ŞEYTAN AYETLERİ
Ve Menates salisetel uhra
Tilke’l ğarâniku’l Ulâ
Ve inne le şefâatehunne le turca.
“Lât ve Uzza
Ve bir üçüncüsü olan Menat
Onlar ulu turnalardır.
Ve elbette şefaatleri umulur.”
Bu sözler, Necm suresinin ayetlerine şiirsel olarak da çok uygundur. Aynı uyaktadır, aynı kalıptadır. Bunlar Arabistan’da Muhammed döneminde de, Muhammed döneminden önce de şiir olarak zaten biliniyor ve söyleniyordu.
Garanik Olayının Mekke döneminde yaşandığı kesindir. Tam tarihi bilinmese de Habeşistan göçünden sonra olduğu söylenir. Çünkü bu olayla birlikte Müslümanlarla putperestlerin barıştığı haberi yayılır ve Habeşistan’a göç edenlerin bir kısmının döndüğü, çoğunluğun ise tepki gösterdiği rivayet edilir.
Olayın gelişimi İslami yönden şöyle anlatılır:
Mekke’de müslümanların eziyet ve iskencelere uğradıkları, bu sebeple bir kısım müslümanın Habeşistan’a göç ettiği bir dönemde Hz. Peygamber, Mekke müşrikleri ile uzlaşmanın yollarını arıyor, devamlı anlaşma çareleri düşünüyormuş. Zihni bu düşünce ile hep meşgul iken bir gün Kâbe yanında Necm suresini okuyormuş.
“Gördünüz mü o Lât ve Uzza’ yı ve üçüncü(leri olan) Menât’ı?” şeklindeki 19 ve 20. ayetlerini okuduktan hemen sonra Şeytan, Hz. Peygamber’e musallat olmuş ve şeytanın etkisiyle Hz. Peygamber, farkında olmaksızın “Bunlar ulu turnalardır ve şefâatleri umulur” cümlelerini vahyin devamı gibi söyleyip Necm suresini okumaya devam etmiş. Surenin sonuna gelince secde ayeti olduğu için Hz. Peygamber ve orada bulunan müslümanlar secdeye kapanmışlar.
Müşrikler de Hz. Peygamber’in okuduğu bu cümleler sebebiyle son derece sevinerek; “Artık Muhammed ilâhlarımızın şefâatini kabul ettiğine göre aramızda önemli bir ayrılık kalmadı” deyip hepsi secdeye kapanmışlar. Son derece yaşlı bir veya birkaç müşrik, yere eğilip secde etmek zor geldiği için yerden bir avuç toprak alarak alınlarına değdirmiş ve böylece ilâhlarına tâzimde bulunmuşlar. Bu olay dolayısıyla müşrikler kısa bir süre müslümanları kendi hâline bırakmışlar. Ancak bu olayın ardından Cebrâil (a.s.) gelerek hatası dolayısıyla Hz. Peygamber’i ikaz etmiş, bu arada nâzil olan Hacc sûresinin “…Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebî yoktur ki birşeyi arzuladığı zaman şeytan onun arzusuna (vesvese) atmamış olsun. Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır…” meâlindeki 52. ayeti ile önceki cümle neshedilmis.
Taberi’ye göre uzlaşma teklifi Mekke’li müşriklerden gelmiştir:
“Ey Muhammed! Sen bizim ilahlarımıza küfretmekten vazgeç… bir yıl boyunca bizim ilahlarımız olan Lat ile Uzza’ya ve Menat’a ve bir yıl boyunca da biz senin ilahına ibadet edelim. Senin bizi kabule çağırdığın din, bizim dinimizden hayırlı olursa, biz o din’den hissemizi alırız; eğer bizim dinimiz seninkinden hayırlı olursa, sen bizim dinimizden hisseni alırsın.
İslam dışı değerlendirmeye göre ise; Muhammed’in bu teklifi değerlendirerek stratejisini değiştirdiği, uzlaşmaya yöneldiği ileri sürülür. Putperestlere de haber göndererek Kabe’de toplanılır ve Necm suresi, içindeki şeytan ayetleri denilen sözlerle okunur ve Müslüman-putperest toplu halde secdeye varılır. Ancak ne var ki Muhammed’in bu tutumu müslümanlar arasında bir süre sonra tepki yaratır. Hele haber, Habeşistan’a göç etmiş bulunan müslümanlara ulaşınca, onlar tarafından olumsuz şekilde karşılanır.
Tepkiler karşısında Muhammed büyük bir hata işlediğini ve bu hata yüzünden taraftarlarından bir çoğunu kaybedebileceğini anlamakta gecikmez ve hatasını düzeltmenin yolunu arar. Cebrail’in gelip kendisine: “Ey Muhammed sen ne yaptın? İnsanlara, benim sana getirmediğim sözleri söyledin” dediğini ilan ederek dönüş yapar ve ayetleri aşağıdaki gibi düzeltir.
53-NECM:
19. Siz de gördünüz degil mi o Lât ve Uzza”yi?
20. Ve üçüncü olarak da öteki (put) Menat”i?
21. Demek erkek size, disi O”na öyle mi?
22. O zaman bu, insafsizca bir taksim!
23. Bunlar (putlar), sizin ve atalarinizin taktigi isimlerden baska bir sey degildir. Allah onlar hakkinda hiçbir delil indirmemistir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafindan yol gösterici gelmistir.
24. Yoksa insan, her arzu ettigi seye sahip mi olacaktir?
25. Ahiret de dünya da Allah”indir.
Hatta bu olaydan Kureyşlileri suçlar:
İsra/ 73-75. Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere bize isnat etmen için seni, nerdeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi. Eğer seni sebatkâr kılmasaydık, gerçekten, nerdeyse onlara birazcık meyledecektin. O zaman, hiç şüphesiz sana hayatın ve ölümün sıkıntılarını kat kat tattırırdık; sonra bize karşı kendin için bir yardımcı da bulamazdın.
Hacc suresindeki açıklama ise şöyledir:
Hac-52. (Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hac-53. Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
Hac-54. Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur’an’ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
Ayetlerin olayı doğrular nitelikte olduğu görülüyor.
Ayrıntılara girilmediği için müşriklerle uzlaşmaya girilip girilmediği, Necm suresinde putların bu uzlaşma neticesinde yer alıp almadığı hadislerin doğruluğuna bağlı.
Eğer doğruysa bu uzlaşma, Muhammed’in mücadelesinin dini değil, siyasi iktidar mücadelesi olduğunu gösterir. Bu da asıl “Allah ile aldatma” nın iktidar savaşı olduğunu kanıtlar.
Serdar Kaangil



ya hac suresi 53 te sana ve senin gibilere cevap veriyo işte daha ne istiyosun .
GARÂNÎK OLAYI
Hz. Peygamber’in’ Mekke döneminde Habesistan’a hicret eden müslümanlarin Mekke’ye tekrar dönmelerine sebep olarak gösterilen, ama gerçekte Islâm düsmanlarinin uydurduklari asilsiz bir rivâyet.
Islâm düsmanlarinin sinsi birtakim faaliyetlerle müslümanlarin akîdelerini bozmak, inançlarini sarsmak, Islâm esaslari üzerinde birtakim süphe ve tereddütler meydana getirmek niyetiyle uydurduklari rivâyetlerden birisi olan Garânîk kissasi, Ilk dönem Islâm alimlerinden birçogunun izledigi “kendilerine ulasan tüm rivâyetleri tenkid süzgecinden geçirmeksizin oldugu gibi aktarma ve meselenin tenkidini ilinî yeterlilige sahip okuyucuya birakma metodu sebebiyle, aslinda uydurma olmasina ragmen bazi Islâm tarihi ve tefsir kaynaklarinda yeralir. Sözde Garânîk olayi ile ilgili çesitli kaynaklarin anlatim tarzlari ve yazarlarin yorumlarinda bazi farkliliklar olmakla birlikte ana hatlariyla,bu uydurma olay söyle olmus: …Mekke’de müslümanlarin eziyet ve iskencelere ugradiklari, bu sebeple bir kisim müslümanin Habesistan’a göç ettigi bir dönemde Hz. Peygamber, Mekke müsrikleri ile uzlasmanin yollarini ariyor, devamli anlasma çareleri düsünüyormus. Zihni bu düsünce ile hep mesgul iken bir gün Kâbe yaninda Necm suresini okuyormus. “Gördünüz mü o Lât ve Uzza yi ve üçüncü(leri olan) öteki (put) Menât’i?” seklindeki 19 ve 20. ayetlerini okuduktan hemen sonra Seytan, Hz. Peygamber’e musallat olmus ve seytanin etkisiyle Hz. Peygamber, farkinda olmaksizin “Bunlar yüce kugu kuslari (veya turnalar)dir ve sefâatleri umulur” cümlelerini vahyin devami gibi söyleyip Necm suresini okumaya devam etmis. Surenin sonuna gelince secde ayeti oldugu için Hz. Peygamber ve orada bulunan müslümanlar secdeye kapanmislar. Müsrikler de Hz. Peygamber’in okudugu bu cümleler sebebiyle son derece sevinerek; “Artik Muhammed ilâhlarimizin sefâatini kabul ettigine göre aramizda önemli bir ayrilik kalmadi” deyip hepsi secdeye kapanmislar. Son derece yasli bir veya birkaç müsrik, yere egilip secde etmek zor geldigi için yerden bir avuç toprak alarak alinlarina degdirmis ve böylece ilâhlarina tâzimde bulunmuslar. Bu olay dolayisiyla müsrikler kIsa bir süre müslümanlari kendi hâline birakmislar. Bu haber Habesistan’daki müslümanlara “tüm Mekkelilerin Islâm’a girdigi” seklinde ulasmis ve Habes muhâcirleri orayi terkedip Mekke’ye yönelmisler. Ancak bu olayin ardindan Cebrâil (a.s.) gelerek hatasi dolayisiyla Hz. Peygamber’i ikaz etmis, bu arada nâzil olan Hacc sûresinin “…Senden önce gönderdigimiz hiçbir resul ve nebî yoktur ki birseyi arzuladigi zaman seytan onun arzusuna (vesvese) atmamis olsun. Allah, kendi ayetlerini saglamlastirir…” meâlindeki 52. ayeti ile önceki cümle neshedIlmis. Hz. Peygamber, olanlardan üzüntü ve nedâmet içinde, yeni inen ayetleri ilân edince Mekkelilerin eziyetleri yeniden baslamis…”
Temelde bu anlatim tarzini ve Garânîk olayinin vukû buldugunu kabullenen bazi yazarlar bu rivâyeti; “Garânîk sözünün geçtigi cümleyi söyleyen, Hz. Peygamber degildir; bizzat seytan, sesiyle ortaya atIlmistir”, “Bu cümleyi, Hz. Peygamber Kur’an okurken gürültü yapip, bagirip çagirarak ona baskin çikma seklinde müsriklerin devamli izledikleri bir politikanin geregi olarak ve son okunan ayette putlarinin adi zikredilince onlarin siddetli bir sekilde kötülenmesinden endise ederek kendi akîdelerine uygun bir sekilde müsriklerden birisi söylemistir. Bu sözün sâhibi, Hz. Peygamber olmadigi gibi, seytan da degildir, ama seytanlasmis Insanlardan birisidir”, “Bu cümle, müsrikler tarafindan daha önce bilinen, tavaflari ve yeminleri sirasinda kullanilan bir cümle idi. Müsrikler “Lat, Uzzâ ve öteki üçüncüleri Menât; bunlar yüce kugu kuslaridir ve sefâatleri umulur’ derlerdi. Hz. Peygamber’in okudugu Necm suresinin 19 ve 20. ayetlerinde bu putlarin adi geçince müsriklerden biri önceden kullandiklari bu yemin cümlesini araya sokusturuvermis, Ilk plânda bunu kimin okudugu bilinememisti…” gibi çesitli yorumlamalara tabi tutmaktadirlar.
Ancak gerek geçmis dönemlerin, gerekse asrimizin tahkik ehli âlimleri, bu rivâyeti çesitli yönleriyle inceden inceye tetkik etmisler ve birçok noktadan tamamen asilsiz, uydurma bir rivayet oldugunu ortaya koymuslardir. Kur’an-i Kerîm’in, Cenâb-i Hakk’in muhâfaza ve garantisi altinda oldugu, ayetlerin beserî ve seytanî tasallutlardan mahfuz bulundugu bilinen bir gerçektir. Bu bakimdan Hz. Peygamber Kur’an okurken seytanin tasallutuyla Kur’an ayetlerine bir seytan sözünü karistirmasi ya da seytanin veya bir müsrigin herhangi bir sözünün geçici bir süre için bile olsa farkedIlmeyip Kur’an’dan zannedIlmesi, katiyetle ihtimal dahilinde degildir. Ayrica Hz. Peygamber, müslümanlarin ugradigi eziyet ve iskenceler dolayisiyla ne kadar üzüntülü ve bu eziyetlerin kaldirIlmasi hususunda ne derece düsünceli olursa olsun, dilinden, yillar boyu’ ugrunda mücâdele verdigi tevhid akidesine tamamiyle zit böyle bir cümlenin dökülmesi veya baskasi tarafindan söylenen bir cümleyi farkedip müdâhale etmemesi sözkonusu otamaz.
Garânîk rivayetini kitabinda Ilk nakleden müellif, h. III. asir baslarinda 204/819 tarihinde vefat eden Ibnü’l Kelbî’dir. Daha sonra Vâkidî, Ibn Sa’d, Taberî, Zemahserî gibi bazi tarihçiler ve müfessirler Ibnü’l-Kelbî’den alarak bazi küçük degisiklik veya ilâvelerle aktarmislardir. Ibnü’l-Kelbî’nin; naklettigi rivayetlerde hiçbir hassasiyet göstermeyen ve nakillerine güvenIlmeyen bir kisi oldugu bilinen bir gerçektir. Üstelik Garânîk kelimesinin geçtigi cümle, muhtelif kaynaklarda birbirinden çok farkli sekillerde nakledIlmistir ki bu da rivayetin uydurma olduguna Isaret etmektedir.
Su halde Garânîk rivayeti, tamamiyla asilsiz olup Islâm’in daha Ilk asirlarinda Islâm düsmani zindiklar tarafindan uydurulmus, günümüze gelinceye kadar çesitli asirlarda Islâm’a muhalif belli çevrelerce bir koz olarak kullanIlmis, günümüzde de Islâm düsmani garazkâr müstesrikler tarafindan zaman zaman tekrar ortaya atilarak bu vesile ile Islâm’a karsi saldirilarda bulunulmustur.
Su halde Habesistan’daki müslümanlarin Mekke’ye geri dönmelerinin sebebi, sözde Garânîk olayi degil; bu yillarda Hz. Hamza ve Hz. Ömer gibi güçlü ve itibarli sahislarin Islâm’a girmeleri dolayisiyla Mekke müsriklerinin bir süre çekinerek eziyet ve iskencelerine ara vermeleri, dolayisiyle Mekke’de geçici bir sükûnet havasinin olusmasi; Habesistan’da Necâsî Ashame’ye karsi bir ayaklanmanin basgöstermesi ile karisikliklarin zuhûr etmesidir.
Necm suresinin Kâbe yaninda Hz. Peygamber tarafindan okundugu; surenin sonunda secde ayeti bulundugu için Hz. Peygamber’in ve orada bulunan ashabinin secdeye kapandiklari, buna mukâbil müsriklerin de tamamiyla secde ettiklerine dari Imam el-Buhârî’nin el-Câmi’u's-Sahîh’inde sahih bir rivâyet vardir (bk. Buhârî, Tefsiru Sûrati ve’n-Necm 4). Ancak bu rivayette Garânîk meselesiyle ilgili hiçbir husus yoktur; olmasi da zaten hem nakil yönünden, hem de akil yönünden mümkün degildir. Islâm düsmanlari adetleri vechile yalan ve uydurmalarini Iste bu rivayet üzerine bina etmis, asli ve esasi olmayan Iftiralarla bu sahih rivayeti tamamiyla çarpitmislardir. Hz. Peygamber ve ashabi, Necm suresinde geçen secde ayeti dolayisiyla secdeye varirken müsrikler de bu surenin 19 ve 20. ayetlerinde adlan anilarak kötülenen putlari ve akîdelerine sahip çiktiklarini belirtmek ve putlarini tazim etmis olmak için putlari adina secde etmis olmalidirlar.
Aydın arkadaşımız sadece niyetini belirtmiş.Bu olayı, islami çok güvenilir kaynaklar onaylarken, aydın arkadaşımız ve iman etmiş müğmin taarruzu ile yola çıkan nice sorgusuz insan yine savunmaya geçmekte ve böyle birşeyin olamayacağı zannı ile yorumlar yazmakta.Yahu hadis ve ayetler ortada kardeşim ne diyosun sen ya…Burada konuyu uzatmak aydın arkadaşımıza söz düşürmek olacağından kısa kesiyorum…
arkadaşım bu olayı bütün hadisçiler yalanlıyor bunlar sonradan uydurulan şeylerdir peygamberimiz günahsızdır şeytan ona sokulamaz allah ona peygamberimzin yanından geçmeyi bile yasak etmiştir hem peygamberimzin kalbi ve ruhu allahın elindedir bu iftiralar tamamen allaha ve peygamberine iftiradır bunu yazan sana da tevbe etmeyi öneriyorum
Hac 52 de böyle bir durumun olamıyacağı apaçık belirtiliyor nasıl okuyorsunuz anlamak mümkün değil…
Sizin yazılarınızın birbiriyle çeliştiğinin farkında mısınız ?
Bazı yazılarınızda Hz Muhammedin dini uydurduğunu vs söylerken burda nasıl oluyor da birden Allahı Ve Hz Muhammedin peygamberliğini kabul etmiş oluyorsunuz ?