ALLAH HERŞEYİ BİLİR Mİ?

KUR’AN’A  GÖRE  ALLAH  HERŞEYİ  HEM BİLİYOR HEM DE BİLMİYOR!

Evrenin ve varlıkların yaratıcı Tanrısı herşeyi biliyorsa eğer, Allah Tanrı değildir.
Çünkü Allah herşeyi tam bilmiyor.
Melekler birçok şeyi Allah’tan daha iyi biliyor.

Kıyametin ne zaman kopacağının haberini dahi başkalarından alan, kimin ne günah işlediğini, ne sevap kazandığını meleklerden öğrenen, kimin neye taptığını bilmeyen ya da yanlış bilen için “Herşeyi bilir” denilebilir mi?

Mesela ben bir Hristiyan’a desem ki:
“Siz Hristiyanlar Muhammed’e tapınıyorsunuz.”
Hristiyan da bana:
“Hayır, biz Muhammed’e inanmayız. Biz İsa’ya tapınıyoruz.” demiş olsa;
Bu benim Hristiyanların kime tapındığını bilmediğimi gösterir.

Bu örneği abartarak değiştireyim:
Ebubekir, Muhammed’e demiş olsa ki:
“Bu Hristiyanlar sana tapınıyorlar”
Muhammed de ona:
“Hayır, Hristiyanlar bana değil İsa’ya tapınıyorlar. Onlar İsa’ya inanır.”
Bu da Ebubekir’in Hristiyanların kime inandığını bilmediğini gösterir.

Ben ya da bir başkası, Ebubekir hatta Muhammed dahi hata yapabilir, bilmeyebilir.
Peki ama Allah bilmeyebilir mi?

Allah, kimin, kimlerin neye taptığını bilmiyor. Melekler daha iyi biliyor. İşte ayetler:

Sebe-40. Ve yevme yahşüruhüm cemıan sümme yekulü lil melaiketi e haülai iyyaküm kanu ya’büdun

O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.

Sebe-41. Kalu sübhhaneke ente veliyyüna min dunihim bel kanu ya’büdunel cinn ekseruhüm bihim mü’minun

(Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

Aslına bakarsanız Allah bilmediği gibi melekleri de yanlış biliyor.

Ayetlerden görüldüğü gibi kıyametten sonra hesap gününde Allah Mekkeli Müşrikleri topluyor ve meleklere “Bunlar mı size tapıyordu?” diye soruyor.
Melekler de ” Hayır, onlar bize değil cinlere tapıyordu” diyor.

Müşriklerin yaratıcı olarak Allah’a inandıklarını ama putları da aracı olarak, şefaatçi olarak kullandıklarını biliyorduk da müşriklerin cinlere taptıklarını bilmiyorduk.
Kur’an’da da hep putlara tapmakla, Allah’a ortak koşmakla suçlanmışlardır.
Cinlere inandıkları için cinlere tapmakla suçlanmaları ise Kur’an’da sadece bu ayette geçiyor.
Halbuki kendisi de, müslümanlar da cinlere inanıyor. Kur’an cinlerden bahsediyor.
Yoksa Sebe suresinin Mekki olması Muhammed’in putperestleri suçlamak için cinlere tapma iddiasını da ortaya attığını mı gösteriyor?
Daha sonra bu iddiadan vazgeçmiş olmalı ki bir daha üzerinde durmamış..

Neden Allah yanlış kanı içinde?
Neden müşriklerin meleklere tapındığını zannediyor?
Bunu açıklayamıyorlarsa hala Allah’ın herşeyi bildiği konusunda tereddütleri yok mu?

Mesela kıyametin ne zaman kopacağına dair bazı çok bilmişler çıkıp tarih dahi verebiliyorlar.
Bunlardan biri de Said Nursi.
Halbuki “kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başka kimse bilmez” diye yazar Kur’an.
İslam’da da “kıyametin kopacağı anı sadece Allah bilir” inancı vardır.
Gerçekten öyle midir?
Kıyametin ne zaman kopacağını herkesten önce Allah mı bilir?
Örneğin şu anda Allah bu tarihi biliyor mudur?

Füssilet-47. İleyhi yüraddü ılmüs saah ve ma tahrucü min semeratüm min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa biılmih ve yevme yünadıhim eyne şürakaı kalu azennake ma minna min şehıd

Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”

Herhalde Allah’a kıyametin saatini ulaştıranlar melekler olsa gerek.
Kıyametin kopacağı kesinleşince, vakti belirlenebilir hale gelince bu bilgi Allah’a iletilecek anlamı çıkıyor ayetten. Yani bir süreç, bir evrim tamamlanacak ve artık sona doğru yaklaşılacak da, Allah öyle haber alacak.
Örneğin evrenin genişlemesi duracak, büzülmeye başlayacak ve çökecek. Bu aşamada melekler çökmenin hesabını yapıp zamanı Allah’a bildirecekler.

Bu meleklere güven olmaz. Yanlış hesap yapar, Allah’a yanlış bilgi verebilirler.
Bunun örnekleri çok.
Örneğin Enfal-65.

Bakalım herşeyi bilen Allah, Enfal-65 ayetinde ne demiş:

Enfal-65. Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

Yani, “1 müslüman 10 kafire bedeldir” demiş Allah.
Bunu söyleyen Allah olunca akan sular durur. 9, demiyor, 8 de demiyor, 10 kafir diyor.
Demek ki bir bildiği var. Allah hiç yanlış yapar mı?
Üstelik bunu kanıtlamak için “Çünkü” diyerek izah ediyor:
“Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.”

Ve müslümanlar bu moralle savaşa giriyorlar. Öyle ya! Allah her birinin 10 düşmana bedel olduğunu söylemiş..
Ama şaşkınlığa uğruyorlar. Savaş çok çetin geçiyor ve ağır bir yenilgiden zor kurtuluyorlar.
Öyleyse neydi kendilerini yanıltan o ayet?
Ve Allah durumu kurtarmak için bir ayet daha gönderiyor:

Enfal-66. Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah’ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

Allah sonradan anlamış ki bu müslümanların zaafı var. Rivayetlere göre kadın zaafı.
Müşrik kadınlar savaşta etekleri kaldırınca müslümanların zaafı ortaya çıkmış?!
Allah da bakmış ki bu 1′e 10 oranı bayağı bir uçuk oldu, yeni ayetiyle oranı 1′e 2 ye indirmiş ve
“1 müslüman 2 kafire bedeldir” diye düzeltmiş.

Teknolojide bile kabul edilebilir hata oranı %2-3′tür.
Allah’ın hatası ise %500.
Bunun izah edilebilir, kabul edilebilir bir yanı yok.
Demek ki Allah herşeyi bilmiyor.

Kıyametten sonra Allah, insanları hesaba çekip günahkarları cehenneme gönderiyor.
Sonra da cehenneme daha yeri olup olmadığını soruyor.

Kaf/ 30. O gün Cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “daha fazlası var mı?” der.

Allah, cennet, cehennem hepsini gerçek kabul edelim.
Peki ayetteki bu soru normal midir?
O gün, gerçekten Allah cehenneme bu soruyu soracak mıdır?
Herşeyi ezelden bilen Allah, cehennemin hacmini de hesaplayarak yaratmamış mıdır ki cehenneme bu soruyu yöneltsin?

Ayeti müteşabih olarak niteleyenler olabilir. Sadece intak sanatı var ayette. Yani cansız varlıkları konuşturma sanatı. Herhangi bir mecazilik yok. Cehenneme sadist nitelik vererek insanlara korku salmak amacı taşıyor ama diğer taraftan Allah’ın cehennemin dolup dolmadığını bilmediğini ortaya koyuyor.

Sözde herşeyi ezelden bilen Allah’ın bazı konuları sonradan anlayıp bilmesi ve düzeltmesi bize insan biçimli bir Tanrıyı akla getirtiyor. Üstelik akıl, bilgi kapasitesi de insan ölçüsünde bir tanrı.
Halbuki evreni ve varlıkları yaratan bir Tanrı denildiğinde mükemmellliği, üstünlüğü, kudreti sonsuz bir varlık düşünüyor insan.
Bu durumda Allah=Tanrı denilebilir mi?

Bir örnek daha verelim:

Allah, Muhammed’e gecenin yarısını ya da biraz eksiğini veya fazlasını ibadetle, kuran okumakla geçirmesini istiyor.
Daha sonra “Bunun zorluğunu anladım ve bu yükü senin ve müslümanların üstünden kaldırdım” diyor.

İşte ilk gece ibadetine ait ayetler:

Müzemmil/ 2-7. Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahy edeceğiz. Şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.

Bu da Allah’ın gece ibadetinin zorluğunu bildiğini-anladığını söyleyerek azalttığı ayet:

Müzemmil/ 20. Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu yapamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur’ân’dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur’ân’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

Kainatın yaratıcısı diye İslam’ın insanlara sunduğu Allah’ın tek başına eli kolu bağlıdır.
En başta meleklere muhtaçtır. Melekler haber götürür, bilgi getirir, yağmur yağdırır, rüzgar estirir, afet getirir.
Melekler savaşta müslüman olmayanlara karşı savaşır. Melekler insanların yaptıklarını kaydeder. Canları alır, ölüleri sorguya çeker. Kıyametin saatini Allah’a ulaştırır. Meleklerin herbiri herşeyi bilmez ama herbiri kendi dalında uzmandır. Herbirinin bilgisi Allah’a ulaşınca Allah herşeyi bilmiş olur.
Allah kendisini ve katını meleklerle koruma altına almış, yıldızları şeytanlar için bir atış tanesi yapmıştır.
Allah katına yaklaşmaya kalkanlar yıldızlarla taşlanarak önlenir.

Bu melekleri insanlardan daha güçlü, daha akıllı, yetenekli sanmayalım.
Örneğin, Bedir Savaşında 3000 meleğin Mekkelilere karşı müslümanlarla birlikte savaştığı yazılıdır Kur’an’da.
Şavaştaki müslüman sayısı 300 küsur, Putperest sayısı ise 900 küsurdur. Yani fark yaklaşık 600 düşman.
600 insana karşı 3000 melek.
Yani 1 insana 5 melek düşüyor.
Aslında hesap 1 insana 10 melek. neden?
Çünkü Enfal-66′da 1 müslümanın 2 kafire bedel olduğu bildirilmişti ya!
O halde 300 müslüman 600 kafire bedel.
Kalan 300 kişiye karşı 3000 melek. Yani 1 insana 10 melek.
İşte insanla melek arasındaki güç farkı.

Görünmeyen bir melek, bırakın savaşmayı düşman askerinin kulağını çekse, gıdıklasa, cimciklese yine yeterdi.  Demek ki akıl-yetenek yönünden de zayıf.

Melekler ve meleklerin acizliği konusuna girmişken bir başka örnek daha aklıma geldi, Kur’an’dan.
Ben pek hadis örneği vermeyi sevmiyorum, çünkü “uydurma” denilerek reddi kolay oluyor.

Büyü Öğreten Melekler:

Bakara/ 102. Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi “biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.

Allah tarafından gönderilmiş 2 melek var.
Bu 2 melek kendilerine indirilenleri insanlara öğretiyorlar.
Karıkocanın arasını açacak büyü bilgilerini öğretmeden önce ise uyarıda bulunuyorlar:
“Sakın bunları uygulayıp kafir olmayın” diyerek.
Ama kötü niyetliler bu bilgilerle ve Allah’ın izniyle büyü yapıyor ve başkalarına zarar veriyorlar.

Büyünün şeytan veya cinler tarafından öğretilmiş olması normal de,
uyarmış olsalar dahi melekler tarafından öğretilmesi ilginç.
Melekler alalade insanlara, hem de kötü niyetli büyücülere vahiy mi getirmiş?
Nasıl bir insan-melek ilişkisi bu?
Yoksa İslam’ın kabul etmediği ama Hristiyanlıkta var olan “düşen melek” inancı Kur’an’da da mı var?
Fakat ayette bu 2 melek eleştirilmiyor, savunuluyor.
Meleklerin saf olduğu düşünülür de bu saflık temizlik, güzellik anlamındadır.
Yoksa bu melekler akıl yönünden de mi saftılar ki insanlar tarafından kandırılabildiler?

Allah’ın bazı şeyleri tecrübelerle öğrendiğine, ezelden bilmediğine bir örnek daha vereyim:

Kur’an’da Allah, sapkın kavimleri helak ettiğini yazar. Nuh kavmi, Ad kavmi, semüd kavmi vs.
Bu helak edilen kavimlere gönderilmiş peygamberler de vardır. Nuh, Lut, Salih gibi.
Bu peygamberler içlerindeyken yani kavimleriyle beraberken helak haberini almış ve kendilerinden yana olanları alıp kavimlerinden ayrılmışlardır.

Şimdi bakalım aynı konuda Allah, Muhammed’e ne diyor:

Enfal/ 32-33. Hani onlar, “Ey Allah’ım, eğer şu (Kur’an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir” demişlerdi. *
Oysa sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.

Yukarıdaki ayetlerde sözde Allah, üzerlerine taş yağdırılmasını isteyen inanmayanlar için Muhammed’e “Yapardım ama aralarında sen varsın” diyor.

Halbuki yine Kur’an’dan öğreniyoruz ki birçok kavmi aralarında peygamber varken helak etmiş, peygamberleri ve inananları kurtarmıştı.
Şimdi ise “aralarında sen varsın” diyor.

Hadi Muhammed varken gazap etmiyor, Muhammed öldükten sonra aradan 1400 küsur sene geçtiği halde ve insanlar daha da sapkınlaştığı halde Allah’tan bir hareket yok. Tersine müslümanların sapkın olarak gördüğü ülkelerin çoğu bol nimetler içinde refah bir yaşam sürdürüyorlar. Herhalde Allah, gazapla, helakla toplumların düzelmeyeceğini anladı, bildi ve ümidini kesti. Hesabını kıyamete saklıyor olmalı.

Bu kadar örnekten sonra Allah’ın herşeyi bildiğini iddia etmek zor.
Zaten daha baştan insanı yaratacağını söylediğinde melekler karşı çıkmışlar ve sonuçta Allah’a karşı haklı çıkmamışlar mıydı?

Bakara-30. Bir zamanlar rabbin meleklere: ” ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Melekler:  “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek  olanı mı yaratacaksın. Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve takdis ediyoruz.” dediler. Rabbin: “ben sizin bilmediğinizi bilirim.” dedi.

Dünya tarihinde insanların yaptığı bozgunlara ve dökülen kanlara, katliamlara bakınca meleklerin doğru söylediği anlaşılmıyor mu?

Allah evreni nasıl yarattığını da bilmiyor, önce göğü mü yoksa yeri mi yarattığını karıştırıyor:

Bakara-29.  O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.

Füssilet-9. De ki: “Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O’na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir.”

Füssilet-10. O, yerin üstünde sabit dağlar yarattı. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp soranlar için rızıkları tam dört günde belli bir seviyede takdir edip, düzene koydu.

Füssilet-11. Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.

Füssilet-12. Böylece onları, iki gün içinde yedi göğe tamamladı ve her göğün işini kendisine bildirdi. Yakın göğü ışıklarla donattık ve bozulmaktan koruduk. İşte bu, bilen, güçlü olan Allah’ın kanunudur.

Her iki surede de,  önce yerin sonra göğün yaratıldığı söylenmekte. Aşağıdaki ayette ise tam tersi:

Naziat/27-29.  ‘Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti, onu yükseltip düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlattı.

Naziat /30-33. Ondan sonra da yerküreyi döşedi. Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere, yerden suyunu ve otlağını çıkardı ve dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

Serdar Kaangil

This entry was posted in Din and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

22 Responses to ALLAH HERŞEYİ BİLİR Mİ?

  1. zinike says:

    yorumlar ve ayetlerden sonraki açıklamalar mükemmel yanlız biz allah tanımayan ateistlerin yorum sitesinde hıristiyan propagandsı yapmak neiş yavur diye birşey yoktur.ey reklam alan ateistsende çelişkedesin.ateist diyor

  2. pusat says:

    yalan yanlıs dusunceler bunlar allahn kmsee ıhtıyacı yoktur meleklerı ona ibadet ıcın yaratmadımı yoksa benmı yanlıs bılıyorm.Allah evreni nasıl yarattığını da bilmiyor buda çok yanlıs bı dusunce allah herseyı bilendir elbet sonunda ona dönücez bunları yazmana ne gerek wardı?

  3. berk çakan says:

    ne yokturu birader.ben böle saçam kitab görmedim kuran gibi.alllah herşeyi bilir dio.bi dier ayette insanların omuzlarına günah yzsın die melek koyduk dio.allah herşeti biliosa nie melek koyuyo omza .ayriı bi saçmalık daa

  4. ismail says:

    bence bu adam deli allah hakkında nasıl böyle konuşur allah her daim meleklerden daha iyi bilir.
    bu adam herşeyi yanlış yazmış. gerizekalı kafir.

  5. MusLumanGenC says:

    Hani Allah(c.c)
    Bakara suresi, ayet 30- “Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. (Melekler):Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz” dediler. (Rabb’in): “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.”

    Şüphesiz ki Allah (c.c)’In Âlim ismi O’nun son derece tum bilgilere sahip oldugunu bilir…
    Bu siteyi acipta Allah’In hicbirsey bilmedigini (haşa) soyleyen zat , ortaliga hep konuyu çarpıtan ayetler ortaya koymuştur;fakat devamInI gecirmistir …
    Şüphesiz ki Âlim olan Allah herseyi hakkIyla bilendir.
    Dusunen insanlar icin bunda ibretler vardir!
    2.hususta şudur :
    Allah’In meleklere soru sormasI Allah’ın o konuyu bilmedigini gostermez zaten boyle birsey soz konusu degildir… Soru sormasindaki maksat kendisine ŞAHİT tutmaktir …
    Eğer ki insanoğlu Mahşerde hesap cekilecegi vakit , yaptiklarini yalanlarsa Allah’ın suâl sordugu melekler o kulun yapitigi gunahlara sahit oldugundan , yalan soyleyen kisinin gunahI apacik ortaya cikacaktir …Allah’ın meleklere soru sormasindaki maksat budur !

  6. Ömer says:

    Bak bu yazıyı yazan kisi senin kafa ya düşüne düşüne kafayı yemiş yada tek basına kaldığın için sapitmis durumda aklın basına al bu yazıyı yazdığın için belki ılerde çok pişman olacaksın olmasanda öte tarafta hüsrana uğrayanlardan olursun aklını basına devşir ayetleri tamamen kendi yorumunu katarak yorumlamissin bu da son derece yanlış kendine gelmeni tavsiye ederim bak uyarmadı deme hemen tövbe et yani yazdıklarını bı don oku sen nasil bunları yazmışsınız Allah a resmen karsı gelmissin uzak deyil kendine bir bak neyin eksik vücudunda ornegin duşun 5parmagindan bas parmağın olmasaydı ne olurdu bı duşun burnunu duşun dünyadaki bütün kokuları alsaydı ne olurdu bir de Suna bak kulağının almış olduğu seslere bak daha hassas frekanstaki sesleri duysaydınız ne olurdu en basitinden bir karıncanın ayak seslerini duysaydın ne olurdu hepsi birer isgence olurdu sana bide nefes almayı duşun ne muhteşem birsey havada o kadar gaz olduğu halde sadece oksijeni alması bı tesadufmu bı duşun topraga ekilen sebze meyve ne varsa aklına getir bir topraktan bunlar nasil çıkabilir hiç düşündün mü sürekli yiyorsun bı duşun bunlar nasil oluyor o aciz toprakta herseyin yaratıcısı Allah sayesinde tabiki arkadas kendine gel tövbe Allah tövbe edenleri kabul edendir.

  7. Bir Hanif Müslüman says:

    Öncelikle Ömer beye katılıyorum.
    Ben melekleri cenabı Allah’ın icra kuvvetleri olarak anlıyorum. Yani melekler öyle ara forumda kalmış,düşünen varlıklar değildir. “meleke” nin kelime anlamı,yetenek,güç, kuvvet,yönetmek anlamlarına gelir.
    Allah’ın cebri,icra güçleri anlamına geldiklerini düşünüyorum.

    Allah’ın meleklere sormasını da,birincil olarak bir edebiyat sanatı,insanların bilincine holografik bir imaj bırakma,ibret olması,kayda geçirilmesi amacını taşıdığına kanaat getiriyorum.
    Kur’anda geçen bu tür ifadeler,insanların zihinlerinde düşünmeyi kolaylaştırıcı, çağrışım yaptırıcı etkiler sağlar.
    Her peygambere, gönderildiği toplumun en güçlü olduğu özelliklerde mucizeler verilir. Musa zamanında sihir ön plandaydı. Musa’ya sihirleri alt edici mucizeler verildi.
    İsa zamanında tıp çok üstündü. İsa’ya da tıpla ilgili mucizeler verildi.
    Muhammed zamanında ise, Araplar şiir ve edebiyat alanında çok ileriydiler. O’na da Arapların şiir,edebiyat alanındaki üstünlerini alt eden bir mucize,yani Kur’an gönderildi. Kur’anı araştıran birisi,Kur’anda tüm edebi sanatların en etkin ve verimli bir şekilde kullanıldığına şahit olur. Her ne kadar gereksiz olarak düşündüğünüz tekrarlar,kopyala yapıştır tarzında izlenim veren ayetler olsa da;Kur’anda hiçbir kelimenin, cümlenin aslında boş yere kullanılmadığını görürsünüz. Her bir dizilişte aslında bir ahenk vardır. Bunu Kur’anı okumuş olmak,fikir sahibi olmak amacıyla okuyan birisi farkedemez. Ancak çok derinlemesine düşünüp,tahlil ederek, bağlantılar kurarak farkındalığı farkedebilirsiniz.
    Saygılarımla

  8. doğatürkmen says:

    Esasen Tanrı insanın gökyüzündeki gölgesidir. En çokta nemrutların, firavunların gölgesi. Bu yüzden tanrının melekleri hükümdarın bakanları ve görevlileriyle paraleldir.

  9. orhan afyon says:

    bu dünyada inananlarda inanmayanlarda olacak taki herkes allahın varlığına tek hakim ve tek yaratıcı olduna inandığı zaman bu dünya bitecek işte o zaman inanmayanlar için ne büyük azap var tadına varacaklar.ya bütün canlılar bitkiler toprak su gök bile allahı zikrediyo halbuki yaratılanların en üstünü en değerlisi biz insanlarız aklı fikri bize vermiş mevla ama yarattıklarının içinde en çok biz insanlar acımasız olmuşuz birtek bizler görevimizi yapmıyoruz bu dünyadada öbür dünyadada allahın nimetlerini rızasını haketmiyoruz bence.

  10. emre says:

    sayın yazar bu konudaki düşüncelerinizi neye dayanarak yazıyorsunuz onu bende anlamıyorum yaradan bir çok ayetinde sadece kendisiniz bildiğini ve yerin göğün yaratıcısı olarak gözteriyor kendini bunlara neden kafa yormayıpta cevabı içinde belli olan ayetlerle inanların karşısına gelip akılları bulandırmya çalışıyosunuz ALLAH meleklerini yada cennet cehennemi teyit ettirmek namına yarattıklarının aklında her hangi bir soru işareti kalmasın diye sorular yöneltmekte yapmayın daha tutarlı tartışmalar yöneltin…

  11. Yalın gerçek says:

    kuranda sık sık geçen Allah çok merhametlidir ayeti ve Allah hiç kimseye zerre kadar haksızlık etmez sözü mantıklı düşünen ve sorgulayabilen herkes için zaten gerçekle hiç bağdaşmadığından olayı bitiriyor.gerisi teferuat..
    Merhametli bir yaratıcı her şeye kadir ise, masum çocukların korkunç acılar çekerek ölmesine seyirci kalmaz.ne denemek için ne de sevdiğinden yanına almak için ..ne de başka hikayelerle..

  12. TEBLİĞCİ says:

    SEN BİR ŞEY SÖYLEMİYORSUN…
    KURAN DA NE YAZIYORSA
    ONU GÖZLERİNE SOKUYORSUN
    ONU BİLE OKUMAKTAN VE ANLAMAKTAN ACİZLER…

    YUSUF SURESİ BİR MASAL..
    ALLAH BANA NEDEN MASAL ANLATSIN DİYE SORAMAMIŞ.

    AZHAB SURESİ
    MUHAMMEDİN OĞLUNUN KARISIYLA EVLENMESİNİ ANLATIR.
    BABANIN OĞLUNUN KARISIYLA EVLENMESİNİ YASALLAŞTIRIR.
    BUNU OKUMAYI BİLMEDİĞİ GİBİ..
    BÖYLE BİR ŞEY VAR..
    BAK SENDE ÖĞREN..
    BEN SÖYLEMİYORUM
    KURAN YAZIYOR DİYENİDE ANLAYAMIYOR.
    ÇOKK AKILLI ÇÜNKÜ..

  13. allah herşeyi bilir! says:

    bunu yazan yaratığa sesleniyorum.. cehennemdeki yerin hayırlı olsun canım benim.. saçmalayacağına ayetleri ordan burdan cımbızla çekip alacağına ADAM gibi bir bütün olarak ver.. aradan dereden cımbızla çektiğin ayetlerin öncesini ve sonrasını yazmadan saçmalaya saçmalaya yazarak bi yerlere varmak istemişsin ama yemezler koçum.. bu yazdıklarına kargalar inanmaz.. yazık sana..

  14. AHMET says:

    MERHABA ARKADAŞLAR.

    BURDA YAZILAN YAZIDAN %60 INA BENDE KATILIYORUM.

    EĞER ALLAH HERŞEYİ BİLİYORSA SONUMUZU BİLİYORSA NEDEN BİZİ YARATMIŞ . ZATEN HERŞEYİ BİLMİYORMU BU YARATICI ? BİLİYORSA ZATEN BENİM NE GÜNAH İŞLEYECEĞİMİDE BİLİYOR.E DİYORSUNUZ ŞİMDİ AKIL VERMİŞ.İKİ YOL VERMİŞ FALAN FİLAN.E PEKİ BENİM BU AKILLA NE YAPACAĞIMI BİLMİYORMU ? SEN Bİ MAKİNE YAPSAN NE YAPACAĞINI BİLMEZMİSİN?
    ÇÜNKİ SEN YAPMIŞSIN. HERKES DEMİŞKİ İŞTE YOK YARATILIŞI İNCELEYİN.ARKADAŞLAR BUNLAR BİZİ TATMİN EDEN DÜZGÜN SONUÇLAR DEĞİL NASIL ŞU ANDA YAZDIKLARIM SİZE SAÇMA GELİYORSA BANADA ONLAR SAÇMA GELİYOR ANLATABİLİYORMUYUM?.
    EĞER İNANANLAR BİLE BU SORULARI YANITLAYAMIYORDA ÇIKMAZA DÜŞÜYORSA İNANMAYAN ADAM NASIL BÖYLE BİR DİNE İNANABİLİRKİ?
    O ZAMAN MÜSLÜMAN OLAN HERKES ALLAH’I BİLMEDEN NELER OLDUGUNU BİLMEDEN HİÇ SORGULAMADAN İNANIYOR.SORGUSUZ SUALSIZ İNANMAK.

    saygılar adam gibi düzgün cevap bekliyorum.

    • bilal says:

      AHMET BEY ! ” Diyorsun ki,eğer Allah her şeyi biliyorsa neden bizi yaratmış..vs… ?
      CEVAP : Allah,insana özgür irade vererek,onu imtihan etmek için yaratmıştır.MÜLK SU-
      RESİ AYET 1- 2: الذي خلق الموت والحياة ليبلوكم ايكم احسن عملا الخ ”…..O ki,hanginizin daha güzel (ve
      iyi) davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.O,mutlak galiptir.Çok bağışla-
      yıcıdır.” ( Hayat,tesadüf ve anlamsız bir var oluş olmadığı gibi ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir.Aksine hayat,bir hayırlı faaliyet alanı,ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığı-
      nı bulacağımız ebedi varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır. Bilgisayardan
      tutun bir aspirin tabletinin üretimi; tesadüfi,anlamsız ve amaçsız değilse,bu evren ve için-
      deki bütün varlık aleminin varlığı da tesadüfi,anlamsız ve amaçsız değildir.) Basit bir as-
      pirin tabletinin üretilebilmesi için,akıllı,bilgili,irade sahibi ve düşünebilen canlı bir varlık
      olan insana (eczacıya) ihtiyacı varsa; evren ve içindekilerin varlığı da,madde ötesi ,üstün
      akıl ve irade sahibi etkin bir yaratıcaya ihtiyacı vardır.Bu üstün akıl ve irade sahibi olan
      Yaratıcı güç fiziğe,kimyaya ve biyolojiye müdahale ederek her şeyi var etmiştir. EVET:
      ………….NİYE İMTİHAN OLUYORUZ…..? Evreni Yaratan Allah, imtihanı kendisi için değil,insanlar için yapıyor. İmtihan etmeden de,kendi eseri olan insanların ne yapaca- ğını elbette bilir.Bilgisayarı icat edip üreten mühendis, bilgisayarın hangi fonksiyonları gerçekleştireceğini bilmez mi ? İşte evreni yaratan yüce Allah’da, kendi eseri olan ev-
      renin içinde olup bitenlerin tümünü bilmektedir. Tek bir fark vardır ki,insan bir robot gibi
      değildir.Özgür iradesini kullanarak her şeyi yapabiliyor.Yani tabir caiz ise,insanın ku-
      mandası kendi elindedir.İnsanı yaratan Allah,ona özgür bir iradeyi bahşetmiştir.
      .Bu nedenle; özgür iradesiyle sergilediği tutum ve davranışları yüzünden sorumlu tutu-
      lacaktır. Allah,insanı yaratıp imtihan etmeden ve henüz kendi özgür iradesiyle suç iş-
      lemeden cazalandırırsa,ahirette insan,” Ey Rabbim! Ben suç işlemeden,kötülük yapma-
      dan bugün beni cazalandırman doğru değildir.” demiyecek mi ? Suç işleyenle işleme-
      yenin belli olması,ahirette hiç kimsenin ben haksızlığa uğratıldım dememesi,herhangi
      bir bahane ileri sürmemesi için,iyiliği yapma ve kötülüğü yapmama konusunda emir ve
      yasaklar konmuştur. Söz dinleyenle dinlemeyen,suç işleyenle işlemeyen,kendileri de
      bilsin diye,iyilik ve ibadet yapmayı emretmiş,insanlara haksızlık ve kötülüğü de yasak-
      lamıştır. Elbette Allah,kendi eseri olan kullarını özgür iradesiyle ne yapacağını bilir.Ken-
      dileri bizzat görsün,bir bahane bulamasınlar diye,dünyada imtihana tabi tutuyor.Böyle-
      ce kötüler,daha kötüler,zalimler, daha zalimler, iyiler ve daha iyiler meydana çıkıyor.
      Ahirette herkes dünyada yaptıklarının karşılığını buluyor. Bir ÖRNEK VERELİM :D ünya-
      da bir öğretmen bile,öğrencisinin sınıfta kalacağını kesin bilse de, ( Sen zaten bilmiyor-
      sun,imtihana girmene gerek yok ) demez. Öğretmen,öğrencisinin durumunu çok iyi bil-
      diği için,imtihan etmeden sınıfta bıraksa, öğrenci, (Ben çalıştım,eğer imtihan etseydin,
      elbette bilirdim ) diyebilir. Bunun gibi bir itiraz etmemesi için,öğrenci imtihan ediliyor.
      İyi bilen öğrecinin de derecesini ölçmek,yani orta,iyi veya pekiyi almasını kendisine
      göstermek için imtihana tabi tutuluyor. ALLAH’IN insanın yapacakları hakkında ki
      bilgi, ”بالوصف والكشف لا بالحكم ” Allah’ın bu bilgisi,vasıf ve keşif iledir,hüküm ile değildir.
      Bu nedemektir.? Yani yüce Allah,insanların inanç,tutum ve davranışları konusunda bir
      hüküm vermiyor. Sorumluluk alanımızda olan inanç,tutum ve davranışlarımızda yüce
      Allah bizi zorlamıyor. Bunları bizim özgür irademize bağlamıştır.Sorumluluk alanı-
      mızda olan inanç,tutum ve davranışlarımızı kendimiz belirliyoruz.Yüce Allah,bu konuda
      müdahil olmuyor. Onun bunları bilmesi,geleceğimize ait bir rapordur.Raporun eylem ve
      tutumlara bir etkisi yoktur. Olay,tutum ve davranışlar gerçekleşeceği için,raporlar yazı-
      lır.Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz.Bir astronomi uzmanı,yaptığı hesap sonucu gü-
      neşin tutulacağını tesbit ederek önceden haber veriyor.Günü gelince de (ay dünya ile
      güneş arasına girince) güneş tutuluyor. Bu uzman haber verdiği veya takvim yaprakla-
      rına yazdığı için mi tutuluyor ? Yoksa güneş tutulacağı için mi uzman bunu önceden
      tesbit edip bildiriyor. Şuphesiz güneşin tutulacağı,uzmanın bunu tesbit edip haber ver-
      mesine sebep olmuştur.Yoksa uzman bunu yazıp haber verdiği için güneş tutulmuş
      değildir. METEOROLOJİ uzmanının ,geleceğin hava raporunu önceden tesbit edip
      haber vermesi ile hava şartlarının de etkilenmediği gibi, Allah’ın bu ezeli bilgisi ile de,
      sorumluluk alanımızda olan inanç,tutum va davranışlarımız da etkilenmez. Çünkü bun-
      ları gerçekleştiren bizzat özgür irademizdir. Yani bu konuda kendi kaderimizi kendimiz
      belirliyoruz. Biz kendi irademizle yaptığımız işleri,Cenab-ı Hak sınırsız ilmiyle önceden
      biliyor. Ama, O bildiği için biz onları yapmak zorunda kalmıyoruz. çünkü,Allah’ın o bilgi-
      si,geleceğin bir raporudur,hükmü değildir. Evet,insan özgür iradesini kullanarak iyilik te
      yapabilir,kötülük te yapabilir. İnsan için büyük nimet olan otomobili düşünelim ; Aşırı
      hız,alkol veya trafik kurallarına uymamak nedeniyle,kaza yaptığımızda biz, otomobili icad eden mücid veya üretici firmayı sorumlu tutabilir miyiz.? Bu otomobili firma üretme-
      seydi,kaza yapmazdım demeye hakkımız varmı ? Burada suçlu,trafik kurallarına uy- mayan ve kazaya sebebiyet veren biz değil miyiz.? İşte,bizi yaratan yüce Allah’da, bize,akıl,düşünme ve özgür irademizle hareket edebilme kabiliyetini bahşerederek,
      önümüze de tehlikeli yolun trafik lavhalarını koymuştur. kim, o tehlikeli yolu sçerse,
      kazayı yapar ve sorumlu da kendisi olur. Çünkü,tehlikeli veya tehlikesiz yolu özgür ira-
      demizle seçen biziz.Allah,bizi uyardığı halde,tehlikeli yolu seçmekle kendimiz suçlu
      oluruz. Peki, insan kendi kaderini değiştirebilir mi ? Evet,sorumluluk alanımıza giren
      kaderimiz,bizim tutum va davranışlarımıza göre değişebilir. Bu konuda delilimiz kur’an
      dır. FURKAN SURESİ 63-70: ”……………الا من تاب وامن وعمل عملا صالحا فاؤلئك يبدل الله سيئاتهم حسنات وكان الله غفورا رحيما الخ ”…… Rahman’ın ( Allah’ın has ) kulları onlardır ki,…………
      Yine onlar ki,Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar,Allah’ın haram kıldığı cana
      haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. (başkasının namusunu kirletmezler.) Bunları
      yapan,günahı (nın cezasını ) bulur. Kıyamet günü azabı kat kat artırılır ve onda alçal-
      tılmış olarak temeli kalır. Ancak tövbe ve iman edip iyi davranışta bulunanalar müstes-
      nadır. Allah,onların kötülüklerini iyilklere çevirir.Allah çok bağışlayıcıdır.” EVET: Ayete
      baktığımız zaman görüyoruz ki ,söz konusu günah ve suçları işleyenlerin kaderi, azap
      olur. Ama; Sonradan iman edip iyi işler yapmakla da,kötülükleri iyiliklere çevirilir ve söz
      konusu azaptan kurtulurlar. Yani sergiledikleri tutum ve davranışlarıyla kaderleri deği-
      şiyor. Özet olarak,insan sorumlu tutulduğu konularda,kendi kaderini değiştirebilir.
      Bu konuda ki Allah’ın takdiri,insanın tutum ve davranışlarına göre tecelli eder.Bu özgür
      irade insanın elinde olmasaydı,kendi buyruklarını bildirmek için, Allah ne bir elçi,ne de
      yol gösteren bir kitap (kılavuz ) gönderirdi. Biz, özgür irademizle neyi tercih edersek,
      onun sonucu ile karşılaşırız. Yani ebedi mutluluk yurdu olan cennet veya istirap yurdu
      olan cehennem bizim inanç,tutum ve davranışlarımızın ürünüdür. Hangisine girmek
      için çaba gösterip uğraşırsak ona gireriz. İyilik yapanlar ödüllendirilir,kötülük te yapan-
      lar cezalandırılır. .Hangisinin yoluna tutnursak,ona varırız. Sorumlu biziz. Saygılar.

      • bilal says:

        mustafa cengiz ! 1- Evet gösterdiğin ayetler,gece ve gündüzlerin oluşmasından söz ediyor.
        Ama dünyanın her yerinde gece ve gündüzlerin gerçeklştiğine dair kur’an da bir ifade var
        mı ? 2- Kur’an da gece ve gündüzlerin süresi ( 24 saatlik) devam eder diye bir ayet var mı ? 3- kur’an bunu açıklamadığına göre,her yerin gece ve gündüzleri aynı olmayabilir.
        Kimi yerde her ikisinin süresi 24 saat’ta olabilir. kimi yerlerde,3 ay vaya 6 ayda sürebilir.
        Gece ve gündüzlerin süreleri ister uzun, ister kısa olsun,yine güneşin güründüğü süreye
        gündüz ve güneşin görünmediği süreye yine gece denir. Eğer kur’an,her yerin gece ve
        düzünü eşit saysaydı o zaman,sana hak verebilirdik. 4- ”Allah,gece ve gündüzü 24 saata
        sokamadı ” demen,büyük bir saçmalıktır.Mantıksızlıktır.Çünkü kur’an,gece ve gündüzün
        24 saat sürdüğünü söylemiyor.Bunun 24 saat olduğunu bizler söylüyoruz. 5- Kur’an,sade-
        ce gece ve gündüzlerin oluşmasından ve bunların hayat açısından önemine vurgu yapı-
        yor. Ne dünyanın her yerinde gece ve gündüzlerin oluştuğunu, ne de gece ve gündüzlerin
        süreleri 24 saat olduğunu söylüyor. Kaldıkı kur’an’ın mesajı geneldir.Gece ve gündüzler,
        hemen hemen dünyanın her yerinde gerçekleşiyor. Sadece NORVEÇ’ın kuzey enleminde
        bulunan çok küçük bir yerde güneşın batışı gerçekleşmiyor. Burayı m2 ye böldüğümüz
        de dünyanın milyonda biri etmiyor. Veya kaba bir hesapla; Dünyanın %99.99′ün üzerinde
        gece ve gündüzler oluşurken, (ama kısa,ama uzun fark etmez) çok küçük bir yerde güneş batmıyor diye,kur’an gece ve gündüzlerin varlığından söz ettiği için,kur’an’ı mantıksız mı buluyorsun.? O mantıksızlık, senin kıt algılayışın ürünüdür,kur’an’ın değil. Kur’an,genel mesaj verir.Dünyanın %99.99′ün üzerinde gece ve gündüzler gerçek-
        leştiği için,bu konuda mesajı da genel olur.İstisnalar kaideyi bozmaz. Bir ÖRNEK vere-
        lim : ”Türkiye halkı zengindir ” dediğimde, Türkiye de 74 milyon üzerinde yaşayanların
        tümü zengindir.Anlamına mı gelir,? yoksa büyük çoğunluğu zengindir anlamına gelir ?
        Burada ” Türkiye halkının tümü zengindir ” ifadesi kullanılmadığı için,yukarıdaki sözden
        çoğunluk kastediliyor.Bu her dilde var. Kur’an,dünyanın her yerinde gece ve gündüzle-
        rin oluştuğunu söylemdeği için,bu ifade çoğunluk ifadesidir.Güneş batmadığı Norveç’ın
        o küçücük yerde dünya nüfusunun yüzde kaçı yaşıyor ? Norveç’ın bütün nüfusu 4.5 mil-
        yonu geçmiyor.Söz konusu güneşin batmadığı o küçücük yerde ( bir gölün çevresinde) kaç kişi yaşıyor.? Dünya nüfusu şayet 7 milyar ise, neredeyse bu 7 milyar inasanın
        tümü gece ve gündüz olayı ile karşılaşmaktadır. Bunun için,Yüce Allah,gece ve gün-
        düzlerin oluşmasından ve bunun insanların hayatı üzerinde olumlu etkilerinden söz
        ediyor. bir yerde gece ve gündüz yoksa,yaşam da çok zor olur.Enerji kaynağımız gü-
        neştir.Güneşten enerji almayan yerde hayat felçtır.İşte Kur’an’ın ”MÜ’MİNÜN” Suresi
        61.ayeti gece ve gündüzlerin yaşam için ne kadar önemli olduğunu bize haber veriyor.
        Ama ”mustafa beyefendi ” bunu nereden bilecek.! Küre tv.yi izlemeden bu durumdan
        haberi bile yoktu.Ama islam alimleri, seneler önce bunu bildikleri için böyle yerlerde
        ibadetlerin nasıl yapılacağına dair çözüm bile getirmişlerdir. 5- Kur’an sadece
        Mekke halkı için mi gelmiş,yoksa evrensel olup bütün insanlar için mı gelmiş ? Kur’an,
        yüce Allah’tan toptan gelmemiştir.Toplumu bir eğitim sürecinden geçirerek,sorun ve ih-tiyaçların da göz önüne almak suretiyle 23 sene içinde inmesi gerçekleşmiştir. وما ارسلناك
        الا كافة للناس بشيرا ونذيرا ” …Ey (Resulüm!) biz seni ancak bütün insanlara,müjdeleyici ve
        uyarıcı (elçi) olarak gönderdik. ” İfadesiyle,hz.Muhammed,bütün insanlara peygamber
        olarak gelmiştir.” يا ايها الناس قد جاءكم برهان من ربكم ” ..Ey insanlar ! Rabbinizden size bir reh-
        ber ( yol gösteren bir kur’an) gedi.” İfadesiyle de,kur’an,bütün insanlara gelmiştir.
        Böylece hem kur’an ve hemde Hz.muhammed bütün insanlar içindir. Tebliğ meselesin-
        de ise,hedef kitle küçüktan başlanmış olup,yavaş yavaş büyütülmüş ve genişletilmiştir.
        Mesela ilk inen ayatlerde ”وانذر عشيرتك الاقربين ” Ey (Resulüm !) önce yakın çevreni uyar.”
        Tebliğ için henüz şartlar oluşmadığı için, hz.peygamber sadece çevresinde güvendiği
        kimselere gizliden tebliğ yapıyor. 3 sene sonra bu tebilğin açıktan Mekke ve çevre-
        sinde bulunan yerleşim merkezlerine de yayılması istiniyor. ” لتنذر ام القري ومن حولها ”
        ”Ana merkez ve çevresini uyarasın diye….” ikinci aşama da hedef kitle daha da geniş-
        letilir. ” Daha sonra, ” يا ايهالرسول بلغ مانزل اليك فان لم تفعل فما بلغت رسالته ” Ey elçi ! sana in-
        dirilen (kur’an’ı her yere) tebliğ et.Eğer bunu yapmasan bilki,elçilik görevini yapmamış
        olursun. ” Bu ve buna benzer ayetlerle hedef kitle evrenselleşiyor.Ve her yere tebliğin
        yayılması emrediliyor.İşte bu aşamalarla kur’an 23 senede tamamlanıyor.İlk önce,tebli-
        ğin açıktan yapılması mümkün değildi.Bu nedenle gizliden yakın çevreye tebliğin yapıl-
        ması emrediliyordu.Şartlar biraz iyileşince,Yüce Allah,فاصدع بما تؤمر ” Ey Resulüm ! teb-
        liği açıkla ve ana merkezle birlikte çevresine de tebliği götür.” Şartlar ve durum daha da
        iyileşince,her yere tebliğin gitmesi emrediliyor. Kur’an’ı bir bütün olarak ele almayan,
        ayetlerin sebebi nüzulunu,ayetlerin hangi şartlarda,hangi sorun ve olay üzerine in-
        diğini ve kur’an’ın orjinal metninin anlamını bilmeyenler,maalesef ! kur’an’ın gerçek
        mesajını anlayamazlar. Bu ayetle kur’an, sadece ”Ana merkez ve çevresini uyarasın”
        diye bir ifade kullanmadığı için,evrenselliğine mani hiç bir işaret yoktur. Eğer ”Sadece
        ana merkez ve çevresini uyarasın diye” bir ifade olsaydı, o zaman evrensel olmayabi-
        lirdi. Ama öyle bir ifade yoktur. Kur’an’ı muhatabı bütün insanlardır. Sık sık,يا ايهالناس ”
        ” Ey insanlar ! ” diye hitap eder. Hiç bir yerde, ” يا ايها العرب ” Ey Araplar ! ” diye bir ayet
        var mı ? Yoktur.Öyleyse,kur’an mesajının muhatabı bütün insanlardır. O bütün insanlı-
        ğın huzur ve mutluluğu için gelen ilahi bir rehberdir.Ona sarılan her iki cihanda huzur
        ve mutlu olur. EVET : KUR’AN’ da en ufak mantıksal bir hata ve çelişki yoktur.Çelişki
        ve mantıksal hata, kur’an’ı anlmaktan aciz kıt beyinlerin ürünüdür. Saygılar.

  15. mustafa cengiz says:

    Dikkatsiz okuyuculara atfolunur.
    Nûr(*) Sûresinin 44 . Ayetinde
    Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.

    Furkân Sûresinin 47 . Ayetinde
    O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.

    Furkân Sûresinin 62 . Ayetinde
    O, öğüt almak isteyen ve çok şükredici olmayı dileyen kimseler için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca getirendir.

    Neml Sûresinin 86 . Ayetinde
    Onlar görmüyorlar mı ki biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah varlığını gösteren) deliller vardır.

    Kasas Sûresinin 71 . Ayetinde
    De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilah size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?”

    Kasas Sûresinin 73 . Ayetinde
    Allah, rahmetinden ötürü geceyi içinde dinlenesiniz; gündüzü de, lütfundan isteyesiniz ve şükredesiniz diye sizin için yarattı.

    Lokman Sûresinin 29 . Ayetinde
    Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.

    Fâtır Sûresinin 13 . Ayetinde
    Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay’ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu Allah’tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O’nundur. Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler.

    Zümer Sûresinin 5 . Ayetinde
    Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

    Mü’min Sûresinin 61 . Ayetinde
    Allah, içinde rahat edesiniz diye geceyi ve (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
    Ayetlerde görüldüğü gibi Allah geceyi istirahat gündüzüde çalışıp nafakamızı kazanmamız için yaratmış, Sizleri bilmeme ama ben burda hemfikirim. şimdi soru Küre tv nin bir yayınını izledim 24 saat içinde “akşam olunca akşam olmuyor.” güneş batmadan (güneşin batmayacağı gerçeğini unutmayalım) güneş özden kaybolacağı sırada tekrar görünmeye başlıyor ve bu düzen üç ay gibi bir süre devam ediyor. Hani nerde kaldı “Görmedin mi ki Allah geceyi gündüzün içine ve gündüzü de gecenin içine sokuyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri (kendi yörüngesinde) belli bir zamana kadar akar gider. Şüphesiz Allah işlediklerinizden hakkıyla haberdardır.” Allah geceyi gündüzün içine 24 saatlik bir süre içinde sokamadı. Yukardaki ayetlerin hiç birisi “ekinoks” bölgelerine uymuyor, eğer uyduran varsa işte meydan. Çok kısa geçiyorum bu ayetleri dünyanın nasıl bir sistem olduğunu bilmeden arap yarımadasında çıplak gözle baktığınızda gecenin ve gündüzün ayetlerle uyumlu olduğunu görebilirsiniz ama bu kural norveç ve kutup ülkeleri için geçerli değildir.Şimdi yine soru, peygamber arabistanlı olmasada norveçli olsaydı böyle bir ayet mevcut olurmuydu? “Herşeyi bilen mutlak güç ve kudret sahibi Allah” bu ayetleri neden göndermiştir? Bu sitede ismi gecenler veya yorumları ile asıl tartışmacıyı eleştirenler bu ayetlere ne diyecekler merak ediyorum. Kainata şamil evrensel olduğunu iddia eden Bu Kuran “Mekke ve etrafındaki yaşayanları korkutması için in Secde Sûresinin 3 . Ayetinde
    Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? Hayır o, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından indirilmiş gerçektir.
    İşte buradada görüldüğü gibi o güne kadar tüm peygamberler yahudilerin kralları idi ama Muhammed yahudilere bazı sebeplerden dolayı şirin gözükmek için Yahudilerin kırallarını peygamber olarak tanımış sizde benim peygamberliğimi tanıyın artık demiştir. Ayette de anlaşıldığı gibi daha önce hiçbir peygamber gönderilmemiş kavimden kasıt peygamberin arap kavmidir. saygılarımla

  16. mustafa cengiz says:

    Bilal bey in kaçamak cevaplar verdiğini asıl konuyu görmezden geldiğini dikkatli okuyucular veya anlamak isteyenler farkına varmıştır. örneğin peygamberlerin yahudiliğine hiç değinmemiş ama bu sefer eminim bir uzak dopulu bir peygamber adını verecektir ve kurandada yeri vardır şimdi saayın bilal bey sıkılmazsanız size 1999 yılı not düştüğüm satırları okumanı dilerim
    2/187- “Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız, size helâl kılındı. Onlar, sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız. Allah, nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi bağışladı. Şimdi onlara yaklaşın ve Allah’ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikten size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla beraber siz mescitlerde îtikaf halinde iken onlara yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar.”
    “Allah sizin kendi nefsinize kötülük ettiğinizi bildi tövbelerinizi kabul etti ve sizi bağışladı.” Artık eşlerinizle Ramazan ayında da sevişebilirsiniz, Allah’ın buna günah yazmayacağını artık bilin demek istediği açık. Yaradılıştan kıyamete kadar alemlerin Allah ı olduğu ve hangi tarihte, Ramazan orucunu alemlere farz kıldığı ve oruç gecesi de onlara hanımlarına yaklaşmalarını yasaklamıştı ki o gün birden bire ne oldu da, anladı bildi ki, sizler benim eskiden yasakladığımla kendinize çok eziyet etmişsiniz diyerek koymuş olduğu yasağı geri aldı. Şimdi söz konusu tarihe kadar insanlara oruç ayında verilen ceza, o tarihten sonra Kureyş kabilesinden Hz. Muhammed ve ümmetine jest olarak verildi ise daha önceki kullara neden verilmediğini Allah ın taktiri ilahisi diye mi sinemize çekeceğiz. Yoksa o güne kadar oruç tutan Arap ve Yahudiler başka Allah için mi oruç tutuyorlardı. Zaten “eskilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” dediği orucu o zamanlar ki puta tapar Araplar ve bunlarla beraber yaşayan Hz. Muhammed ve kabilesi de putlara tapıyorlardı. Hz Muhammed de puta tapıyordu demek, bazılarınca abesle iştigal gibi görünse de bunun böyle olduğu açık bir şekilde şu ayetle de. (“Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mı?” 93/7) bilindiği halde dile getirilmemesi veyahut ta alenen konuşulmaması, seçilmiş bir kulun ben “Müslümanların ilkiyim” diye ortaya çıkan birine bu çirkin iddiayı kendilerince yakıştırmak istemedikleri gerçeğidir. orucun aslında kaç gün olduğu o güne kadar hiçbir zaman belli olmadığı gibi belirttikleri sayılarda kanıtsız ve birer varsayımdan ibarettir.
    Her zaman her tartışmada kutuplardaki veya kuzey ülkelerinde ki insanların ne şekilde ve hangi zamanlarda oruçlu olması gerektiği tartışma konusu olmuştur. Bu gibi soruları soracak olanlara muhatap olan din alimleri olayı geçiştirmek için soruyu soranın oruç tutup tutmadığını sorarlar, oysaki soruyu soranın amacı tüm alemlere indirilen Kuranın bu bölgelerde yaşayan has bel kader Müslüman olmuş insanlara nasıl oruç tutmasını nasıl ibadet edilmesini açıklamış olduğunu öğrenmektir. Çoğu zaman derler ki eğer oruç tutmak istiyorsan en yakın memlekete yani uzun zaman güneş alan bölgeye uy. Veyahut ta halisane bir fikirle niyetinde ciddiysen, amacın eleştirmek değilse sen ibadet etmenin yolunu nasılsa bulursun, bırak orda yaşayanlar nasıl ibadet edeceklerini kendileri düşünsün. Bu gibi açıklamalar en büyük ağızlardan Siyaset Meydanı 1999 kurban tartışmasında dile getirilmiştir. İşte bu kadar kolay olan bu açıklamayı her nasılsa Kuran akıl edememiş, ama bizim din alimlerimiz soruyu çok kestirme olarak cevaplamışlardır. Oysa ki Kuran 2/bakara 187 de gayet açık olarak siyah iplikle beyaz ipliğin gözle ayrışmasını örnek vererek, oruca başlama gece olunca da bitirme zamanını kabul ederek, oruç süresini tespit etmiştir.
    Bu konuyla alakalı başka bir; Bakara 2/187 ayetten hareketle İslam Peygamberi adlı, yapıtında islami yazar Pr. Doktor Muhammed Hamidullah kutuplarda ki oruç ve diğer ibadetlerin nasıl yapılması hakkında yaptığı zorlamalı açıklamalar dikkate değer görünmekte.
    “…..Norveç, Finlandiya, Kanada, vs. bölgelerde altı ay sonra ise, gayet uzun geceler hüküm sürecektir. Günlük haftalık veya yıllık namazların kılınmasında oruç tutulmasında, zekat verilmesinde zamanla ilgili dini vecibelerin yerine getirilmesinde, bu çeşit müşgüllerin üstesinden nasıl gelinmelidir. Böyle uzun gün ve geceye sahip ekinoks bölgelerde Cuma namazı üç yılda bir mi kılınacaktır, yoksa bu namaz çeşidinin vakti güneydeki normal bölgelere göre mi hesap edilip uygulanacaktır? Kuranı Kerim bu konuda açıkça şunu söyler.
    ‘Gerçektende güçlüğün yanı başında kolaylıkta vardır.’ (K. 94/5-6) veya ‘Allah kimseye çekip kaldıramayacağı bir yükü (mükellefiyeti yüklemez…..’ (K. 2/286) ayeti de yer almıştır. Bu ayetler bize bu gibi müşkül durumlarda aranacak çözümler için en iyi yolu göstermektedir. ….. Resulullah daha da açık ifadelerde bulunur; o eyaletlere tayin edip gönderdiği vali ve memurlarına ‘Kolaylık gösteriniz! Güçlük çıkarmayınız! İnsanları yıldırıp bezdirmeyiniz!…’ diyerek yollar göstermiştir”
    Sayın yazarın yapmış olduğu konu ile ilgili yorum, zevahiri kurtarmaktan aciz olduğu gibi, Allah ve Resulünün, yaratmış olduğu dünyada, böyle anormal ülkelerin varlığından bile haberdar olmadığı gayet açıktır. Eyaletlere gönderdiği valilere, dini yeni tanıyanlara kolaylık göstermeleri doğrultusunda tembihlerde bulunmuş olduğu doğrudur. Fakat o valileri dini kolaylaştırın diye Norveç’te ki Müslüman olacaklara değil, hemen yanı başındaki komşu ülkeleri kastettiği açıktır. Şöyle ki “güçlük çıkarmayın kolaylık dileyin” gibi Kuran ve hadislerden alıntı yaparak yapılan açıklamalar bu gibi durumlarda değil, fakat bazı fiziksel arızalı ve hastalıklı Arapların dini ibadet ve vecibelrini yerine getirmekte zorlandıklarında baz alınması gerektiğindedir. Ve yine aynı eserden, hadisler ve diyanet yayınlarından anlaşıldığına göre Muhammet bu gibi ayet ve hadislerin açıklamalarını hiçte Sayın Yazarın yaptığı gibi değil, ona göre bakınız;
    “Bir gün o, sahabelerinden birinin gece boyunca namaz kıldığını…. Bir diğerinin de Ramazan ayı dışında aralıksız bütün günlerini oruç tutarak geçirdiğini, bazılarının da bebek yaşta ki çocuklarına bile oruç tutturduklarını duyduğunda Resulullah bu sahabelerin yapmış olduklarını yasakladı ve ‘Dini kolay hale getiriniz, zorlaştırmayınız” eyaletlere valiler gönderdiğinde talimatlar vererek onlara da aynısını tembihle ‘Dini kolay hale getiriniz, zorlaştırmayınız ve bu dinden kimseyi korkutup kaçırmayınız.’ Seklinde talimatta bulunmuştur
    Oysa ki Allah ve Resulünün böyle kuzey ülkelerindeki gece ve gündüz farklarından dolayı ibadet etmekte zorlanacaklarından haberi olmuş olsaydı, Muhammed Hamidullah gibi açıklamalarda bulunmayacak, tam aksine o ülkeler içinde, farklı ibadet ayetleri yazarak veya indirerek o ülkelerin insanlarında dini ibadetlerine kolaylıklar getirecekti ve insanlarda yaratıcılarına nasıl ibadet edeceklerini öğreneceklerdi. A.g.e sayın yazarın şöyle bir çekincesi daha var.
    “Bu gün Finlandiya, Norveç ve Kanada gibi ülkelerde çok sayıda Müslüman var….. Fakat gerçek şu ki. Bu bölgelerdeki insanlar güneş kış mevsiminde bir hafta boyu hiç doğmadı diye bütün hafta boyu yataklarında uyumamaktadırlar. Aynı şekilde yazında bir hafta boyu güneş hiç batmadı diye bütün bir haftayı uykusuz geçirerek çalışmamaktadırlar.” Der. (İslam peygamberi sayfa 797)
    Bu ülkeler için yapmış olduğu tespitler buraya kadar doğru ve bu insanlarda, orada ki doğanın yasalarına uyum sağlayarak ve de gece gündüz fark etmez demeden yaşamaya, aşağıda ki ayetlere aldırış etmeden de çalışmaktadırlar.
    Şimdi asıl mesele yazarın burada, Allah ve Resulünün o zamanki Arap gelenek ve kültüründen ve daha evvelki dini geleneklerden fazla bir şey bilmediğini söyleme cesaretinden yoksun olduğundandır. Oysaki, Allah ve Resulü Muhammed, bu yazarın bilerek görmezlikten geldiği aşağıda ki ayetlerle Arabistan daki görünen güneş sistemine uygun ve buna göre “Mekke halkı ve çevresindekileri uyarasın” (K. 42/7) diye açıklamalarda bulunmuştur. İşte bu ayetlerden bir kaçı;
    “Tanyerini ağartan, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı vakit ölçüsü kılandır. Bu, Güçlü olanın, Bilenin nizamıdır. 6/96 Size geceyi dinlenesiniz diye karanlık ve gündüzü çalışasınız diye aydınlık olarak yaratan Allah’tır. Kulak veren millet için bunlarda ayetler vardır. 10/67 Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah’tır. 25/47 De ki: “Söyler mısınız? Eğer Allah geceyi üzerinize kıyamete kadar uzatsaydı, Allah’tan başka hangi tanrı size bir ışık getirebilir? Dinlemez mısınız?” 28/71
    Durum hiçte Sayın yazarın, Allah ve Resulünün “dini kolaylaştırın” gibi ayetleriyle kuzey ülkelerindeki yaratıklarının dini ibadetlerini kolaylaştırma gibi bir derdi olmayıp, Bakara 2/187 ayetinde görüldüğü gibi oruç ve tüm ibadet vakitlerinde güneşi; ölçü olarak doğuşu, tam tepede (zeval) ve batışıyla bahsi geçen dini ibadetlerin zamanlarını tespitte kullanmıştır, Tüm bunlardan esinlenerek şöyle bir soru sorulabilir: eğer peygamber Finlandiya da doğmuş olsaydı ibadet zamanları neye göre düzenlenecekti? Cevaben de şöyle denilebilir. Bu bölgede böyle alemleri kapsayacak tek tanrılı bir din ve bu dini konuların üretildiği ve daha da önemlisi hayali senaryoların yazılma sı geleneği olmadığı için cevapta olmayacaktır. Hemen denile bilir ki bu bölgelerde yaşayan insanlarında tapındıkları doğmalar var ve en azından Hıristiyan dırlar, doğrudur ama yinede bu dinlerinde üretim merkezleri Araplardır ve Arap yarımadasıdır.
    Bunlardan daha da ilginci (İslam Düşünce Rehberi Şah Veliyullah Dihlevi nin yazmış olduğu iki ciltlik eserinin 67. sayfası namazlar bölümünde birde kuşluk vaktinin tespiti var ki akıllara zarar. Şöyle ki: “Kuşluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye başladığı, kumların ısındığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduğu zamandır” şimdi tüm alemleri kapsadığını iddia eden Kuran ve savunucusu İslam yazar ve ilimcilerinin bu gibi durumlarda bahsi geçen kuzey ülkelerinde zorda olsa yaşamaya çalışan insanlar has bel kader Müslüman oldularsa, hangi hayvan yavrusunu, hangi güneşi ve hangi sıcağı baz alacak ve hepsinden de önemli yaratıcılarına niyazda bulunmak, bir kuşluk namazı kılmak için “üç yıl” mı? Bekleyecekler.

    • bilal says:

      Mustafa Cengiz ! 1- Ramazan ayının orucu ( bir ayın orucu ) bütün alemlere farz kılınmış-
      tı diye,kur’an’ın neresinde geçiyor.? Bak kur’an nasıl diyor ? Bakara suresi 183-185.
      ayetler : ”ىا ايها الذين امنوا كتب عليكم الصيام كما كتب علي الذين من قبلكم الخ ” Ey iman edenler ! Oruç siz-
      den öncekilere yazıldığı gibi,sıze de yazıldı.(farz kılındı.) Dikkat ederseniz,” Oruç öncekilere de farz kılındığı gibi ” şeklindedir. Ama; bir ay olan Ramazan orucu değildi. Onların orucu bir
      kaç günlük idi. Bir ay oruç tutmak sadece kur’an’ın gelişi ile farz kılınıyor. Yani bir ay oruç
      tutmak sadece islam ümmetine mahsustur.Zaten kur’an’ın inmesiyle Ramazan ayı değer buluyor.
      . İslamdan önce Ramazan diye bir oruç ayı yoktu. Bu nedenle;Bir ay olan Ramazan ayı-
      nın orucu diğer toplumlara da farz kılınmıştı diye, iddia etmek tamamen yalnıştır. Önceki
      toplumlara sadece belirli bar kaç gün oruç farz kılınmıştı. Onların da oruçları tıpkı islamiyete
      olduğu gibi,gündüz vaktine takabul ederdi. Geceleyin onlara bir şey yasaklanmamıştı.
      Oruç gecelerinde onlara bu tür yasakların konulduğuna dair hiç bir ayet yoktur.
      Hatta, müslümanlara nazararan öncekiler daha az ibadetle mükellef kılınıyordu.. Zamanla oruç tutma şekli bozuluyor .Kur’an indiği döneme kadar de bu şekil devam ediyordu.İslamın ilk dönemine kadar devam eden o yanlış oruç tutma şekli,(sahura kalkmama,uyku vaktin-
      den sonra yemek,içmek ve cinsi ilişkilerden uzak kalma gibi yalnış uygulamalar,)Bakara suresi 187.ayetin inmesi ile kalkıyor. Söz konusu yasaklar onların yalnış inançlarından kaynaklanıyordu..
      İşte öteden beri yanlış olarak tutulan oruç şekli,Bakara suresi 187.ayetle ortadan kalkıyor.
      ” احل لكم ليلة الصيام الرفث الي نسائكم الخ ”..Oruç gecelerinde eşlerinize yaklaşmanız (ilişkide bulunmanız) size helal kılınmıştır….” Yani öyle bir yasak yoktur. Ayetin devamın da,
      ” علم انكم كنتم تختانون انفسكم الخ ”Doğru meal; ”Allah,sizin kendinize kötülük ettiğinizi biliyordu.
      ”….Allah kendinize kötülük ettiğinizi bildi.” şeklindeki çeviriler tamamen yanlıştır.
      Çünkü, ” احل ve علم geçmiş fiil kipleridir. Şuan ki zamanla hiç alakaları yoktur.Çeviri-
      ler yalnıştır.
      2. Konuya kısaca değinmek istiyorum: Kur’an daki kural,kaide ve mesajlar geneldir.
      Hitap yaptığında çuğunluk baz alınır. İnsanların % 99′un üzerinde gece ve gündüz-
      lerin normal seyrettiği yerlerde yaşıyorlar.Gece ve gündüzlerin anormal seyrettiği yer-
      lerde çok az sayıda insan yaşıyor. Bunlar için özel bir ayetin inmesi mi gerekiyor.?
      İslamda asıl olan inanç,niyet ve ibadettir. Nasıl ki mazeret olduğunda veya yolculukta,
      kaza etmek suretiyle oruç tutulmayabilir ve namazlar kısaltılıp birleştirilebilrse,gündüz
      ve gecelerin normalından uzun sürduğu bölgelerde de yaşayanlar, kendilerine yakın
      normal bölgelerin yerel saatlerine göre ibadetlerini yapabilirler.Yeterki ibadetlerini
      yapsınlan .Allah kabul eder.Önemli olan niyetleridir.Bunlar için özel bir ayetin inmesi-
      ne gerek yok. Evreni,dünyayı ve güneşi yaratan yüce Allah,elbette Norveç gibi yerle-
      rin durumunu (haşa) bilmemesi söz konusu olamaz.Her yer onun eseridir.Kendi eserini bilemez mi ? Önemli olan ona yönelmektir.
      MAİDE SURESİ 90-91. Ayette; ” انما الخمر والميسر الخ ” Ey iman edenler ! İçki, (sarhoş
      edici,aklı gideren,) kumar,dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir, on- lardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz ” diye buyurulur . Burada içkinin ifadesiyle aynı
      özelliği taşıyan her türlü madde yasaklanıyor. Teker teker hepsinin isimlerinin zikre-
      dilmesi gerekmez.Çünkü kur’an’ın kaide ve kuralları geneldir. Her bir içki türü için, bir
      ayetin inmesi gerekmediği gibi,Norveç’ın kuzey enleminde yaşayanlar için,özel bir
      ayetin gelmesine de gerek yoktur. 3-Veliyullah Dihlevi den getirdiğin görüş,onun böl-
      gesel yorumudur.Hiç bir alimin yorumu müslümanları bağlayamaz.Yorum yorumcuya aittir.
      Hiç bir mezhep de müslümanları bağlayamaz.Mezhepler din değildir.Mezheler yorum-
      lardır. Müslümanları bağlayan tek unsur kur’an ve mütevatir (kesin ve sahih olan )
      sünnettir. İlk dönemde mezhepler mi vardı ? bunlar sonradan ortaya çıkmıştır.Mez-
      hepler yorumların ürünü oldukları için yalnış yönleri de var,doğru yöneleri de.Asıl olan
      dinin tek kaynağı kur’an dır. Mütevatir sünnet ise,kur’an’ın uygulama şeklidir.Bizi ilgi-
      lendiren kur’an ve sahih sünnettir.
      3- Diyorsun ki,eğer peygamber Finlandiya da doğmuş olsaydı ibadet zamanları neye
      göre düzenlenecekti ? Kur’an, evrensel çözüm getiriyor. Bakara suresi 286.
      ”لايكلف الله نفسا الا وسعها الخ ” Allah her kesi, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar.”
      Burada yaşayanlar,diğer normal bölgeler de yaşayanlardan daha fazla ibadet yapmak
      veya daha uzun oruç tutmakla mükellef tutulmazlar.Normal bölgelerin yerel saaleri
      baz alınır ve herkes için süre aşağı yukarı aynı olur.
      4- ” Ta fecrin beyaz ipliği………” ,dünya nüfusunun %99′un üzerinde bu fecr olayına
      şahit oluyor. Böyle yerlerde yaşıyorlar.Ayet genele hitap ediyor. Yüce Allah’ın bizden
      istediği iman,ibadet ve ona yönelmektir.şekil önemli değildir. Fecrin olmadığı yerler de
      yaşayanlar, yeterki Allah’a yönelsinler.Güneşin olduğu veya olmadı zamanın önemi yok-
      tur.Ona inanıp gücün nisbetinde ibadetini ifa etsen yeterlidir. Hani yolculukta namaz-
      larını kısaltıyorsun ya.! İşte bu da öyle. Orada yaşayanlar ay ve seneleri nasıl hesaplı-
      yorlarsa,ibadetlerini de öyle hesaplayarak yapacaklar. Onlara sorun çıkarmanın hiç bir
      anlamı yoktur. Saygılar.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s