AYŞE’YE ZİNA SUÇLAMASI
İslam peygamberinin eşlerinden Ayşe’nin Muhammed’i başka bir erkekle aldattığı iddia edilen olaydır. Zina ile suçlanan Ayşe’nin başından geçen olay ve sonrasındaki gelişmelerin tümü İfk olayı olarak geçer. Bazı tarihçiler ifk olayını kısa, bazıları da geniş bir şekilde ele almışlardır. Vakidi, Hişam, Yakubi, Taberi ve İbni Esir kendi tarihlerinde; ifk olayını nakletmişlerdir.
Konu: Gazveler-Beni Müstalik
Ravi: Abdullah İbnu Avn
Hadis no: 4264
Nafi` rahimetullah`a katliam öncesi (İslam’a) davet hakkında sormak üzere yazmıştım. Bana şöyle yazdı:”Bu İslam`dan önce idi. Resulullah Beni Müstalik`e (habersiz) baskın yaptı. Onlar (bu sırada) gafil haldeydi, hayvanlarını su kenarında suluyorlardı. Mukatillerini (Savaşanlarını) öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün Cüveyriye`yi de ele geçirmişti.”5582 – Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Beni’l-Mustalik’ten Cüveyriye Bintu’l-Hâris, Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh’ın hissesine düşmüştü (esaretten kurtulmak için mukâtebe anlaşması yaptı). O, çok güzel bir kadındı, gözde onun için bir hisse vardı (gören göz haz duyardı). Mukâtebe bedelini ödemede yardım talep etmek üzere Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a geldi.Hz. Aişe devamla der ki: “Cüveyriye kapıda durduğu vakit onu görünce durumu hoşuma gitmedi (Resûlullah’ın onu beğenip evlenmeye kalkacağından korktum). Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın da benim onda gördüğüm (güzelliği) göreceğini derhal anladım.”Ey Allah’ın Resûlü dedi. Ben Hâris’in kızı Cüveyriye’yim. Durumum size meçhul değil. Ben Sâbit İbnu Kays’ın hissesine düştüm. Fakat hürriyetime kavuşmak için onunla mukâtebe yaptım. Size, mukâtebe (bedelini ödemem)de yardım istemek üzere geldim.Resûlullah:
“Sana ondan daha hayırlısını söylesem ne dersin?” buyurdular. Cüveyriye: “O nedir?” dedi.”Senin yerine mukâtebe ücretini ödeyeyim ve seni zevce olarak alayım?” buyurdular. Cüveyriye de: “Kabul ediyorum!” dedi. (Bunun üzerine, Sabit İbnu Kays’a adam göndererek Cüveyriye’yi ondan talep etti. Sabit: “O senindir, Ey Allah’ın Resûlü! Annem babam sana feda olsun!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm mukâtebe ücretini hemen ödedi. Cüveyriye ile evlendiğini işitince ellerindeki esirleri salıp azad ettiler ve: “Bunlar Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın artık akrabalarıdır (esir olarak tutulamazlar)!” dediler. Hz. Aişe devamla der ki: “Kavmine ondan daha hayırlı bir kadın görmedik; onun sebebiyle Benî Mustalik’ten yüz aile halkı azad olundu.”
Ebu Davud, Itk 2, (3931).
Cüveyriye’nin babası, amcası ve kocası bu baskında ölmüştü. En yakınlarını kaybettiği gün yaşadığı bu pazarlık trajedinin son perdesi.
Cüveyriye’nin asıl adı Berre idi. Yaşının küçüklüğünden dolayı Muhammed ona kızcağız, küçük kadın anlamına gelen Cüveyriye adını verdi. Muhammed o gün onunla evlendi. Evlendikleri sıra Cüveyriye 20, Muhammed 58 yaşındadır.
İfk hadisesi işte bu evlilikten sonra ve seferden dönüşte meydana geldi.
İfk hadisesini doğru değerlendirebilmek için; Ayşe’nin Cüveyriye meselesinde duygularını ve psikolojisini dikkate almak gerekirdi. Kendine rakip genç ve güzel bir kadın o gece kocasıyla gerdeğe giriyor. Ayşe’nin ruh halini düşünün. Üstelik Ayşe, lafını sakınmayan, Muhammed’e; “Bakıyorum da senin efendi tanrın senin şeyinin keyfini yerine getirmede hiç gecikmiyor” diyebilmiş bir kadın.
Ve ertesi günü dönüş için kervan yola çıkıyor…
İfk Hadisi:
Aişe (r.a.) buyurmuştur ki:
“Resulullah bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur`a çeker, kur`a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü.
Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi.
Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinden iniyordum. Resulullah , o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine`ye yakın bir yerde konakladık.
Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kazayı hacet için tek başıma) ordudan ayrılıp gittim, ihtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım.
Yemen’in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim.
O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilimi kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım:
Hülasa devemi sürüp gitmişler. Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugaha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm.
Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım. Safvan İbnu Muattal (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugahın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı.
Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü. Ben onun istirca sesiyle “İnna lillah ve inna ileyhi raci`un = Biz Allah`ın kullarıyız ve Allah`a dönüp varacağız” uyandım.
Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah’ıma kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircaından başka bir tek sözünü de işitmedim, indi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik. (Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helak olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selül`e düşmüştü.
Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim.
Bu halde nekahet devresine girdim.Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için hela olarak kullandığımız menası denen çukurların bulunduğu semte doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. Hicab ayetinden sonra evlerde helalar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hacetteki usulüne uyuyorduk.Dönüş yolunda yürürken Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi adet olan “düşmanın helak olsun” demedi): “Mistah helak olsun!” diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına: “Nasıl böyle dersin!” Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!” dedim. “Sen onun ne söylediğini işitmedin mi?” dedi. “Ne söylemiş ki?” dedim.Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı. Eve dönünce, Resulullah yanıma girdi ve: (İsmimi söylemeden) “Adamınız nasıl.” dedi. Ben: “Ebeveyninim yanına gitmeye izin ver” dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum.Resulullah izin verdi, ben de ebeveyninim yanma geldim. Anneme: “Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?” dedim. “Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah`a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler” dedi. Ben: “Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!” dedim. O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Sabah oldu, ben hala ağlıyordum.Resulullah o gün Ali İbnu Ebi Talib`i ve Üsame İbnu Zeyd radiyallahu anhı çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişare ediyordu. Usame, ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti: “Ey Allah`ın Resulü! Onlar zevcelerinizdir. Allah`a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz.”
Ali İbnu Ebi Talib de şöyle demişti: “Ey Allah`ın Resulü, Allah sana darlık vermez. Sana kadın çoktur. Sen cariyene sor, (onun halini o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir.”
Resulullah bu tavsiye üzerine cariyemiz Berire`yi çağırdı ve: “Ey Berire, söyle! Aişe`de sana şüphe verici bir husus gördün mü?” diye sordu. Berire: “Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim.
Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: “Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi.”
Babama: “Resulullah’ın sözlerine sen cevap ver” dedim. Babam: “Vallahi Resulullah’a ne diyeceğimi bilemiyorum” dedi. Anneme yönelerek: “Resulullah’ın söylediklerine sen bari cevap ver” dedim.Annem de: “Vallahi Resulullah ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum” dedi. Aişe devamla der ki: “Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur`an`dan da fazla okumuyordum. Dedim ki: “Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: “Günahsızım” dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan beriyim- beni tasdik edeceksiniz.Allah’a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Yusuf`un babası ve onun şu sözüdür: “Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarımıza ancak Allah`tan yardım istenir” (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah’ın benim suçsuzluğumu te’yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah’ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyamete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim.Ben, kendimi, Allah’ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resulullah göreceği bir rüya yoluyla Allah’ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum. Allah`a kasem olsun, Resulullah daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resulüne vahiy indirdi: Resulullah vahiy sırasında her zaman gelen halet istila etti.Sonra da o hal zail oldu. Resulullah tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu: “Ey Aişe Allah`a hamdet. Zira, seni tebrie buyurduk” Annem de bana: “Kalk Resulullah’a teşekkür et!” dedi. Ben ise: “Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allah’ıma hamdediyorum.Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu” dedim. Allah’ın indirdiği vahiy şöyleydi:(Nur/11-14) “Muhammed’in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur.O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın müminlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi? Dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şahit getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır.
Allah’ın dünya ve ahirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız…”
Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64,
Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11,
Eyman 18, İ’tisan 28, Tevhid 35, 52;
Müslim, Tevbe 56, (2770);
Tirmizi, Tefsir, (3179);
Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).
İfk Olayına neden olan gerdanlık daha önce de Muhammed ve Ali ile Ayşe arasında tartışmaya neden olmuştur. Muhammed, İfk muharebesinden getirdiği ganimetleri eşleri arasında taksim ederken, iki gümüş gerdanlıktan birini Ayşe’ye diğerini eşi Ümmü Seleme’ye vereceğini söyledi. Ayşe her ikisinin de kendisine verilmesinde ısrar edince Muhammed ile Ayşe arasında tartışma çıktı. Ali, Ayşe’nin Muhammed’e karşı tepkili sözler sarf ettiğini görünce dayanamadı: “Ciddiyetini takın, itiraz edip durma, hakkına razı ol” şeklinde müdahalesi, Ayşe’yi kızdırdı. Ayşe bu defa Ali’ye ileri geri konuşmaya başladı. Muhammed’in, Ayşe’nin yakışıksız sözleri karşısında Ali’ye şöyle söylediği rivayet edilir:
“Ya Ali, dünya kurulalıberi, hiç görülmemiş bir işi sana havale ediyorum. Ayşe’nin emr-i talakını (boşanmasını) senin yetkine bırakıyorum. Senin onu boşamaklığın, benim boşamaklığım olsun.”
Ardından çıkan İfk hadisesinde Ayşe, kendisine karşı yapılan kampanyanın başını Ali’nin çektiği zannına kapılacak ve Ali’ye olan nefreti artacaktır.
(El-Dorrulmensur C:6, S:146 ve El-Tibyan C:7,S.415)”Annem dedi ki: Resulullah’a karşısında (ihtiram ederek) ayağa kalk. Ayşe: Yalnızca Allah’a teşekkür etmek için ayağa kalkarım; (Peygambere dönerek) sana değil.”
El- Meğazî (Vakidî’nin) C:1, S: 434Taberî Tarihi’nde de şöyle gelmiştir: …Peygamber buyurdu: “Ey Ayşe; sana müjde veriyorum. Allah senin günahsız olduğunu nazil etti.” Ayşe dedi: “Allah’ın hamdı ve sizin kötü zannınızla..”
Taberî Tarihi C: 2, S: 114Ahzap suresi 50 ve 51. ayetleri için Ayşe Muhammed’e şöyle tepki gösterir:
“Bakıyorum da rabbin ancak senin hevanın-şehvetinin peşinde koşuyor.”
50. ayette geçen “kadınların kendisini Muhammed’e mehirsiz armağan etmesi” için de:
“Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mi ki, kendini bir erkeğe armağan etsin” demesi ilginçtir.
Tecrid, hadis no:1721)
Bu noktada kıskançlık konusuna bir değinelim:
İslam’ın Hatice’li döneminde tesettür ayetleri yoktu. Çünkü Muhammed’in kıskançlığı söz konusu değildi. O dönem Hatice’nin 55-65 arası yaşlılık dönemiydi. Ama çok eşliliğe geçtiğinde ve kendinden 30-40 yaş küçük genç kadınlar haremini oluşturunca; ahlak konuları ağırlık kazandı, kadınlar üzerinde baskı arttı ve tesettür şartı getirildi.
Benzer şekilde Ayşe de başlangıçta tepkili değildi. Çünkü ilk dönemlerde diğer eşleri kendinden yaşlıydı. Ama kendisi gibi genç Safiye’nin, Cüveyriye’nin, zeynep’in, Mariya’nın aralarına katılmasıyla Ayşe’nin de kıskançlık tepkileri verdiği anlaşılıyor.
“Bakıyorum da senin Rabbin hep senin zevkini yerine getirmek için koşturuyor!” (Tecrid, hadis no:1721)
İmam Malik’in Muvatta adlı kitabında öyle bir rivayet var ki, kadın erkek tüm inananların tüylerini diken diken eder. Rivayete göre; (Peygamberin ölümünden sonra) Ayşe, erkekleri kız kardeşi Ümmü Kulsum’a ve erkek kardeşinin kızlarına gönderir, onlardan süt emzirir, böylece Ümmül Müminin Ayşe, onlarla hicapsız olarak görüşmeyi kendine helal bilirdi. Çünkü Ayşe’nin içtihadına göre bu erkekler artık ona mahrem oluyorlardı!
12. îbn Şihab’a büyüğün emmesinin hükmü sorulunca, bu hususta, Urve b. Zübeyr bana şunları haber verdi dedi: «Resûlul-lah’ın ashabından Bedir muharebesinde bulunan Ebû Huzeyfe b. Utbe b. Rabia, Resûlullah’ın Zeyd b. Harise’yi oğulluk edindiği gibi, azadhsı Salim’i oğulluk edinip evlendirdi. Onu oğlu gibi görüyordu. Kardeşi Velidin kızı Fatıma ile evlendirdi. Fatıma
Kureyş’in en güzide genç kızlarından olup ilk hicret edenlerdendi. Allah Teâlâ, Zeyd b. Harise hakkında: «Onları (oğulluklarınızı) babalarının adiyle çağırın. Bu, Allah indinde daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız onlar dinde kardeşleriniz ve do8tlarınızdır.»[14] âyetini indirince bu oğulluklar babalarına verildi. Babaları bilinmiyorsa, velilerine verildi. O sırada Ebû Huzeyfe’nin hanımı Amir b. Lüey kabilesine mensup olan Süheyl’kızı Sehle Resûlullah’a gelerek:
«— Ey Allah’ın Peygamberi, Biz Sâlim’i çocuğumuz gibi görüyorduk. Yanımıza serbestçe girip çıkıyordu. Benim başım açık oluyor. Evimizde yalnız bir oda var. Salim hakkında ne buyurursun? Yanımızda kalabilir mi?» deyince, Resûlullah (s.a.v.):
«— Onu beş defa emzir süt oğlun olur.» (Yanına girip çıkması caiz olur.) buyurdu. Sehle dediği gibi yaptı. Böylece Salimi süt oğul sayardı. Hz. Aişe de yanına girmesini arzu ettiği kimseye bu hükmü uygulardı. Kız kardeşi Ümmü Gülsüm ve erkek kardeşlerinin kızlarına, yanma almasını arzu ettiği erkekleri emzirmelerini emrederdi. Ama Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) diğer hanımları bu emme ile hiç kimseyi yanlarına kabul etmezlerdi ve: «Hayır, Allah’a yemin ederiz ki Resûlullah’ın Sehle’ye emri sadece Sâlim’in emmesine mahsus bir ruhsattır. (Başkalarının bu hükmü uygulamaları doğru olmaz.) Hayır, Allah’a yemin ederiz ki, bu emme ile hiç bir kimse yanımıza giremez.» derlerdi.[15]



Pingback: İfk Olayı-Aişe Muhammet’i Aldattı mı? | Ateist Cevap
Ali bu olayda ayse`den ciddi olarak suphelenir..Alinin bu tavri karsisinda ayse, aliye kin beslemeye baslar..Muhammedin olumunden sonraki kamel savasi bir hesaplasmadir ve siffin savasindan sonra islamin kendi icindeki en kanlisi savaslarindan biridir.
boylece, siyasal islamin temel taslari dosenir..ve islamdaki ayrilik hareketleri ve mezhepler baslar..muslumanlarin pek bir itibar ettikleri non stop cennete gidecek olan sahabe, iktidar hirsi ile yuzbinden fazla muslumanin olmesine neden olur..
islam birlik dini, islam kardeslik dini, islam baris ve sevgi dini soylemlerinin ici bostur. Muslumanlarin pek sevdikleri Hz.Aişe RadiAllahu Anh annelerinin kaybolan kolyesinin uzantisi olarak gunumuzde irakta hala siiler ve sunniler birbirlerini camilerini bombalamakta, bir birlerini kan golunde bogmaktadirlar…Israil, bir musluman oldurdugunde kiyameti koparanlar, islamin kendi icinde akitilan kana sessiz kalmaktadirlar..
hakketten sağlam yorum … Ateş olmayan yerden duman çıkmaz ama bence moku yedi o
bu süt anneliği olayını eksik aktarmışsın. okuyan da koca koca adamların gidip süt emdiğini sanar.
kaynak çalışmıyor. başka yerden buldum.
http://hucurat.net/webtr/kitap_arsiv/hadisi_serif/hadis_kaynaklari/muvatta/sutemme.htm
burada aykırı bir durum yok. 2 yaşına kadarki bebeğin, 10 kere süt emmesi durumunda süt kardeşliğinden bahsediliyor. bunu buraya almanın sebebi ne?
kendi sapık fikirlerinizi biraz zaptedin. biraz edepli olun olmaz mı?
ayrıca oradaki salim’in emme olayındaki “özel ruhsat” olayı, gerçekten üzerinde durmanız ve islam’ı daha iyi anlamanız için çok elzem bir bilgidir. islam’da bazı olaylar bazı insanlara özeldir.
emme olayını eksik ve yanlı aktramışsınız..küçücük bir çocuğun emzirilmesinden ne sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz?
Mantık ve akademik objektifliği bir kenara bırakırsanız sizin de eleştirdiğiniz insanlardan farkınız kalmaz.