TANRININ KIRBACI: ATTİLA

AVRUPA HUN İMPARATORU

“Tanrının kırbacı” ya da   “Tanrının Kılıcı” demiş Avrupalılar onun için.

Avrupa Hun Devleti‘nin imparatoru olup Büyük Hun İmparatoru Mete‘nin 19. kuşaktan torunudur. Babası Muncuk Han‘dır.

Attila’nın doğum tarihi, yeri, gençlik yılları ve yetişmesi hakkında malumat bulunmamaktadır.

Yalnız isminden dolayı Hunların Itil (Volga) nehri kıyılarında bulunduğu zamanlarda dünyaya geldiği (390- 395 yılları), babası Muncuk ile, onun ölümünden sonra amcası Rua’nın yanında yetiştiği tahmin edilmektedir.

Attila isminin ne manaya geldiği Türkçe olup olmadığı meselesi her zaman tartışma mevzuu olmuştur. Kimi ismin Gotça olduğunu (G. Doerfer, Z. Moor gibi) kimi ise Türkçe olduğunu ileri sürmüştür. ( Gy. Németh, O. Pritsak gibi )

Attila adının Gotça “Babacık, Atacık, Sevimli, Ağabey” manalarına geldiği söylenerek, Hun dönemi Türkçe bir kelimenin Germence yorumu olarak gösterilmiştir. Ayrıca Klaproth ve Inostroncev Macarca; Venelin Slavca; Poucha Tokarca olarak kabul etmişlerdir. Genellikle Attila isminin Volga nehrinin bir diğer adı olan İtil-Etil’den geldiği düşünülmüştür.

Ayrıca Göktürk Türkçesindeki Attay = “şöhretli İmparator” ile de bağlantı kurulmuştur.

F. Altheim, Attila kelimesinin aslının Ata-la olduğunu ve “benim atam, atacık” manalarına geldiğini söylemiştir.

Bunların yanında Gy. Németh ayrı bir bakış açısı getirerek Attila’nın olgunluk çağı ismi olduğunu, gençliğinde ise başka bir ad taşımış olabileceğini ifade etmiştir ki, bu eski Türk ad verme geleneğine de uygundur. Attila, şahıs isminin ötesinde belki de Hun hükümdarının

unvanıdır.

En son olarak O. Pritsak ise ismin Türkçe olduğunu ve Es-til-ä ~ As-til-ä ~ At-til-a =Attila şekliyle “Büyük deniz, okyanus” veya “her şeye gücü yeten hükümdar” manalarına geldiğini söylemiştir.

Hun İmparatoru Attila’nın önemi, tarih içindeki yerini korusa da, nesillerden nesillere korku, hayranlık ve merakla aktarıla aktarıla Attila ismi bir efsaneye dönüşmüş, bu ismin çağrıştırdıkları tarihçiler kadar sanatçıların da ilgisini çekmiştir.
Batılıların barbar olarak gördükleri bir kavmin içinden, onları zekası ve gücüyle şaşırtan, bu şaşkınlığın hayranlığa dönüştüğü Attila dışında bir başka tarihsel kişilik bulmak oldukça zordur. Etrafına dehşet saçan bir savaşçı olmasına rağmen, Attila’nın bilime ve sanata olan merakı, Batılıların barbar tanımını oldukça zorladı. Acımasızlığıyla ünlü bu hükümdara, “Tanrı’nın kırbacı” ya da “Tanrı’nın Kılıcı” sıfatını yakıştırıp, günahlarının bedeli olarak kendilerine gönderildiğini bile düşündüler.
Korku ve merakla iç içe geçmiş bu hayranlık, Avrupalı sanatçıların eserlerinde de yerini aldı, Verdi dahi “Attila” adında bir opera besteledi. Günümüzde de bu ilginin sürdüğünü, Attila’nın kitaplara ve filmlere konu olmaya devam ettiğini söyleyebiliriz.

Bir efsaneye göre Attila, çocukken Romalılar ile Hunlar arasında yapılan anlaşmayla Roma İmparatorluğu’na rehin olarak verilir. Attila’nın karşılığında da General Gaudentius’un oğlu Aetius, Hunlara teslim edilerek, diğer barbar kavimlere karşı Hunlar ve Romalıların ittifak yapması sağlanır. Bu konuda başka bir iddia ise Romalıların rehin aldığı Atilla’ya karşı amcası Rua  bir soylu çocuğu olan Aetius’u kaçırır ve Attila’nın karşılığında geri verir.

526886_413610828734761_2076614788_n

Zamanla çok yakın dost olan Attila ve Aetius’un kaderi, onları dünyanın kaderini belirleyecek büyük bir savaşta karşı karşıya getirir.

Batı Hunları ile ilgili kaynaklar ve yorumlar çok çeşitlidir. Bazı kaynaklar Batı Hun İmparatorluğu ile Avrupa Hun İmparatorluğu’nu ayırmakta ve bunları iki ayrı devlet olarak kabul etmekte, bazıları ise Batı ve Avrupa Hun İmparatorluklarını birbirlerinin devamı sayarak tek devlet kabul etmektedir. Batı Hunlarının geldikleri yer konusunda da değişik görüşler ileri sürülmesine karşın, son yapılan araştırmalar bu Hunların Büyük Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra Orta Asya‘dan göç eden kavimler olduğunu kesinleştirmiştir. Batı Hunlarının Asya kökenli ve Büyük Hun Devleti’ni kuran kavimlerin torunları olduklarına artık kesin bir gözle bakılmaktadır. Bu konuda tarihsel, kültürel ve toplumsal bilgiler kanıtlanmıştır.

Hunlar Batı steplerine göç etmeden önce buralarda İskitler yaşıyordu. Daha sonraları İran’dan gelen Sarmallar İskit İmparatorluğu’nun yıkılmasında önemli rol oynadılar ve İran kökenli kavimler Batı steplerine yayıldılar. Büyük Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra Orta Asya‘da kurulması denenen bazı Hun devletleri uzun ömürlü olamadı ve Hunlar yavaş yavaş Batı’ya doğru göç etmeye başladılar. Öncelikle Aral Gölü civarında görülen Hunlar, sonraları Don ve Volga ırmakları kıyılarında görüldüler. Bu tarihlerde Karadeniz’in bazı kısımları Gotların işgali altında bulunuyordu. Don-Dinyeper ırmakları arasında Ostrogotlar, onların batısında da Vizigotlar yerleşmişti. Daha Batı’da ise Vandallar oturuyordu. Bu bölgelerde ayrıca bazı Germen kavimleri ile İran boyları karışık biçimlerde yaşıyorlardı. Hun başbuğu Balamir‘in yönetimindeki ilk saldırılar önce Doğu Gotları olan Ostrogot devletini yıktı, sonra da Batı Gotları olan Vizigotlar tarih sahnesinden silindiler. Gotlar bu yenilgiler üzerine kalabalık gruplar halinde Batı Avrupa‘ya kaçtılar. Bu dönemde birçok kavim Hunların zorlamasıyla Karadeniz‘in kuzeyinden Avrupa‘ya doğru göç etti. Hunlar Roma İmparatorluğu’nun kuzey kesimlerini de altüst ederek İspanya‘ya kadar büyük bir kavimler göçüne neden oldular. Yendikleri kavimlerden aldıkları esirler ile ordularını genişleterek Avrupa’nın içine doğru saldırılarını yoğunlaştırdılar. Kısa zamanda yoğun bir Hun saldırısı ile karşı karşıya kalan Avrupa’nın dengesi altüst oldu. Tüm Avrupalılar Hunlara barbar gözü ile bakıyor ve onlardan çok korkuyorlardı. Hunlar ilk kez 378 yılında Tuna nehrini geçtiler ve Roma İmparatorluğu‘ndan herhangi bir direniş görmeden Trakya‘ya kadar indiler. Daha sonraları da Macaristan‘ın iç kısımlarına uzanan bir büyük sefer düzenlediler. Bu bölgelerde yaşayan kavimler korkularından Roma İmparatorluğu’nun sınırları içine giriyorlar ve Romalıların askeri gücüne sığınıyorlardı.

Roma İmparatoru I.Theodosius‘un 395‘te ölmesi üzerine Hunlar yeniden harekete geçtiler, iki cepheden hareket eden Hunlar’ın bir kısmı Balkanlar‘dan Trakya‘nın içlerine inerken bir kısmı da Kafkasya‘dan geçerek Anadolu‘nun iç kısımlarına giriyorlardı. Hunların doğu kanadı tarafından düzenlenen bu akınları Basık ve Kursık adlı başbuğlar yönetiyordu. Hunlar Anadolu‘ya indikten sonra burada kalmamışlar, iç kısımlara doğru ilerlemişler, Çukurova‘yı ve Suriye‘yi işgal etmişlerdir. Kudüs‘e kadar inen Hunlar daha sonra kuzeye dönerek Orta Anadolu‘ya yürüdüler ve daha sonra da Azerbaycan yolu ile kendi merkezleri olan Kuzey Karadeniz‘e döndüler. İskitlerden sonra Türklerin ikinci kez Anadolu‘ya gelişleri Hunlar döneminde olmuştur. Hunlar bir süre sonra Doğu Roma İmparatorluğu‘nu çökertmeye yönelik saldırılarını artırdılar. Ancak dış politika olarak Doğu Roma‘yı ortadan kaldırmayı ana ilke olarak benimserken, buna karşı Batı Roma ile dostluk ilişkilerini geliştirmişlerdi. Avrupa’da ortalığı karıştıran bazı barbar kavimlerin hem Romalıların hem de Hunların düşmanı olması Hun devletini böyle bir dış politikaya yöneltmişti. 400 yılından sonra ise Hunlar Batı Roma‘nın sınır eyaletlerine girmeye başladılar. Hun korkusu ile yerlerini terk eden Vandallar, Saksonlar, Burgonlar Avrupa‘yı birbirine katıyorlardı. Hem Romalılar hem de Hunlar bu barbar kavimlerin üzerine giderek bunları sindirdiler. Hunların zaferlerinden sonra bu kavimler daha da Batı‘ya yöneldiler ve Galya‘ya gittiler. Böylece Batı’ya doğru Hunların yolu üzerindeki engeller kalkmış oluyordu.

Sınırları Asya’da Balkaş Gölü yakınlarına kadar uzanan Hun İmparatorluğu’nun batı kanadı hükümdarı olan Uldız, 405 ve 409 yıllarında Tuna‘yı geçerek Bizans‘a Hun tehdidinin sürdüğünü göstermişti. Uldız‘dan sonra Hun İmparatorluğu’nun başına Karaton geçti. Karaton daha çok doğu yöresiyle uğraştı ve Bizanslılar ile ilişki kurdu. Bizans devletinin ortadan kaldırılması için de bir yandan hazırlıklarını sürdürdü.

Tuna havzasını ele geçirip bölgedeki kavimleri Batı‘ya süren Hunlar, yavaş yavaş Tuna nehrinin kıyılarına yerleştiler, imparatorluğun merkezi de Tuna kıyılarında kuruldu. Ne var ki, Batı Hunlarının büyük bir bölümü gene de Don ırmağının doğusunda uzanan steplerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Batı Hun İmparatorluğu’nun ilk merkezi bu steplerdeydi, sonraları Tuna kıyılarına geçilmiştir. 400 yılı sıralarında Avrupa’ya yerleşmeyi tamamlayan Hunlar, bundan sonra hep Roma İmparatorluğu ile ilgilenmişlerdir. Hunlar Tuna havzasında yerleştikten sonra göçebelikten vazgeçmişler ve diğer bölgelerin fethedilmesi için, daha önce kendilerine bağladıkları kavimleri kullanmışlardır.

Tuna ve Tisa havzalarının işgalini sürdürebilmek için Hunların Çek ve Moravya ovalarından geri dönmeleri gerekiyordu. Transilvanya‘nın her parçasının işgaline ancak sıra geliyordu. Önemli gördükleri yerlere kendileri gidiyorlar, önemsiz yerlere de kendilerine bağımlı kavimleri gönderiyorlardı. Özellikle Pontus bölgesinde egemenlikleri altına aldıkları Doğu Gotları Hunlar adına çok kan dökmüşlerdi. Daha sonraları Hunlar hem Burgondların, hem de Frankların bölgelerine akınlar düzenleyerek bu bölgeleri de kendi egemenlik alanı içine aldılar. Böylece Hunlar Kuzey Denizi‘ne kadar geldiler. Bu step kavimi Kuzey Denizi’nin rutubetli ve tuzlu havası karşısında yenilgiye uğradı. Buralara yerleşemeyeceklerini anladılar ama, gene de bu bölgeyi gelecekteki akınları için kendi denetimleri altında tutmak istiyorlardı, Roma İmparatorluğu’na bağlı olan Batı bölgelerinde gözleri vardı. Bu bölgelere yapacakları akınlarda Kuzey Denizi kıyılarını üs olarak kullanmayı düşünüyorlardı. Hunlar kuzeydeki kavimlerin yalnızca bağlılıklarıyla yetindiler ve onlardan fazla bir şey beklemediler.

Yeni Bir Kavim

Hun devletinin yükselme dönemi olan 400 yıllarında Asya steplerinde yeni bir kavim beliriyor ve zamanla bir göçebe imparatorluğu kuruyordu. Bunlar Avarlardı. Balkaş ve Aral gölleri civarında artık egemenliği ele geçiriyorlardı. Hunlar doğu bölgelerinde meydana gelen bu değişikliğe karşı çıkmamış ve imparatorluğun sınırlarını, savunma hatlarını Aral Gölü’nün civarına çekmişlerdi. Ancak, Doğu kapısını ellerinde tutarak Asya‘nın çeşitli bölgeleri ile ilişkileri sürdürüyorlardı. Avar tehlikesinden dolayı diğer Asya ulusları ile daha yakından ilişkiler kuruyor ve zaman zaman Romalılar ile anlaşarak çeşitli kavimleri kendi egemenlikleri altına alıyorlardı. Bu durum iki imparatorluğun da yararına oluyordu. Hunların barbarları dizginlemesi Roma İmparatorluğu’nu da barbar saldırılarından kurtarmış oluyordu. Buna karşılık Hunlar da Pontus‘dan Kuzey Denizi‘ne kadar uzayan geniş alanda Romalıların hiçbir isteği olmayacağından emin yaşıyorlardı. Barbar kavimlerin istilasına ve iç karışıklıklara karşın Roma ve Hun İmparatorlukları arasındaki anlaşma o dönemde önem kazanıyordu. Hunlardan sonra barbar dünyasına egemen olan Avarlar ve Göktürkler de Bizansa karşı benzer bir politika izlemişler ve tıpkı Hunlar gibi başlangıçta Bizans İmparatorluğu’nun dostluğunu aramışlar, sonraları ise saldırıya geçmişlerdi.

İran ile anlaşan Hunlar, ancak bundan sonra Gotlar ve benzeri barbar kavimlerin egemenliklerine son vermişlerdir. Hunlar ile Batı Roma İmparatorluğu arasındaki sıcak ilişkiler Hun İmparatoru Uldin zamanında başlamıştır. Hunlar saldırılardan sonra toparlanınca Uldin artık Bizans’tan bir şey beklememeye başladı. Sonraları da Bizans’a saldırılarını artırdı. Roma İmparatorluğunun elinde ise Hun anlaşması büyük bir koz olarak bulunuyordu. Kendisine bağlı Cermen kavimleri ne zaman başkaldırırsa Hunların bunları ezmelerine izin veriyordu. Hun ve Roma anlaşması Germenlere en ağır darbeyi Ren nehri boylarında indirdi. Hunlar Burgond krallığını ortadan kaldırarak Galya‘ya doğru ilerlediler. Bundan sonra zaman zaman Hun ve Roma ortak birlikleri civardaki diğer kavimler üzerine saldırılar düzenlediler. Hunların Bizans ile dostluğu çok kısa sürdü ama Batı Roma İmparatorluğu ile dostlukları karşılıklı çıkarlar nedeniyle uzun süreli oldu. Batı Roma İmparatorluğunun bir çöküş dönemine girmesi de bu dostluğu zorlayan ve uzun ömürlü kılan ana nedenlerdi. Batı Roma zayıfladığından düzenli orduları kalmamış ve savaşlara kendilerine bağlı kavimlerden oluşturdukları ordularla gidiyorlardı. Ayrıca barbarlardan bir kısmını ücretli asker olarak işe almışlar ve bunlardan Roma ordusunu kurmuşlardır. Roma devleti zayıfladıkça Hunların saldırıları ve yağmaları bu imparatorluğun topraklarında göze çarpıyordu.

Batı Hunları tarihinde 422 yılının özel bir önemi vardır. Bu tarihte Hun hükümdar ailesinden gelen dört kardeş olan Rua, Muncuk, Aybars ve Oktar‘dan Rua, imparatorluk makamını işgal etti. Muncuk erken öldüğü için diğer iki kardeş kanat kralları durumunda bulunuyorlardı. Politikada Uldız‘ın izinden yürüyen Rua, Bizans’ın Hun ordusunu ayaklanmaya kışkırtmak ve uyruk altındaki kavimleri Hunlar’dan ayırmak amacıyla Hun topraklarında çalıştırdığı casusluk örgütü ile propagandacıları ileri sürerek düzenlediği Balkan seferinde hiç direnme göstermeyen Bizans devletini yıllık vergiye bağladı. Vergi karşılığı olarak alınan 350 libre altın o dönem için önemli bir vergiydi. Batı Roma Devleti de iç karışıklıklar içinde bunalıyordu. O sıralarda güç durumda kalan Roma komutanları Hunlara kaçarak imparator Rua‘nın yardımına sığınıyorlardı. Rua‘nın güçlü kişiliği Hun Imparatorluğu’nu her iki Roma devletinde de etkin bir duruma getirmişti. Rua’dan barışı yıllık vergi ile sağlayan Bizanslılar bir yandan da Hunlara bağlı bulunan kavimleri kışkırtmaktan geri kalmıyorlardı. Bunun üzerine Rua Bizanslı tüccarların Hun topraklarında ticaret yapmaları ile Bizans devletinin Hun ülkesinden ücretli asker toplama iznini yasakladı. Bu arada Rua, karşılık olarak Hun İmparatorluğu’ndan kaçan eski bazı devlet adamı ve komutanların geri verilmesini istedi. Ne var ki, tam bu sırada 434 yılında İmparator Rua ölünce Bizanslılar çok sevindiler. Hun İmparatorluğu’nun başına yeni bir hükümdar geçince Bizanslıların sevinci kursaklarında kaldı. Amcası Rua ölünce onun yerine yeğeni Attila geçmişti.

Attila Dönemi

Hunların başına geçtiği zaman 40 yaşında olan Attila babası Muncuk erken öldüğü için amcası Rua’nın yanında yetişmiş, onunla birlikte tüm askeri seferlere katılmış, çeşitli kavimleri yakından tanımak şansına sahip olmuştu. İyi bir imparator olan amcası Rua’nın yanında devlet yönetimini, askerliği ve politikanın ilkelerini öğrenmişti. Attila yalnız değildi. Koca ülkeyi kardeşi Bleda ile yönetiyordu. Eğlenceden hoşlanan, enerjisi, gücü sınırlı olan Bleda, imparatorluğun yönetimini kardeşine bırakmayı daha baştan benimsemişti. Ordu, devlet ve politika tüm yönleri ile Atilla’nın elinde toplanmıştı. Doğu kanadının kralı amcaları Aybars ile gene amcaları olan Batı kanadı kralı Oktar yerlerini koruyorlardı. Bu nedenle Hun İmparatorluğu içinde herhangi bir iktidar savaşı söz konusu değildi. Attila’nın koruması ile yönetimde11yıl kalan Bleda daha sonra 445 yılında öldü.

Attila‘nın başa geçişinden sonra gelen Bizans elçilerine yeni hükümdar sınırda bir karşılama düzenledi ve barış anlaşmasının ilkelerini onlara dikte ettirdi. Buna göre Bizans artık Hunlara bağlı kavimlerle kesinlikle ilişki kuramayacaktı. Ayrıca Bizans, kendine sığınan Hunları geri verecekti. Bizansın vergisi her yıl iki misli alınacak ve ticaret ancak sınır kasabalarında yapılabilecekti. Hunlara hemen geri verilen kaçakları Attila daha sınır kapısında astırdı. Bu olay, Attila’nın adının bütün Avrupa’da dehşetle anılmasına neden oldu. Bundan sonra Attila aylar süren uzun bir sefere çıkarak İmparatorluğun tüm sınırlarını dolaştı ve ayaklanan kavimlerin üzerine yürüdü. Batı kanadının merkezi Tuna kıyısında, Doğu kanadının merkezi de Dinyeper havzasında kurulmuştu. 430 yıllarında Hun egemenliği altında şu kavimler yaşıyorlardı.

1- Germenler; Gotlar, Suebler, Gedipler

2- Islavlar; Antlar, Venedalar, Sklavenler

3- İranlılar; Alanlar, Sarmallar, Neurlar, Baştarnalar

4- Finler; Ugorlar, Çudlar, Estler, Vidivariler

5-Türkler; Üçogur, Beşogur, Altıogur, Onogurlar, Saraogurlar, Agaçeriler, Sabarlar

Yaklaşık olarak sayıları elliye yaklaşan bu kadar çok kavim eski Türk devlet sistemine göre bir siyasal birlik oluşturmakta, yabancı kavim ve zümreler ancak reisleri, şefleri ve kralları aracılığıyla imparatorluğa bağlı bulunmaktaydı. Agaçerilerin ayaklanması dışında tüm kavimler Hun egemenliği altında barış ve düzen içinde yaşıyorlardı. Agaçeriler ayaklanması da Attila’nın büyük oğlu İlek tarafından bastırıldı. Zaman zaman ortaya çıkan kavimler göçü nedeniyle yerli halk bazen bunalıyordu. Yeni gelen kavimlerin yerli halkın elindeki ürünlere el koymak istemesi de bazı karışıklıklara yol açıyordu. Romalılar ise denetleyemedikleri köylü ayaklanması nedeniyle gene Hunların yardımını istiyorlardı. Hunlar sürekli olarak denetimleri altında yaşayan kavimleri izliyorlardı. En küçük bir sorun çıktığında Hun birlikleri orada oluyordu.

440 yılından sonra Attila Bizans devletine karşı baskıyı artırdı. Bizans Kralı’nın Hun kaçaklarına hoşgörülü davranması Attila’yı kızdırıyordu. Ticaret ilişkilerinde Yunan tüccarları Hunları aldatıyordu. Ayrıca Agaçeriler ayaklanmasında Bizans devletinin kışkırtıcı rol oynaması da Hunların baskılarını artırmalarına neden olmuştu. Kuzey Afrika‘daki Vandal Kralı’nın Atilla’dan Bizans’a karşı yardım istemesi de Hunların tutumunu değiştirmişti. Attila Trakya üzerine yürümüşken Batı Roma devletinin aracı olması üzerine Hun orduları hızını kesti. Bir köylü çobanın savaş tanrısı Ares‘ in kılıcını bularak getirip Attila’ya teslim etmesi, Hunlar arasında dünyanın fethinin yakın olduğu biçiminde yorumlandı. Bununla beraber Bizans’ın kaçakları geri vermekte ağır davranması, yıllık vergi ödemede isteksizliği İkinci Balkan Seferi‘nin başlamasına neden oldu. Attila’nın yönetimindeki Hun orduları yavaş yavaş iki koldan ilerleyerek tüm Trakya‘yı işgal ettiler ve Büyükçekmece önlerine kadar geldiler. Attila buraya gelen Bizans elçilerini kabul etti. Yapılan anlaşmaya göre yıllık vergi üç katına çıktı ve Bizans 6000 libre savaş tazminatı ödemeyi yükümlendi. Bizans için en ağır koşul yıllık vergiydi. Her yıl bu kadar altının toplanması imparatorluğun gücünü aşıyordu. Bizans İmparatoru bu zor durumdan kurtulmak için Attila’ya bir suikast düzenledi. Ancak Attila bu durumu ortaya çıkardı ve Bizans İmparatoruna ağır bir mektup göndermekle yetindi. Çünkü bu sıralarda artık Attila Batı Roma İmparatorluğu’nun üzerine yürümeye hazırlanıyor ve haraca bağladığı Bizans devletini ciddiye almıyordu. Hun dış politikası da ağır ağır değişiyordu.

Batı Roma İmparatorluğuna en son destek 439 yılında yapılmış ve bu tarihten sonra ilişkiler kesilmişti. Batı Roma Başkomutanı Hunların değişen politikalarını izliyor ve bir Hun saldırısına hazırlanıyordu. Aetius bunun için tüm barbar kavimlerle anlaşmaya varmıştı. Attila da yeniden çıkan köylü ayaklanmasıyla ilgileniyor, Roma’ya karşı Vandallarla işbirliği olanaklarını araştırıyordu. Roma İmparatorluğu ile birlikte tüm barbarlar da savaşacağı için bu durumda çok iyi hazırlanmak gerekiyordu, iki yıl içinde Attila hazırlıklarını tamamlayınca önce Roma’ya politik bir saldırı düzenledi. Roma Prensesi Honaria‘yı zevceliğe kabul ettiğini ve bunun karşılığında imparatorluğun yarısının yönetim hakkını istedi. Romalılar önceleri durumu oyaladılar, ama sonra olumsuz tutumları belirlenince Hunlar Roma seferine çıktılar. 451 yılında Orta Macaristan‘dan Batı‘ya doğru yola çıkan ikiyüz bin kişilik Hun ordusunun yarısı Türk, diğer yarısı da bağlı kavimlerin askerlerinden meydana geliyordu. Geçtikleri yerleri zaptederek ilerleyen Hun orduları Paris yakınlarında Orleans‘a vardıklarında Roma orduları ile Aetius da buraya gelmişti, iki ordunun karşılaşması Attila‘nın manevrası nedeniyle Champagne ovasında oldu. Tam bir gün süren ve her iki tarafın da ağır zarar gördüğü bu savaşta kimin kazançlı çıktığı belirlenemedi.

Batılı tarihçilerin zamanımıza kadar Hun ordusunun bu savaştan sonra geri çekildiğini ileri sürmelerine karşın, son araştırmalar savaş günü akşama doğru Roma ordusunun dağıldığını ve başkomutan Aetius‘un bile Hun ordusu içine düştüğünü belgelemektedir. Gotlar ve Franklar da hemen savaştan çekilmişlerdi. Attila, Galya içlerine yürüyerek Roma ile Galya’nın bağlantısını da kesmişti. Roma ordusunun dağılmasına karşın Attila, orduları ile düzenli biçimde bir aya yakın bir sürede imparatorluğun merkezine döndü. Roma komutanının gözden düşmesi de yenilgilerinin bir göstergesiydi. Nitekim bir yıl sonra Hunlar yeniden Roma saldırısına geçtiklerinde Romalıların ortaya çıkaracak bir ordusu kalmamıştı. Attila 452‘de Alpleri geçerek yüz bin kişilik ordusu ile Venedik bölgesine indi. Roma Sarayı çok endişelendi, hemen barış kararı alarak elçi heyeti gönderdi. Papa araya girerek Türk başbuğundan tüm Hıristiyanlık dünyası adına Roma‘yı bağışlamasını istedi. Roma’yı yıkmaktan çekinen Attila, anlaşma sonrasında ülkesine dönerken Doğu Roma gibi Batı Roma İmparatorluğunu da kendi devletine bağladığına inanıyordu. Şimdi sıra Sasani devletine gelmişti. Bu devletin de Hun İmparatorluğu’nun koruması altına alınması ile artık Hunlar dünya egemenliğini gerçekleştirebileceklerdi. Ne var ki, Attila 453 yılında öldüğü için bu seferi gerçekleştiremedi.

Attila’nın ölümünden sonra karısı Arıkan‘dan doğan üç oğlu, sırasıyla llek, Dengizek ve Irnek babalarının yerini tutamadılar, imparator olan llek ayaklanan Cermen kavimleri ile savaşırken yaşamını yitirdi. Çok cesur ama kafası çalışmayan Dengizek yeniden imparatorluk birliği için savaşırken bir Bizanslının kılıcı ile öldü. Irnek ise bu savaşlara katılmamış, kardeşlerinin ölümünden sonra artık Ona Asya‘da tutunmanın zorluğunu anlamış ve savaşlarda yorgun düşen Hunların büyük kısmı ile Karadeniz‘in batı kıyılarına dönmüştü. Irnek, yönetiminde Hunların önce Güney Rusya düzlüklerinde görünen, sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa‘da birer devlet kuran Bulgarlar ile Macarların oluşumunda büyük rol oynadıkları anlaşılmaktadır. 4. yüzyılda Hunlara Volga‘dan Batı‘ya doğru rehberlik eden sihirli geyik efsanesinde Hunlarla Macarlar kardeş gösterilmiştir. Ayrıca Doğu Macaristan‘da yaşamış olan Sekellerin Hunların çocukları olduğu hakkında ciddi sayılabilecek kanıtlar vardır. Attila’nın ölümü Avrupa‘da bir bakıma Hunların da gerilemesini başlatmıştır. Bağlı kavimler yavaş yavaş ayaklanmışlar ve Hunlara karşı yeni birlikler meydana getirmişlerdir. Bu büyük Türk İmparatorunun yitirilişi bir anlamda imparatorluğun çöküşünü de başlatmıştır.

Attila için Hunlar çok büyük bir cenaze töreni düzenlediler ve savaş oyunları ile başlayan bu tören günlerce sürdü. Attila’nın seferleri, savaşları ve yaşamı bir efsane yaratmıştır. Attila doğaüstü sayılabilecek kadar güçlü bir insandı. Dünya tarihinin en büyük ordu komutanı ve devlet kurucularındandı. Halkı arasında tanrısal bir güce sahipti. Oğulları bile babalarının gözlerine bakamazdı. Hunlar üstün nitelikli imparatorlarını tanrı gibi taparcasına seviyorlardı. Attila’nın güç ve başarıdan ileri gelen ünü tüm Avrupa‘yı titretmişti. Attila çok hassas bir insandı. En küçük bir şeye kızdığında hemen savaş ile tehdit ederdi. Böylece birçok yeri ve istediklerini savaşsız alabilmişti. Diğer kavimlere ve onların başındaki yöneticilere karşı tutumu sert ve kabaydı. Savaşı çok sevmekle beraber gene de aklını kullanır ve bu akılcı tutumuyla istediklerini elde ederdi.

Attila kültür ve sanata da çok önem vermişti. Okumuş insanlara büyük saygı gösterir ve bunları önemli makamlara getirirdi. Kentleri, sanat eserlerini yakıp yıkmaktan kaçınırdı. Gotlar ve Vandallar gibi Roma’yı yıkmaktan çekinmiş, bu kentin çok yakınına geldiği halde anlaşmayı yeğlemiş ve geri dönmüştü. Büyük törenlere sahne olan sarayı çok ihtişamlı döşenmişti. Bu parlak çevrede bile Attila sadeliği severdi. Giyimi de sade ve temizdi. Hunların geleneksel süslerinden hoşlanmazdı. Fazla eğlenceyi sevmez ve gülmezdi. En büyük eğlencesi avlanmaktı. Ne yazık ki, falcılara çok inanırdı. Onların söylediklerinin etkisi ile küçük oğluna büyüklerden daha fazla önem vermekteydi. Ama onun bu tutumu ölümünden sonra kargaşalıkların çıkmasına ve imparatorluğun sarsılmasına yol açtı. Fallara ve hurafelere inandığı için Attila zaman zaman zayıf davranırdı. Falcıların etkisiyle, yanına kadar geldiği Roma‘yı ve İstanbul‘u almaktan çekindi. Roma’yı ele geçirdikten az sonra ölen Alarik‘in sonunu düşünerek Roma’ nın işgalinden kaçınmıştı.

Batı Hun İmparatorluğu’nun tarihi sürekli savaşlar ve efsanelerle geçtiğinden ve bu bölgede birçok barbar kavim yaşadığından kalıcı kültür ve sanat eserleri pek verilememiştir. Orta Avrupa’da yapılan kazılarda bazı toprak eşyalar çıkmıştır. Hunların bu eserleri günümüzde Avrupa müzelerinde görülebilir. Hunlarda, genel çizgileri ile Orta Asya‘dan ve Büyük Hun İmparatorluğundan kalma step kültürü egemendir. Batı Hunlarında da Doğu Hunlarına benzer sosyal ve kültürel bir yaşam söz konusudur. Bozkır kültürü Hun kültürünün çekirdeğini oluşturmaktadır. Batı Hun İmparatorluğu’nun ekonomik yaşamı da kendinden önceki göçebe devletlerinki gibidir. Hayvancılık ana uğraştır. Ganimet sağlanması, tarım, avcılık, balıkçılık da diğer ekonomik uğraşlardır. Hunlar’a ait arkeolojik buluntuların çoğu Macaristan‘da ortaya çıkarılmıştır. Bunun nedeni de Batı Hun İmparatorluğu’nun Tuna bölgesinde kendisine merkez kurmasıdır. Güney Rusya‘da kurulan imparatorluk daha sonraları Macaristan‘da üslenmiştir.

Segedin civarında bulunan Hun mezarları imparatorluğun kültürel yaşamı hakkında genel bir kanı vermektedir. Bu kazılarda altına dayanan süslemeciliğin çeşitli örneklerine rastlanmıştır. Huni biçiminde ayaklı kurban kazanları Hun kültüründe önemli bir yer tutar. Bu tür kazanları minyatür biçimlerde yaparak ölülerle beraber mezarlara gömmüşlerdir. Mezarlarda bulunan altın kazanlar da kurban kazanlarıdır ve Batı Hun kültürünün Orta Asya kültürü ile yakın bağlantısını göstermektedir. Hunların süsleme sanatında o dönemde İran‘da egemen olan Sasani işçiliğinin geniş etkileri vardır. Hunlar ayrıca Avrupa‘da ilişkiye girdikleri kavimlerden de kültür açısından etkilenmişlerdir.

Hunlarla ilgili kazılarda, kurban kazanlarının yanı sıra irili ufaklı gümüş kayışlar, keramik eserler, altın ve gümüşten süs eşyaları, çeşitli tokalar, altın taçlar bulunmuştur. Buluntulara göre Batı Hun İmparatorluğu’nda altın ve gümüş işçiliğinin ileri düzeyde olduğu Orta Asya’da görülen toprak ve keramik işçiliğinin sürdürüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak Hunların kültür ve sanat yaşamlarının diğer yönleri pek açıklığa kavuşmamıştır.

Büyük Hun İmparatorluğunun dilini tarihçiler Türkçe olarak kabul etmektedirler. Bu dilde bazı Çin ve Moğol etkileri de vardır. Batı Hunları ise göçebe bir devlet kurduklarından ve yerleşik bir yaşam düzenine sahip olmadıklarından dilleri biraz karışıktır. Ne var ki temel olarak onların dilinin de Büyük Hun İmparatorluğundan geldiği söylenebilir. Batı Hun İmparatorluğunun egemenliğine giren kavimler değişik yerlerden gelmişlerdi ve kendi dillerini koruyorlardı. Bu durumda kavimlerin dilleri ile, Orta Asya‘dan gelen Hun dili karışmaya başladı. Batı Hun İmparatorluğunun devlet ve yönetici kademesi ise kesinlikle Büyük Hun İmparatorluğunun dilini kullanmıştır. Hun halkı ise yaşadığı bölgeye göre oranın kavimleri ile etkileşim içinde farklı farklı lehçeleri kullanıyordu. Devletin üst kademesinin geleneksel Hun dilini koruyabilmesine karşılık, Hun halkı giderek bu dilden uzaklaşmıştır. Avrupa gibi yeni bir kıta Hunların yaşam biçimlerini, geleneklerini etkilemiş, zamanla da değiştirmiştir.

Asya’dan Avrupa’nın içlerine kadar gelerek büyük bir imparatorluk kurmuş olan Hunlar göçebelikten vazgeçmedikleri için birkaç yüzyıl sonra geldikleri gibi geri dönmüşler ve Avrupa’da yerleşik bir kültür oluşturamamışlardır. Bu nedenle de günümüzde yapılan kazılarda çok sayıda Hun eserine rastlanmamaktadır. Batı Hun kültürünü anlamak için, Büyük Hun imparatorluğunun sosyal ve kültürel yaşamını incelemek zorunludur.

Kaynakça:

Tanrının kırbacı Attila, Marcel Brion

Tanrının Kırbacı Attila, Thomas R. P. Mielke

The night Attila died: solving the murder of Attila the Hun, Michael A. Babcock. Berkley Publishing group

The world of the Huns, O. Maenchen-Helfen

Serdar Kaangil

About these ads
Bu yazı Tarih içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

TANRININ KIRBACI: ATTİLA için 4 cevap

  1. capari_83 dedi ki:

    Güzel paylaşım,teşekkürler

  2. Erkan Mert dedi ki:

    güzel bir çalışma ancak bilinmelidir ki tanrı mars in kılıcı yenilgiye uğrayan roma tarafından şekillendirilmiş bir efsanedir bu efsane romanın ilahi yeniliği bahanesi dir

  3. Sercan dedi ki:

  4. Rabia dedi ki:

    Kaba taslak Atilla ateistmişmi diyorsunuz.. Öyle bir sözü söyledi ise Türküm ama o benim atam değil o zaman..Hiçbir dinsiz benim atam olamaz ve genetik bağda beni bağlamaz..Seviyeli ve naziğimdir.. Umarım yayınlarsınız..Sizde nazikmisiniz görelim..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s