MUHAMMED ÖLDÜRÜLMÜŞ MÜYDÜ?

İSLAM PEYGAMBERİNİN ÖLÜM NEDENİ:

Hz. Muhammed’in ölüm nedeni olarak humma hastalığı gösterilir.
Bir de aşağıdaki hadisleri inceleyelim. Hayber muharebesi sonunda Zeynep bint el-Hâris adında bir kadın, rasulullah’a zehirli bir koyun ikram etti. Rasulullah ondan bir parça aldı, ancak tamamını yutmadan koyunun zehirli olduğunu bildirdi. Kadın çağırıldı, suçunu itiraf etti ve bunu neden yaptığı sorulunca şöyle dedi:

“Gerçekten Peygamber isen, sana bundan haber verilir, eğer hükümdar isen senden kurtulmuş oluruz.” Ancak Bişr b. Berâ bundan aldığı lokma ile zehirlenerek öldü. Bunun üzerine kadın Bişr’e kısas olarak öldürüldü. Rasulullah son hastalığında dahi Hayber’de aldığı bu lokmanın tesirini hissettiğini beyan buyurmuştur. (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 222)

Hadis No: 4961
Tanım: Yahudilerden bir kadın Resulullah (sav)’a zehir katılmış bir koyun hediye etti, Resulullah (sav), (bidayette) kadına dokunmadı.”

Hadis No: 5388
Tanım: Resulullah (sav), kendisini ölüme götüren hastalığa yakalandığı zaman derdi ki: “Ey Aişe! Ben Hayber’de yediğim (zehirli) yemeğin elemini hep hissediyordum. İşte şimdi kalp damarımın kesildiğini hissettiğim anlar geldi.”

Hadis No: 5567
Tanım: Hayber fethedildiği zaman, Resulullah (sav)’a zehir katılmış bir koyun (kızartması) hediye edildi. Aleyhissalatu vesselam: “Yahudilerden burada olanları bana toplayın!” emrettiler ve derhal toplanıp getirildiler. “Size bir şey sorsam doğru söyleyecek misiniz?” buyurdu. Onlar: “Evet!” deyince: “Babanız kimdir?” buyurdu. “Falancadır!” dediler. “Yalan söylediniz, bilakis babanız falandır!” buyurdu. “Doğru söyledin!” dediler. “Önceki gibi bana doğru söyleyecek misiniz?” diye tekrar sordu. “Evet! Zaten biz sana yalan söylesek sen onu anlayacaksın, tıpkı babamız hakkındakini anladığın gibi” dediler. “Cehennem ehli kimdir?” dedi. “Biz orada az kalacağız. Orada bize siz halef olacaksınız!” dediler. “Defolun! Vallahi biz ebediyen size cehennemde halef olmayacağız!” buyurdu. Sonra da: “Size bir şey sorsam bana doğru söyleyecek misiniz?” buyurdu. “Evet!” dediler. “Bu koyuna zehir koydunuz mu, koymadınız mı?”dedi. “Evet, koyduk!” dediler. “Pekiyi bunu niye yaptınız?” buyurdu. “Yalancı (bir peygamber) isen, senden kurtulmayı arzu ettik. Hakiki bir peygamber isen, bu zehir sana asla zarar vermez!” dediler.

Hicret’in yedinci yılında Muhammed Medîne’ye yüz mil mesafede bulunan Hayber Yahudi’leri üzerine yürür. Hayber arazisi verimli, sulak, ve hurmalıklarla dolu çok zengin bir yerdir. Hayber’i ele geçirmekle hem bir yandan oradaki zenginliklere sahip olmak, hem muhtemelen Yahudi’leri müslüman yapmak, ve hem de bu bölgeleri Islâm toprağı haline getirip kendi ümmetini yabancı unsurlardan arındırmak olanağını sağlayabilecektir.On dört gün süren bir kuşatma’dan sonra Kamus kalesini ele geçirip Yahudi’leri esir alır. Onlardan edindiği bol miktar ganimet mallarını ve esirleri daha henüz paylaştırmaya girişmeden önce Dihye adında bir asker gelip kendisinden: “Bana bir câriye ver” şeklinde dilekte bulunur. Ganimet malları henüz tasnif edilmediği ve paylaşılmaya hazır duruma getirilmediği, yâni herkesin payına ne düşecegi belli olmadığı halde Muhammed, muhtemelen onun pek yararlı bir asker olduğunu düşünerek: “Git, esirler arasindan dilediğin kadını kendine cariye olarak al” der. Bu izin üzerine Dihye, esir kadınlar arasından en güzelini seçer. Bu aldığı kadın, Hayber’e sığınmış olan Benî Nadîr Yahudi’lerinin reislerinden Huyey b. Ahtab’ın kızı Safiyye adında, genç güzel bir kadın’dır. Henüz 17 yaşında olup Yahudi’lerin ileri gelenlerinden biri olan Kinâne b. Ebi’l-Hukayk ile yeni evlidir. Böylesine güzel ve asâlet sahibi bir kadın’in kendisinden başkasına lâyık olamayacağını düşünen Muhammed, Dihye’ye baska bir cariye hediye ederek onun elindeki Safiyye’yi kendisine alır. Bu arada Safiyye’nin babasını ve kocasını, Yahudi kavmine âit hazine’nin nerede olduğunu bildirmediler diye, kafalarını kestirterek öldürtür.
Kocası, babası, kardeşi, kayınbiraderi o gün öldürülen Safiyye ile evlenir ve düğün yemeği verir. Ama zifafa giren peygamber amacına ulaşamaz. Ertesi günü yolda verilen molada zifaf gerçekleşir.Peygamber Safiyye ile zifafa girdiklerinde; ashabtan, bu hanımın Peygamber’e bir kötülük yapabileceğini düşünenler oluyor ve hatta Ebû Eyyûb el-Ensarî (Ö.H.50) daha da ileri giderek kılıcını kuşanmak suretiyle pür silah zifaf çadırın kenarında sabaha kadar nöbet tutuyor! (Ayrıntılı bilgi için bkz. Doç. Dr. Bünyamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, s. 84, TDV. Yayını, Ankara, 2007)

Hayber’deki bu düğün yemeğinde ikram edilen zehirli koyun etinin Safiyye ve öldürülen yakınları ile ilgisi büyüktür.
Peygamber’e zehirli et yemeği ikram eden kadın, Zeyneb bintu’l-Hâris adını taşımaktaydı ve Merhab adlı Yahudinin yeğeni olup Sellâm ubn Mişkem’in zevcesiydi ki her iki adam da Yahudilerin ileri gelen başkanlarındandı. Bu kadının kocası, erkek kardeşi, babası ve amcası, Müslümanlarla girişilen savaşlarda ölmüşlerdi.” (bkz. M.Hamidullah, age, s. 1101)

Peygamber’in bilinen ilk hastalığı çocuk yaşta geçirmiş olduğu bir göz hastalığıdır. İslam Âlemi’nin en büyük âlimlerden olan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah bu konuda ıbn Ebî Usaybi’a’dan da alıntı yaparak şöyle der:

“O devirde, Tâ’if yakınında yaşayan bir Hıristiyan Rahip vardı. Bu papaz, Rasûlullah’ın küçük yaşta iken yakalandığı bir göz hastalığını (muhtemelen çapak –rams- veya göz iltihabı –Remd-) tedâvi etmişti, bu hususta Halebî’nin ınsân ul-Uyûn adlı eserinde malumat vardır”(bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, ıslam Peygamberi, s. 802, Çev. Prof. Dr. Salin Tuğ, ırfan Yayıncılık, ıstanbul, 2003).

Dikkat edileceği gibi, Peygamber’in çocuk yaşta yakalandığı göz hastalığı bir Hıristiyan Rahip tarafından tedavi ediliyor ve Hz. Peygamber bu tedaviden sonra şifa buluyor ve hayatının sonuna kadar bu hastalığa bir daha yakalanmıyor. Zira kaynaklarda bu yönde başka bir bilgi bulunmuyor. M. Hamidullah devamla der ki;

Doğu Arabistan’ın Teym’ur-Rebâb kabilesine mensup olan Ebû Rimset’ut-Teymî’nin başından geçenler daha da alâka çekicidir: O ıslâmı kabul etmek üzere Medine’ye gelmişti. Hekim olması dolayısıyla duyduğu merak Allah’ın Rasûlünü ayırt etmede bir işâret olarak bilinen meşhur mührü; “Rasûlullah’ın omzunda bulunan şey, hekimlik yönünden güvercin yumurtası iriliğinde bir tümördür” diyerek tetkik etmeye ve cerrâhi bir ameliyatla bunu olduğu yerden çıkarmaya kendisini sevk ve teşvik etmişti. Ahmed b. Hanbel ve ıbn Sa’d naklettikleri bir hadiste bize bildirmektedirler ki; Ebû Rimse, Rasûlullah’a bu münasebetle şu sözü söylemişti: “Ben tabipler ailesine mensup bir doktorum ve benim babam da çok meşhur bir hekimdi. Vallahi insan vücudunda bulunan ne bir kan damarı ve ne de bir kemik bizim için meçhûldür. Omzunda bulunan şu rahatsızlığı bana bir göster, şayet çıkıntılı bir yumru şeklindeyse onu keser, yerinden çıkarır ve ilaçla tedavi ederim”. Hadise göre Muhammed bu ameliyata razı olmamıştır. Fakat Arabistan’da tıp ilminin seviyesini göstermesi bakımından hadiste geçen bu olay önemlidir. (Bkz. Hamidullah, age, s. 803). M. Hamidullah, meşhur tarihçi Taberi’nin “Tarih” kitabını kaynak göstermek suretiyle sözlerine şöyle devam eder: “Beni Amir kabilesinden olan ve “Etabb’ul-Arab” lâkabıyla anılan diğer tabibin dahi aynı yumru ile ( sözde mühür) ilgilendiğini görmekteyiz.” (Bkz. Hamidullah, age, s. 803).

Görüldüğü gibi, Peygamberin omuzunda veya iki kürek kemiği arasında var olduğu söylenen ve “Nübüvvet Mührü” veya Kur’an-ı Kerim’in Ahzap Sûresi’nde geçen “Hâtemen Nebiyyîne” tabirinden hareketle “Hâtemül Enbiyâ” olarak da isimlendirilip hakkında bir sürü rivayet ve menkıbe üretilen et kütlesi, tıp ve tabiplik açısından hastalık belirtisi bir ur, yani tümör olarak görülmektedir! Peygamber’in cerrahi müdahaleye rıza göstermemesinin sebebi, bu tümörün kesildiğinde daha büyük rahatsızlıklara dönüşeceğini tahmin etmesi midir, yoksa onun gerçekten de bir Nübüvvet nişânesi, yani peygamberlik alâmeti olduğunu biliyor olması mıdır bilmiyoruz.

Bunun dışında herhangi bir rahatsızlığı ise bilinmiyor.
Zehirlenme meselesine tekrar dönersek;
Peygamber’e Hayber’in fethi sırasında ikram edilen yemekte kullanılan zehir, yutulması halinde derhal öldüren, ağza alınması halinde ise uzun süre vücutta kalabilen ve öldürücü etkisi zaman içinde nükseden türden bir zehirdi. Bilindiği gibi tarihte Baldıran bitkisinden elde edilen zehirle öldürülen bir çok ünlü şahsiyet vardır ve bunların en başında ünlü düşünür Sokrates gelmektedir.

Peygamber erken denilebilecek bir yaşta vefat etmiştir. Öldüğünde henüz 63 yaşında idi.

Konumuza yine M. Hamidullah’a bağlı kalarak devam edecek olursak:

Hayatının son senelerinde, Muhammed A.S.S. ekseriye muzdaripti. Elden geldiği kadar kendisine ihtimam gösteriliyordu. Altmış üç yaşında idi. 11. Hicrî senenin ikinci ayının son haftasında, bir gece kalktı, yatağını terketti, şehrin mezarlığına (ki; bu mezarlık Cennet’ül Bâki olarak bilinmektedir)gitti. Orada mevtalar, yani ilâhi vazifesinin başarıya ulaştırılmasında kendisi ile birlik olup, ömürlerini vakfedenler için uzun müddet duâ etti. Sonra evine döndü ve Ayşe’nin baş ağrısından şikayet ettiğini işittiğinde ona şöyle dedi: “Fakat asıl başı ağrıyan benim!”. Ertesi günü durumu ağırlaştı. Hastalık artmakta berdevamdı. Bir gün ailesine, şehrin yedi ayrı kuyusundan çekilen yedi ayrı su getirmelerini ve başına dökmelerini söyledi. O zaman âdet olan bu şekil bir tedavi, kendisini o kadar teselli etti ki yatağı terkedip, câmiye gidebildi ve sahâbileri arasında yerini alarak onlara…hutbe îrad edebildi.(Bkz. M. Hamidullah, age, s. 1095-6)

Peki başından aşağı soğuk su döküldüğünde ateşi düşen ve hastayı ferahlatıp ayağa kaldıran bu hastalık ne idi!? Kaynaklarda bu konuda fazla bir malumat olmamakla birlikte M.Zekâi Konrapa, şu bilgileri aktarmaktadır:“…İlahi vahyin tesirleri, başlangıçtan beri çeşitli düşmanlarından gördüğü çeşitli kötülükler, Peygamberlik vazifesinin ağırlığı gibi türlü sebeplerle pek sağlam olan vücudu sarsılmış bulunuyordu… Resûl-i Ekrem, hicretin onbirinci yılının Safer ayında hastalanmıştı. Sancağı, kendi eliyle Üsâme’ye teslim ettiği günün ertesi sabahı bir baş ağrısıyla uyandı. Buna bir de baş dönmesi eklendi. Hastalık bazen şiddetleniyor, bazen de hafifliyordu. Bu suretle tam 13 gün sürdü… Resûl-i Ekrem’in hastalığı -HUMMÂ-idi. Kendisini soğuk su ile tedavi ederek hafifletiyordu”(Bkz. M.Zekâi Konrapa, age, s.83-85.)Sözlükler Humma’yı, bir tür ateşli hastalık, “sıtma” olarak tarif ediyorlar. Ama sıtma çok bulaşıcı bir hastalık ve bulaşma tehlikesi o dönemin Araplarında pek bilinmiyor. Humma olsaydı çevresine de bulaşmaz mıydı? Peki yüksek ateş ve baş dönmesi başka bir hastalığın, meselâ bir zehirlenme olayının belirtisi olamaz mı? Peygamber M.632 yılında vefat ediyor. Yani Hayber’in fethinden yaklaşık 3,5- 4 yıl sonra. Hayber’in fethi sırasında kendisine zehirli koyun eti yedirildiği de kesin olduğuna göre, acaba o zehirden Hz. Peygamberin vücudunda kalan artıklar, 3,5-4 yıl sonra öldürücü etkisini göstermiş olamaz mı?! Bu soruların kesin cevabını vermek herhalde zehir konusunda uzman toksikoloji uzmanlarına düşmektedir. Ancak biz yine de bu sorunun cevabı konusunda bazı ip uçları yakalamak için yine Muhammed Hamidullah’ın eserine dönelim ve son noktayı koyalım. şöyle diyor M.Hamidullah:

Bazı hadisçiler son günlerini Rasûlullah’ın: “Hayber fethinde bir kadının kendisine ikrâm ettiği zehirli bir yemek sebebiyle ölmek üzere olduğunu” söylediğini naklediyorlar. Olayı, Rasûlullah’ın fark ettiğini ve çiğnemekte olduğu eti ağzından çıkarıp attığını ve aynı etin diğer bir parçasını yemiş ve yutmuş olan başka bir Müslüman’ın oracıkta derhal öldüğünü bu arada hatırlatalım. Muhammed A.A.S. hastalığında şöyle diyordu: “Zaman zaman bu zehirden muzdarip oldum ve şimdi beni şah damarımdan vurdu!” (Bkz. M.Hamidullah, age, s.1101)

Serdar Kaangil

This entry was posted in Din and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

3 Responses to MUHAMMED ÖLDÜRÜLMÜŞ MÜYDÜ?

  1. Emre Koc says:

    dost onu olduren 3 sene oncesı zehır nasıl olur.onu zehırleyenler ebubekir ve ömerdi hukumetı devralmak için

  2. abdullah says:

    bir peygamberin zehirlnerek 3-4 sene sonra vefat etmesi onun peygamberliğine halel getirirmi ? anlatılmak istenilenin ne olduğunu pek anlayamadım .

    şehit edilen peygamberlerin olduğunu bize bizzat kuranı kerimde cenabı Allah bildiriyor . rasulününde cihat sonrası zehirlenmek suretiyle şehitlerden olmasını dilemiş olması muhtemeldir.

    bence asıl düşünülmesi gereken hz. muhammed s.a.v. in ölümü zamansızmı olmuştu ? tebliğ davetini yapmıştı din kemale ermişti zira kuranı kerimde bildirilen maide suresinin 3. ayeti gayet açıklayıcı .

  3. abdullah says:

    kuranı kerimin Allah kelamının olduğunun bir ispatıda peygamberliğinin mükemmel bir süreçten geçmesi zaman içinde indirilen ayetlerin birbiriyle mükemmel ahengi ve bağlılığı ve Allahın onu muzaffer kılmasıdır . zira mekkeli müşrikler ve yahudi toplumu çok fırsat kollamışlarsada her sferinde başarısız olmuşlardır . tarihte bunun gibi bi örnek daha varmıdır ?

    ashabı kiramın (r.anhum) hz . muhmmet s.a.v. e bağlılığı gibi bir başka ümmetin bu şekilde bağlılığı olmuşmudur . bütün bunlar onun peygamberliğinin ispatıdır . sahabide bunu yaşayarak görmüş bilmiş ve idrak ettiği için tam bir teslimiyet sergilemişlerdi .

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s