevdiklerini düşünelim. Başka çocukları da yoksa ölümlerinden sonra miraslarından o evlat edindikleri çocuk yararlanamıyor ama hiç sevmedikleri uzaktan akrabaları miraslarına konabiliyorlar.
    Toplumumuzda ise bu dini gerçek bilinmiyor ve evlat edinme müessesesi yürüyor. Dini programlarda, camilerdeki hutbelerde toplumun dini duyguları sarsılmasın diye evlatlık konusuna pek girilmiyor. Kanitlar cokdur Bilal efendi ,ama sana göre hepsi iftira tabiki.Islam tarihi olaylarina baktigimizda ,hakikaten muhammedin akilli,zeki biri oldugunu görüyoruz sunu kimse inkar edemez.Sahsen ben ona bir tarih kahramani gibi deyer veriyorum.Haticenin ölümünden hemen 9-10 karini bir arada idare etme ,öylece tüm müslümanlari ayetlerle kendi yerine oturtma cok zor bi sey .Ama muhammet onu basarmis. Sonuc olarak bakalim tüm dünyaya savaslar yalnizca musluman ölkelerinde,ölenlerde onlar.Kendi-kendini mahv eden bi din son din olamaz, bu mümkün diyil.Sana gelince bilal kardes bi daha söylüyorum .ben Azerbaycan türküyüm ve senide bir Türk kardesim sanirim.Senin su din azminida beyeniyorum ve sana sonu cennet olan bir hayat diliyorum.Bir yaratan var bence su alemde,ama bu muhammedin bizlere gösterdiyi allah diyil.SAYGILARLA CEYHUN.

    • bilal dedi ki:

      ceyhun bey ! Bilki bu kadar uzun uzadıya iftira yazmanızın hiç bir marifeti yoktur. Bu iftira-
      lar maalsef sizi kaklı çıkaramaz Uzun uzun yazdıkça iftiralarınız daha fazla ortaya çıkıyor.
      ÖRNEĞİN :ALİ İMRAN-153.ayete dayanarak iftiralarla Uhud savaşında,hz.Ebu Bekir,Hz.
      Ömer’in kaçıp Hz.Peygamberi yalnız bıraktıklarını iddia ediyorsun.” Al senin iddianı yalan-
      layan sağlam kaynaklar !!! 1- TEFSİRİ İBN KESİR ARAPÇA: قال ابو سفيان افي القوم محمد ثلاث مرات فنهاهم رسول الله ان يجيبوه ثم قال افي القوم ابن ابي قحافة افي القوم ابن الخطاب ثم اقبل علي اصحابه فقال اما هؤلاء فقد قتلوا وقد كفيتموهم فما ملك عمر ان قال كذبت والله يا عدوالله ان الذين اعددت لحياء كلهم هناك لقد ابقي الله لك ما يسوئك الخ ” Ebu Sufyan ! Muhammed nerede,yaşıyor mu ? (3 defa ), Hz.Peygamber kimse ona cevap vermesin talimatını veriyor.! Devam ediyor. İbni Ebi Kuhafe ( Ebu bekir)
      nerde ? Devam ediyor,İbni Hattap (Ömer ) nerede ? Cevap almayınca işte bütün bunlar
      öldürüldü,yok oldular,hepsinin üstesinden geldiniz diye müşriklere müjde ve moral veriyor.
      Bunun üzerine hz.Ömer talimata rağmen dayanamayarak,ey Allah’ın düşmanı !
      sen yalan söylüyorsun saydıkların tümü burada ve hepsi de yaşıyorlar diye sesleniyor…”
      Hani bunlar kaçmıştı diyordun.!!! 2- Google de ” UHUD SAVAŞINDA HZ:EBU BEKİR VE
      HZ ÖMER’İN HZ.MUHAMMED’İ VE…” şeklinde girermisiniz.??? Buralara girinizk iiftirala-
      rınız ortaya çıksın.!!!
      =================================================================
      2-TARIK-4 VE İNFİTAR-10.ayetlere dayanarak koruyucu meleklerden söz ediyorsunuz,
      Bir önce bu ayetlerde ne anlatıldığını anlamış bile değilsiniz.!!! İNFİTAR-10-11: وان عليكم لحافظين كراما كاتبين ” Amellerinizi gözetleyip üzerinizden ayrılmayan değerli yazıcılar vardır.”
      TARIK-4: ان كل نفس لما عليها حافظ ” Hiçbir kimse yoktur ki yanında (amllerini) gözetleyen bir
      melek bulunmasın ” İşte görülüyorki,bu meleklerin görevi,insanı muhafaza etmek değil,in-
      sanın yaptığı iyilik ve kötülüklerini yazıp kayıt etmektir.Bunlar insanların pozitif ve negatif
      eylemlerini yazan meleklerdir.İnsanı koruma görevi gendilerine verilmemiştir.Ama siz ayet-
      leri bilmeden habire çarpıtıyorsunuz.!!!
      ==============================================================
      3-BEDİR DE YARDIMCI MELEKLER MÜŞRİKLERİ DE ÖLDÜRMÜŞ DEĞİLDİR! Müslümanlar güçsüz ve sayıları çok az olduğu için,yüce Allah melekleri gönderiyor.
      Bunların yardımları da şu şekilde oluyur.Bu melekler,müslüman askerlerin kılığına girerek sadece müşriklere görünmek suretiyle müslüman askerlerin sayısını fazla göstererek,
      müşriklerin kalplerine korku ve moral bozukluğunun salmasına vesile olurlar.!!! İşte melek- lerin yardımları manevi boyutludur..Fizki yardım değildir. Bu şekilde müşrikler müslüman-
      ların sayısını fazla gördükleri için kalplerine koruku girer ve hezimete uğrarlar. İşte bu ne-
      denle ayet meleklein sayısını bile veriyor.Maksat,Müslümanların sayısını fazla göstermek-
      le müşriklerin kalbine korku salmak ve morallarını bozmaktır.!!! Afrikadaki insanları da,aç
      ve yoksul bırakan,onların yer üstü ve yer altı kaynaklarını sömüren sizinle hemfikir olan
      Avrupalı gayri müslim emperyalist güçler değil Mi ? Bunları sömüren müslümanlar mı,
      yoksa sizin gibi gayri müslim Avrupalılarr mı ??? Bilmiyorsanız araştırın.!!! saygıyla.

      • bilal dedi ki:

        1- Hz.Ömer ve Müdlic olayı üzerine NUR suresinin sebebi nüzulunu çarpıtarak nasıl
        iftira ettiğinize dair konuyla ilgili tam metni buraya yazıyorum.KURTUBİ TEFSİRİNDE
        OLAY ŞÖYLE GEÇİYOR: يروي ان رسول الله بعث غلاما من الانصار يقال له مدلج الي عمر بن الخطاب ظهيرة ليدعوه فوجده نائما قد اغلق عليه الباب فدق عليه الغلام الباب فناداه ودخل فاستيقظ عمر فجلس فا نكشف منه شئ فقال عمر وددت ان الله نهي ابنائنا ونسائنا وخدمنا عن الدخول علينا في هذه الساعات الا باذن ثم انطلق الي رسول الله فوجد هذه الاية قد انزلت فخر ساجدا شكرا لله = اسباب النزول للواحدي ص 248 == والبحر المحيط / C/ 6 / 481-482 // Bu üç kaynakta geçen son ifadeyi çarpıtarak göstermişsiniz. Senin iddiana göre,
        hz.Ömer,durumu hz.peygambere anlattıktan sonra ilgili ayet iniyormuş,sanki hz.pey-
        gamberber onun isteği üzerine haşa böyle bir ayeti (Nur suresini) uydurmuştur,diye bir
        ima da bulunuyorsunuz.Kurtubi tefsiri C / 6 / S / 582, Vahidi’nin esbabi Nüzul /s / 248 /
        ve Bahrul Muhit c/ 6/ s/ 471-472 kaynaklarda aynen şöyle geçiyor ”…. Hz.ömer evinde
        iken,içinden böyle bir istek oluşuyor. Daha sonra hz.peygambere giderken,durumu hiç
        anlatmadan Nur suresinin indiğini peygamberimizden öğreniyor.Bunun üzerine şükür
        amacıyla Allah için secdeye kapanıyor.” Yani hz.Ömer,hz.peygambere gitmeden ve
        ve ona durumu bildirmeden önce söz konusu sure inmiştir.! Ama siz bu olayın son cüm-
        lesini çarpıtarak sanki hz.Ömer,hz.peygamberin yanına gidiyor,durumu anlatıyor ve he-
        men sonra da Nur suresi iniyor.!!! Bununla sanki,haşa hz.Ömer’in isteği üzerine hz.pey-
        gamber de bu sureyi uyduruyor.!!!. Neden böyle olayları çarpıtıyorsunuz.??? İşte kay- naklar,sizin iftira ve yaptığınız çarpıtmaları böylece ortaya çıkarıyor.!!! Gösterdiğiniz bütün rivayetler rafizilerin uydurduklarıdır !!!======= 2- Hz.Peygamber ve zeynep’le
        ilgili gösterdiğiniz rivayet’te külliyen iftira,yalan ve uydurmadır.!!! a) Zeynep,hz.peygam-
        berin öz halasının kızıdır.İsteksiz olduğu halde hz.peygamber onu Zeyd bin Harise’yle
        evlendirmeye ikna ediyor.Zeynep kız iken hz.peygamber isteseydi onunla evlenebilirdi.
        İsrarla onu Zeyd’le evlendiriyor.!!! Neden böyle yapıyor.??? hz.peygamber onun evine
        giderken sanki,ilk defa Zeyneb’i görüyor ve haşa ( ileri sürdüğünüz iftara dolu olay da )
        gerçekleşiyor.! Zaten hz.peygamber ve Zeynep bir aile çocukları gibi beraber yaşamış
        ve büyümüşlerdir.Bu konudaki iddianızda külliyen iftira ve uydurmadır. b) Zeyd’in hz.
        peygambere olan evlatlığı da kuru bir iddiadan ibarettir.AHZAB-37iaye^’tede bunu ifade ediyor. TEBENNİ YERİNE ;ادعياء ” Ed’iya ”ifadesinin
        da bunun kuru bir iddia olduğunu göstermektedir.Yoksa konuyla ilgili kur’an,
        ادعياء ” ifadesi yerine ” تبني ” kelimesini kullanacaktı.!!! Neden bu kuru bir iddiadır.?
        Çünkü,evlatlık koşullarının hiç biri gerçekleştirilmiş değildir.MESELA: hz.peygamberin
        D:T: 571 Miladi,Zeyd’in D.T:575′tir .Aralarındaki yaş farkları sadece 4.tür.Hz.peygamber
        25 yaşında hz.Hatice’yle evlenirken,hz.Hatice’nin kölesi olan Zeyd’e 21 yaşlarındaydı.
        Bu evlilikle Zeyd’in köleliği,henüz peygamber olmamiş olan hz.Muhammed’in eline geçi-
        yor,ilk yaptığı işi de Zeyd’i hürriyetine kavuşturup ailesine göndermek oluyor.Ama özgür
        hz.Muhammed’i anne baba ve akrabasına tercih ediyor.Hz.peygamber de onun bu iste- ğini geri çevirmeyip ona kucak açıyor. Ve sonunda öz haleasının kızı olan Zeyneb’i de
        onunla evlendiriyor! Peki,neredeyse hz.Muhammed’in yaşıtı olan Zeyd nasıl onun evla-
        dı oluyor.??? Böyle bir evlatlığın mantığı ve hukuki bir izahı var mı ??? Demekki,bu
        bu evlatlık kuru bir iddiadır.! Ne dini,ne hukuki,ne de mantıkı bir izahı vardır.== İddia edilen durum şayet söz konusu olsaydı. Zeyd,Zeynep’ten boşanmak istediği zaman,
        hz.peygamber onun bu isteğini şiddetle reddederek,” امسك عليك زوجك واتق الله الخ
        ” Eşini yanında tut.(sakın boşama) Allah’tan kork.! ” diye defalarca isteğini redetmezdi.!
        Halbuki sürekli onu uyararak bu istekten vaz geçirmeye çalışıyordu !!! Demekki iftira ,
        dolu iddianız doğru olsaydı,hz.peygamber Zeyd’e böyle sert çıkışlarda bulunmayacak
        ve ona karşı yumuşak bir tavır sergileyecekti.! Açıklamasa da yine onun boşanmasını isteyecekti.Ama her defasında şiddetle onun bu arzusunu reddediyor.Taki sonunda yine
        bu boşanma gerçekleşiyor.!!! Özetle Zeyd’in hz.peygamberle dini,hukuki ve mantıkı bir
        evlatlığı söz konusu olmadığı gibi,Zeyneb’in de hz.peygamberle gelinliği söz konusu
        değildir.!!!! NOT:BU KADAR SAÇMA SAPAN İFTİRA DOLU UZUN YAZILARININ BU-
        RAYA YAPIŞTIRILMASININ NE BİR ANLAMI,NE DE MARİFETİ VARDIR ? SEN KİTAP
        MI GÖNDERİYORSUN ? BİR DAHA BÖYLE UZUN OLURSA,BİLKİ NE BEN,NE DE
        BAŞKA BİRİ GÖNDERDİKLERİNİ KAALA ALMAYACAKTIR.! BU İFTİRA DOLU UZUN
        YAZILARI KENDİN OKU YETER.!!! UZUN YAZDIKÇA İFTİRALARIN DA ONA GÖRE
        ÇOĞALIYOR:!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  15. candost dedi ki:

    bilal çok safsın kardeş sen geç hikaye anlatmayı zeyd niçin boşanmak istiyor sonuçta peygamber karısı ile evlenecek sen hele bize bir anlat zeyd niçin boşanmak istiyor ?

    • HASAN dedi ki:

      Mİllet onu bunu bilmemde bir adamın çıkıp, üstelik çölün ortasında hem din oluşturup, hem değişik kabilelerden insanları bu dine inandırıp birde üzerine devlet kurması gerçekten baba iş. Okuduğum kadarıyla tarihte bir eşi yok daha bunun. Bu dinki zerdüştlük gibi bir dini tarihten kaldırmış koskoca bir coğrafyada yayılmış, medeniyetler ortaya çıkarmış. Gerçekten akıl sır almıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s