MARİFETNAME mi REZALETNAME mi?

Şeyh Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri (!) ‘nin 1984  yılında  basılan  Marifetname adlı eserinin  2.  sayfasında  İstanbul  Müftüsü  Selahattin  Kaya’nın  takdimi  şöyledir.  “Yazıldığı  asırlara  ışık  tutan,  günümüze  kadar  değerinden  bir  şey  kaybetmeksizin  dini  eserler  arasında  müstesna  bir  yer  işgal  eden  Marifetname’nin  tekrar  irfan  hayatımızda  yer  alması  sevindirici  bir  olaydır.”

Şimdi  bu  kitaptan  bazı  ilginç  alıntılar  yapalım. Sıkı  durun..

YEDİ GÖK

Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. Onun altında nimetler denizi vardır. Onun altında su denizi vardır. Onun altında hayat denizi vardır. Bütün bu denizler, Hak’kın nimetlerinden kinayedir.

Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Bu, çiçekli nurdandır. Bir rivayette, kırmızı yakuttandır. Bunun izmi ariba’dır. Meleklerle doludur. Buradaki melekler adam suretindedir. Tesbihleri daima: “Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi” dir. Onlar Hak Teâlâ’dan gayri kimseyi bilmezler. Birbirlerine dahi bakmazlar. Allah korkusundan ayakta durup, kıyamete kadar ağlarlar. Bunlara mukarrabin melekler, ruhaniyyin melekler, derler. Onların reislerinin ismi: Rakyail’dir. Bu, yedi göğün bekçisidir. Bunların altında altıncı gök vardır. Taze incidendir. Buranın ismi: Raka’dır. Buradaki melekler oğlan suretinde, yüzleri gülden tazedir. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. “Sübhane Rabbi külli şeyin” tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Reislerinin adı: Kemhail’dir. Bu, altıncı göğün bekçisidir. Bunun altında beşinci gök vardır. Kırmızı altındandır. Bunun ismi:

Dineka’dır. Buranın melekleri huri suretindedir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. Tesbihleri: “Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi” olmuştur. Reislerinin ismi: Semhail’dir. Bu, beşinci göğün bekçisidir. Bunun altında dördüncü gök vardır ki, beyaz gümüştendir. İsmi: Erkalun’dur. Buranın melekleri at suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh” olmuştur. Reislerinin ismi: Kakail’dir. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Bunun altında üçüncü gök vardır ki, sarı yakuttandır. İsmi: Mâun’dur. Bunun melekleri kartal suretindedir. Tesbihleri: Sübhane’l-melik’el-hayyi’llezi ve lâ yemût” kelimesidir. Reislerinin ismi: Safdail’dir Bu, üçüncü göğün bekçisidir. Bunun altında ikinci gök vardıry ki, kırmızı yakuttandır. ismi: Kaydum’dur. Buranın melekleri deve suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane zil izzeti vel ceberut” olmuştur. Reislerinin ismi: Mihail’dir. Bu, ikinci göğün bekçisidir. Bunun altında birici gök vardır ki, yeşil zebercettendir. İsmi: Berkia’dır. Buranın melekleri öküz suretindedir. Tesbihleri: “Sübhane zil mülki vel melekut” olmuştur. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail’dir. Dünya göğünün bekçisidir. Bu, büyük ve güzel bir melektir ki, Mikail’in vekilidir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider.

Hak Taâlâ, yedi göğün her birisini, balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir.
Yedi göğün duvarı olan kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır.
Yılan, büyük dağı halka gibi kuşatıp, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Kıyamete dek Hak Taâlâ’ya yüksek savtıyle tesbih eder.
Bu denizler ortasında yedi yer, bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken, Hak Taâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki, yerlerin etrafını kavrayıp bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı.

Sonra Hak Taâlâ, o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki; onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp, her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur.
Daha sonra Hak Taâlâ, o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki, onun kırkbin başı, kırkbin boynuzu, kırkbin ayağı vardır.
Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur.
Kayayı, boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Bu öküzün adı: Liyunan’dır.

Sonra Hak Taâlâ, onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki, yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir.

 

Sonra Hak Taâlâ, o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki, büyük alık, bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir.
Sonra Hak Taâlâ, o denizi altıda, yedi tabaka cehennem yaratmıştır.
O büyük deniz, cehennem üzerinde sâkin olmuştur.

Sonra Hak Taâlâ, yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki, sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır.
Daha sonra Hak Taâlâ, o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır.
Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir.

YEDİ YER

Hak Taâlâ, kudretiyle yerleri birbirinin altında yedi tabaka yaratmıştır.
Her yerin genişliği ve her iki yerin ara mesafesini beşyüz yıllık yol edip, hava ile dolu eylemiştir.

İlk tabakanın nâmı: Dimka’dır. Kısır rüzgâr gibi havası nâhoştur. Onda bi çeşit yaratık vardır ki, Berşem nâmıyle meşhurdur. onlara hem hesap, hem azap vardır.

İkinci tabakanın adı: Celde’dir. Onda cehennemlikler için azabın he türlüsü hazırdır. Buranın kavminin ismi: Tamas’ıdr. Birbirlerini yerler.

Üçüncü tabakanın adı: Celde’dir. Onda cehennemlikler için azabın her türlüsü hazırdır. Buranın kavminin ismi: Tamas’dır. Birbirlerini yerler. Üçüncü tabakanın ismi: Arka’dır. Onda katır gibi akrepler vardır ki, kuyrukları mızraklar benzeridir. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki, öldürücü zehir ile dolmuştur. Onun sakinleri bir hasis taifedir ki onlara: Kabes derler. Onların yiyeceği toprak, içeceği rutubettir.

Dördüncü tabakanın adı: Harba’dır. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki, kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. eğer birinin zehiri bahr-i muhite karışsa, denizdeki yaratıkların cümlesi helak olurlardı. Onun sâkinlerine: Cülhan deler. Onların ne gözleri, ne ayakları vardır, ancak iki kanatları vardır ki, uçarlar.

Beşinci tabakanın adı: melsa’dır. kavminin adı: Muhtat’dır. Sayıları hesaba gelmez. Biribirlerini yerler. Orada kükürtten dağlar gibi taşlar vardır ki, kâfirlerin boyunlarına bağlayıp, cehenneme bırakırlar.

Altıncı tabakanın adı: Siccin’dir. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. Sakinlerine: Kutata derler. Cümlesi kuş şeklindedir. Lâkin elleri adam eli gibi, kulakları öküz kulağı gibi, ayakları koyun ayağı gibidir. Onlar, melekle gibidir; yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. Daima Hak Taâlâ’ya ibadet ederler. Bir rivayette, ateşliklerin ruhları, kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır.

Yedinci tabakanın adı: Ucba’dır. Kavminin adı: Cüsum’dur. Cümlesi kısa boylu, siyah habeşli gibidir. Elleri ve ayakları, yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Ye’cüc ve Me’cüc’ü onlar helak etseler gerektir. Halen, lânetlenmiş İblis, taraftarlarıyla onda sâkindir. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Yandaşları etrafında saf saf durup, her biri yeryüzünde insanoğlunu sapıtmakla ettikleri fesat ve fitneleri, İblis’e arz ederler. Onlardan her kimin şer ve fesadı çok ve büyük ise; İblis onu yanına alıp, sahte övgüler düzüp, iltifat ederek yakınlarından sayar. Hak Taâlâ, Ümmet-i Muhammed’i onların şerlerinden korusun. Amin.

MELEKLERİ  KORKUTAN  YAKUT  GÖZLÜ  YILAN

Bütün  bu  saf  saf  olan  meleklerin  ötesinde  bir  büyük  yılan  vardır.  Arşı  azamı  başı  kuyruğunun  üzerine  gelmek  üzere  çevrelemiştir.  Başı  beyaz  inciden,  bedeni  sarı  altından  ve  gözleri  kırmızı  yakuttan  yaratılmıştır.  Her  bir  tüyünün  dibinde  bir  meleğin  tespih  ettiği  yüz  bin  kanadı  vardır.  Bu  sarı  yılanın  tespihinin  sesi  diğer  bütün  meleklerin  tespih  seslerini  bastırarak  onlara  korku  verir.  Ağznı  açtığı  zaman  gökleri  ve  yeri  bir  lokma  etmesi  mümkündür.  Eğer  o  büyük  yılana  ilham  olunmasa  idi,  onun  sesinin  heybetinden  bütün  mahluklar  helak  olurdu.

ALTI  YÜZ  KANATLI,  ALTMIŞ  BİN  TELEKLİ  MELEK

Birisi  Cebrail  aleyhisselamdır  ki  altı  yüz  kanadı  vardır.  Her  birinin  yüz  teleği  vardır  ki  her  teleğin  uzunluğu  Batı  ile  Doğu’nun  arası  kadardır.  Tüm  kanatları  renkli  nurlarla  olmakla  beraber,  büyük  cüssesi  kardan  beyazdır.  Ayakları  yerin  altına  kadar  uzanır.  Kanadının  bir  tüyü  ile  dağları  devirecek  kadar  kuvvetlidir.

KULPLU  GÜNEŞ  VE  KILIFLI  AY  ARABALARI


Allah  sözü  edilen  derya  içinde  Güneş  için  üç  yüz  altmış  kulplu  elmastan  bir  araba  yaratıp,  üzerine  Güneş  koymuştur.  Güneş’i  arabası  ile  doğudan  batıya  doğru  çekip  götürmeleri  için  her  kulpundan  tutacak  bir  melek  tayin  etmiştir.  Ay  içinde  Hak  Teala  üç  yüz  kulplu  sarı  yakuttan  bir  araba  yaratarak,  üzerine  Ay’ı  yerleştirmiştir.  Ay’ı  arabası  ile  doğudan  batıya  çekip  götürmeleri  için  her  kulpu  tutacak  bir  melek  tayin  edilmiştir.  Ayrıca  Ay  için  cevherden  altmış  kulplu  bir  kılıf  yaratmış,  her  kulptan  tutacak  altmış  melek  tayin

etmiştir.  Ay’ın  arabasını  götüren  melekler  onu  her  gün  Güneş’ten  uzaklaştırdıkça,  kılıfını  tutan  melekler  de  kılıfı  her  gün  Ay’dan  biraz  daha  sıyırarak  Güneş  ile  Ay  karşı  karşıya  geldiğinde  kılıfından  tamamen  çıkıp  dolunay  halinde  görülür.  Sonra  Ay’ı  Güneş’e  melekler  yavaş  yavaş  yaklaştırdıkça  kılıfını  da  diğer  taraftan  her  gün  biraz  daha  yaklaştırıp  Ay  Güneş’e  iyice  yaklaştığında  kılıfını  Ay’a  tamamen  giydirirler.  Kıyamete  kadar  bu  şekilde  devam  eder.  Bu  sebepten  Ay  bazen  hilal,  bazen  yarım  ay,  bazen  dolunay  şeklinde  görülür.

1984  yılında  basımı  yapan  Bedir  Yayınevi  bakın kitap hakkında ne  diyor;

“Bu  kitabın  müellifi  Erzurumlu  İbrahim  Hakkı  hazretleri  zahir  batın  ilimlerinde  son  derece  yüksek  bir  mevkiye  sahip  olup,  hem  ulemai  amilinden,  hem  de  meşayihi  kiramdan  bir  zatı  celilül  kadirdir.  Kendisini  rahmetle  anar,  onun  ve  diğer  piranın  ruhaniyetlerinin  bizimle  beraber  olmasını  Hak  Teala’dan  niyaz  ederiz.  Müellif  hazretleri  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat  mezhebindedir.  Zaten  hem  itikad  ve  hem  amelde  tek  yol  Sünniliktir.  Zamanımızda  İslâm  dünyasında  ve  bu  arada  memleketimizde  türeyen  bazı  gafil  ve  cahiller  Ehli  Sünnet  yolundan  saparak  yüce  dinimizin  safiyetini  bozmak  istemektedirler.  Reformcular,  Vehhabiler,  Selefiye  cereyanı  salikleri,  mezhepleri  inkar  edenler,  mezhepleri  birbirine  karıştırmak  isteyenler,  İran  Rafizilerinin  peşine  düşenler,  din  perdesi  altında  hizipçilik,  anarşi  ve  terör  kundakçılığı  yapanlar  ortalığı  ifsad  etmektedirler.  Tüm  mü’min  kardeşlerimizin  bu  zararlı  bidat  cereyanlarına  karşı  son  derece  uyanık  bulunmaları,  onların  aldatıcı  propagandalarına  kanmamaları  ve  Ehli  Sünnet  mezhebine  sımsıkı  sarılmaları  lazımdır.  Ta  ki  dinimiz  yücelsin,  ümmetimiz  selamet  bulsun.  Marifetname’nin  bu  baskısı  büyük emeklerle  hazırlanmış  gerektiği  zaman  selahiyet  sahiplerine  danışılmış  ve  elden  geldiği  kadar  eksiksiz  bir  eser  vermek  için  gayret  sarf  edilmiştir.  Türkiye’mizin  yetiştirmiş  olduğu  büyük  İslâm  alimi  ve  arifi  olan  Şeyh  İbrahim  Hakkı  Erzurumi  hazretlerinin  Marifetname’si  eski  tabirle  bir  muhital  maariftir  yani  bir  ilim  ve  irfan  okyanusudur.  Baştan  sona  kadar  inceliklerle,  hikmetlerle  dolu  bir  hazinedir.  Böyle  bir  eseri  milletimize  sunmaktan  bahtiyarlık  duyuyoruz  ve  bizi  buna  muvaffak  kıldığı  için  Halkımıza  hamdu  senalar  ediyoruz.”

Bu kitapları okuyan halkımızın ne kadar bilimsel düşünebileceğine siz karar verin..

Serdar Kaangil

This entry was posted in Din and tagged , , . Bookmark the permalink.

6 Responses to MARİFETNAME mi REZALETNAME mi?

  1. dogan kacak says:

    herşeyi bilimle çözemezsn.bu zatın kalp gozu açık senın göremedgnı gorur,bılemedıgnı bılır.bu kıtabı halkmz okuyr,sen de oku…

    • Hayri UÇAR says:

      Peygamber s.a.v.den iyi mi gördü? Birde sahih hadisler falan, bunlar efsane ve şahsın kurguları. Ancak kuran ve hadise uyan da var. O da abartılı. Müfessirler ve muhaddisler ittifak ve icma etmişler gibi sözler doğru değil. Hangi müfessir ve muhaddis?

      • ALLAH cc Peygamberleri vasıtası ile Vahyi haber göndermiştir. Peygamberler insanların en mükemel eğitilmiş ve ALLAH cc tarafından tam bilgi ile (Rabbi) tarafından edeplenilen ahlaklanan yetiştirilen ve ilmi yanlışsız karışımsız ve kendi nefislerine uyarak hiç bir söz söylemeyecek bir şekilde yaratılmış ve ALLAH cc dima tevecüü, halinde sadece ALLAH’tan aldıkları Vahyi insanlara tebli ile görevli Kullarıdır. Peygambere verilen ilim normal insanlar üstü İbrahim Hakkı bu yazdıklarını yavudi hiristiyanlardan bile böyle biri çıkmamaış bu yazılanlar tamamen iftira içeren sözler, ve İslama büyük zarar verdiği açık, işte Kur’an ve shih Hadislerin dışına çıkan insanların durumu sonuç hüsran. Bu bir MARİFETNAME DEĞİL FELAKETNAME .

  2. selim says:

    Sana ne zararı var o zatıtn yazdıklarının ve hatta sen yazdıklarını bilimsel bulmayabilirsin ama bunu sadece yorumla değil her hangi bir meziyetin varsa bilimsel yollarla yap / en basiti marifetnamedeki seğirmeleri hayatında gözlemlemeye çalış bakalım hata bulabilecekmisin :) )))

  3. ALLAH cc gayp olan bu kadar olmadık alaylar içern yorumlar, hanği bilimden bahsedi-lebilir Ayet Hadis,mi? sizin böyle söylemeniz kader okuma gibi kaderiyeciler-den farkınız nedir, hatta daha da ötesi ALLAH cc bilbirmediği ve sorumlu tutmayacağı bir hatta, haşa siz biliyorsunuz demek o kişi kurdu bu düzeni demek mi istiyorsunuz şaşılacak birisisiniz.

  4. sinan says:

    TAM BİR REZALETNAME OLMUŞ :)

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s